Hep Krupiye Kazanır

0
Görsel, Frank Miller’in 2014 yapımlı Sin City adlı filminden alınmıştır.

Karabiga’ya geldiğimden beri her akşam dokuz gibi geliyorum bu tekneye. Bazen kazanıyorum, çoğunlukla kaybediyorum. Kişilik özelliklerim gereği kaybetmeye başladığımda oynamayı bırakıp sadece içtiğim için kazandığım kaybettiğimden fazlaydı. Burada ölene kadar kalabilirdim, kumardan kazandığım para ile geçinir, haftada bir gün kendime izin verir ve kalan günler bu teknede Blackjack oynarım. Mesai saatim akşam dokuzda başlar gece bir gibi biter. Kafama göre… Esnek çalışma saatleri… Yalnız az önce istifa etmemi gerektirecek bir olay geldi başıma. Krupiye ikişer kart açtı yere ve benim bir dalgınlık anımda kartları yanlış saydı. Göz ucuyla görmüştüm sayıları, onunki on beş benimki yirmiydi. Kazanma ihtimali yoktu. Bir kart açacak ve yirmi biri geçecekti. Kartları saymıştım. Altı açması imkânsıza yakındı. Kaybettiğimi söylediğinde kendime geldim. Yanılmış olamazdım. Güvenlik kamerasından izlemeye gittik itirazım üzerine. Ve onun haklı olduğu kanıtlandı. Ama bu mümkün değildi, ben haksız çıkmazdım. Güverteye çıktım ve nasıl haksız çıkarım diye düşündüm soğuk ve saçma bir rüzgâr eserken. Bir hata olmalı. Ben hatalı olamam. Görüntüler üzerinde oynama yapmış olmalılar. Mümkün. Evet. Kesinlikle montajdı izlediğim görüntü. Tam hırsla güvenlik odasına geri gidecekken arkamı döndüğümde karşımda biri vardı.

Kaan Boşnak: “Sen sakin bir adamdın. Çok konuşmaz umursamazdın. Neden böyle değiştin de kendini bilmezden oldun? En büyük yalansın(Varsın).”

G’: Hayır yahu, hata onlarda. Bir anlık dalgınlığımdan faydalanıp bu gece kazandığım tüm fişlerimi aldılar.

Teoman: “Artık kendini kandırma. Yoktur üstüne senin güzeli çirkin yapmakta. Suçuysa dünyaya atmakta(İki Yabancı).”

G’: Yok, bak duruma tanık oldunuz mu bilmiyorum ama burada dolandırılan benim. Freud’un yapısal kişilik teorisindeki idden gelen bir dürtü değil bu, süper ego da aynısını söylüyor. Gerçi benim beynim klasik id, ego, süper ego düzeninde ilerlemiyor.

Woody Allen: “Hayır! Seninki üç ide sahip tek beyin(Roma’ya Sevgilerle).”

G’: Gerçekten konumuz bu mu şuan? Bir çözüm arıyordum ben içine düştüğüm duruma.

Leonard Cohen: “Ve bulduğun bütün çözümler psikiyatri kadar sıkıcı(Görkemli Kaybedenler).”

G’: Ama şartları sen doğmadan önce belirlenmiş bu pisliğin içinde yapabileceğin bir şey yoktu. Çok geçmeden anlamıştım. Bu pisliğin içinde bazı kararlar alıyordu hayatın boyunca elektrik faturası ödemek için gittiğin veznenin sırasında bile karşılaşmayacağın insanlar. Ve o kararlar senin şampiyonluğunu engelliyordu, sigara paranı engelliyordu, asgarinin ne olduğunu belirliyordu, senin neye layık olduğuna karar veriyorlardı. Kontrol altındaydın. Her hareketin izleniyordu. Katlanamazdım. Kumar olmasa kontrolü elime alamazdım. Sayılar benim yanımda. Yirmi bire kadar oyun bende. Krupiyenin şansı yok.

Murat Menteş: “Bu şehirde kendini kandırmadan akşam eden bir Allah’ın kulu yoktur, diye düşündüm(Ruhi Mücerret).”

Mr. Robot: “Kontrol sahibi olup olmadığımızı nasıl bileceğiz? Sadece önümüze gelen şeyin en iyisini yapmaya çalışıyoruz, olay bu. Sürekli iki seçenekten birini seçmeye çalışıyoruz. Tıpkı bekleme salonundaki iki tablo gibi. Hepsi aynı bulanıklığın parçası, değil mi? Odak dışında kalan bulanıklık. Seçimin yanılması. Yarımız kendi istediğimiz kablolu yayın, doğalgaz ve elektrik şirketini bile seçemiyoruz. İçtiğimiz su, sağlık sigortamız. Seçebilseydik bile fark eder miydi ki? Eğer tek seçim şansımız kılıç ve kalkan arasında oluyorsa bu nasıl seçimdir? Aslında aynı değiller midir? Hayır, seçimler bizim için tayin edilmiş uzun zaman önce(Mr. Robot).”

G’: Kendimi ne zaman ve niçin kandırmaya çalıştığımı hatırlamaya çalışıyorum.

Joker: “Ben olsam hatırlamazdım, hatırlamak çok tehlikelidir. Bana geçmiş endişe verici, sinir bozucu gelmiştir… Eğer bir geçmişim olacaksa çoktan seçmeli olsun isterim(Öldüren Şaka)!”

Hafızamı zorlamayı bırakıp hesap sormak için güvenlik odasına geri döndüm. Gerekirse dayak yiyecektim. Ama yediğim dayak haklı olduğumun kanıtı olacaktı. Kerpetenle kıracakları parmaklarım delilim olacaktı. Burnumdaki kırığı aynada her gördüğümde gülümseyecektim. Kontrol bendeydi, elim kazanan eldi.