2019 Hindistan genel seçim süreci ve sonuçlar Hindistan’ın sosyo-politik yapısı ve mevcut değişim hakkında önemli fikir ve tartışmaları da beraberinde getirdi. Ancak bu tartışmaların birçoğu Batı gözüyle okunduğu için Hindistan’ın genel dinamiklerini anlamada yetersiz görünmekte ve bu durumun Hint halkının, özellikle ülke gençlerinin, tepkisini çektiği görülmektedir. Hatta bazı Hintli akademisyenler de Hindistan’ın mevcut dinamiklerinin Batı tarafından doğru olarak okunmadığını ve ülkenin doğru değerlendirilemediğini dile getirmektedirler. Şimdi neden bu serzenişlerin haklı olduğunu irdeleyelim.

Öncelikle Modi ezici bir çoğunlukla “sürpriz bir şekilde” yeniden kazandı. Çünkü Modi ve ekibi ülkesini anlama konusunda ne kadar yetenekli olduğunu göstermiş oldu. Diğer bir deyişle, Modi’nin zaferinin arkasında sadece popülaritesi ya da sert Müslüman karşıtı söylemleri yoktu. Zira artık gittikçe güçlenen bir Hindistan var ve bu anlamda ülkenin küresel arenada büyük bir güç olma hedefi ve arzusu var. Modi ise bunu iyi okudu ve “güçlü Hindistan” için birçok önemli adımlar atarak Hint halkının hayalini paylaştığını göstermiş oldu. Bu çerçevede, Modi’nin güçlü bir Hindistan için “bir 5 yıl daha” çağrısına Hint halkı yeşil ışık yaktı. 8 bin davetli ile büyük bir törenle ikinci dönemine adım atan Modi artık iki kast olduğunu, bunların ise fakirler ve onlara kaynaklarını kullanarak yoksulluktan kurtarma konusunda yardım edecek olanlar olduğunu belirtti. Ayrıca BJP’nin de ikinci kasta mensup olduğunu söyledi. Böylece genel seçim öncesi BJP’nin elini büyük oranda zayıflatacağı umulan ülkenin ekonomik sıkıntıları ile ilgili gereken sorumluluğu üstleneceği mesajını da vermiş oldu.

İkincisi, birçok uzman 2019 seçimleriyle Hindistan’ın siyasi görüntüsünün değişerek, 1990’lar itibariyle güçlenen bölgesel partilerin geri plana çekildiğini ve ülkenin Indira Gandhi döneminde olduğu gibi merkezileşmeye doğru gittiğini savunmaktadır. Ancak 2019 genel seçimlerinden sadece dört-beş ay önce gerçekleştirilen Madhya Pradesh, Telangana, Mizoram, Chhattisgarh ve Rajasthan eyalet seçimlerine bakıldığında durumun başka bir tabloyu ortaya koyduğu söylenebilir. Her ne kadar Hindistan’ın parlamenter federalizm yapısında da değişikliklerin gözlendiği belirtilse de (eyalet seçimleri ile genel seçim dinamiklerinin değişmesi, paralellik göstermemesi gibi) Madhya Pradesh, Chhattisgarh ve Rajasthan eyaletlerinde Kongre Partisi’nin iktidara gelişi, 2019 genel seçimleri konusunda gözlerin Rahul Gandhi’ye çevrilmesine neden olmuştu. Aslında tam da bu nedenle Modi’nin bu denli büyük bir zaferi beklenmemişti. Yine Telangana ve Mizoram’da da bölgesel partilerin zaferi Modi’nin yeniden iktidara geliş ihtimalini birçokları için azaltmıştı. Peki neden birkaç ay sonra yapılan genel seçimlerde BJP bu denli bir zafer elde etti? Aslında cevap çok basit, çünkü korku politikası kazandı. Korku politikasını biraz açarsak; yakın zamanda Şubat ayında Keşmir’de ve ardından Sri Lanka’da yaşanan terör olaylarının yanısıra, ISIS’in Güney ve Güneydoğu Asya’ya kayışı ve Bangladeş’ten gelen illegal göçler Hindistan halkını fazlasıyla endişelendirmektedir. Bu konjoktürden yararlanan BJP ise sert Müslüman karşıtı söylemleriyle kast sistemi nedeniyle ayrışmış Hindu birliğini sağlamaya çalışmaktadır.

BJP’nin siyasi ideolojisinin temelini oluşturan kurum olan RSS’in Hindutva (Batı yorumuyla Hindu milliyetçiliği) ideolojisinin temelde kastı kaldırmak ve Hindu birliğinin önündeki engelden kurtulmak istediği savunulmaktadır. Ancak Hindutva ideolojisine bağlı siyasi, dini ve kültürel kuruluşların üst kastlara hitap etmesi, Aryan kimliğini savunması, vb. faktörler bahsi geçen ideolojinin gerçekten böyle bir hedefi olup olmadığını sorgulatmaktadır. Bunun yanında Hindutva’nın Hindu birliğini sağlamak adına kastları kaldırmak istemesine rağmen üst kastlara hitap etmesi ve bünyesinde üst kastlara mensup üyeler barındırmasının bir çelişki teşkil etmediği, zira tüm kastların üst kast gibi davrandığı savunması da ayrı bir çelişkidir. Hindutva’nın siyasi kanadını teşkil eden BJP’nin alt kastlara karşı baskıcı ve akılcı politikalar izlediğini belirtmiştik. Seçimlerde önemli etkisi olduğunu gören alt kastları göz ardı edemeyeceğini bilen BJP kendi lehine gerekli adımları atarken, yeni kurulan hükümette BJP’den seçilen milletvekillerinin çoğunun üst kast Hindu olması ve alt kast temsiliyetinde yaşanan büyük düşüş çelişkinin boyutunu göstermektedir. Kastı kaldırmak isteyen bir politik ideolojinin siyasi kanadının alt kastların temsiliyetine daha fazla önem vermesi beklenmez miydi, hele ki davranış olarak üst kastlarla aralarında bir fark görülmüyorsa! Sonuç olarak Batı’nın Hindutva’yı Hindu milliyetçiliği olarak yorumlaması ve kastın gerçek mahiyetini anlayamaması çelişkili yorumlara neden olmaktadır.

RSS’in her ne kadar söylemde Hindu birliğini sağlamaya çalıştığı bilinse de kurumun eylemleri incelendiğinde Hindu birliğini sağlama söylemlerinin başka bir amaca hizmet ettiği görülmektedir. Bu amaç ise alt kastların Müslümanlarla işbirliği yapmalarını önlemektir. Geçen otuz yılda Hint topraklarında yaşanan birçok şiddet olayları bu iddiamızı kanıtlamaktadır. Bu anlamda Hindutva’nın Hindu birliği söylemlerinin arkasındaki niyet “ötekine karşı” birleşme taktiğinden başka bir şey değildir. 2019 genel seçimleri sonucu aday çıkardığı Müslüman adaylardan parlamentoya girebilen olmaması da durumu ortaya koymaktadır.

Üçüncüsü kast bazlı politikanın seyrinin de 1990’lara nazaran değişime uğradığının savunulmasıdır. Hindu çoğunluğun oyunu alarak iktidara gelen Modi ulusal güvenlik söylemleriyle bu oyları kazandı. Fakat sonuçta üst kastlar siyasi alana geri dönmüş oldu ve alt kastların temsilciliği güç kaybına uğradı. Esasen üst kastların siyasi arenaya dönüşü 2009 itibariyle başladı ve 2014’de Modi’nin iktidara gelişi ve yükselişiyle durum görünürlük kazandı. Zira alt kastlar yükselirken, üst kastlar sessiz kalmadı ve BJP’ye destek çıkarak kendi hakimiyet alanlarını tekrar ele geçirme fırsatı yakalamış oldular. Son seçimle de 1990’lar öncesine dönülmüş oldu, yani alt kastların mobilizasyonunun zafer kazandığı dönemler öncesine. Bunun nedeni sadece BJP’nin başarısı değildir. Çünkü kota politikasına göre zaten alt kastların kota oranı %49’a, yani anayasal doyma noktasına ulaşmış bulunmaktaydı. Bu nedenle kota konusunda hiçbir lider vaatte bulunamadı. Bu durumda ise Modi’nin alt kastların oyunu elde etme taktiği değişti. Hindistan’da iş gücünün çoğunluğunu oluşturan örgütlenmemiş işgücünü (yaklaşık %93’ü) alt kastlar teşkil etmektedir. Modi ise bu kesimin oylarını başarılı bir şekilde kendini çalışan sınıfın kahramanı olarak lanse etmesiyle elde edebildi. Ayrıca alt kasta mensup bir çay satıcısı olarak ve ülkenin bekçisi olarak kendini tanıtması da elini güçlendirdi. Böylece Hint seçmeninin en kalabalık kesimini oluşturan kitlenin duyguları harekete geçirilerek gerekli oy elde edildi. BJP’nin alt kastlara karşı yürüttüğü akılcı politikanın 2019 seçim zaferine büyük katkı sağladığı görünüyor. Diğer bir konu ise alt kastların kendi aralarında bir bölünme yaşamaları oldu. Alt kastların üyeleri farklı partilerle koalisyona girince siyasi arenadaki varlıkları geriledi.

Tüm bunlara rağmen kastlardaki sosyo-ekonomik değişimle birlikte, kastın oy konusunda temel alınma eğiliminin değiştiği söylemi, 2019 genel seçimi süreci düşünüldüğünde henüz erken bir iddia olarak karşımızda durmaktadır. Hatta sarf edilen söylemlerle beraber, ülkede son yıllarda yaşanan gelişmeler değerlendirildiğinde kastın seçim konusunda temel eğilim olmaktan çıktığını belirtmek safdillik olacaktır. Daha geçen sene alt kastların aleyhine olabilecek bir yargı kararı ülke çapında alt kastların protestosuna neden olmuştu. Ayrıca alt kastların yaşadığı mağduriyet ve ayrımcılıklar günden güne artmaktadır. Ülkenin içinde bulunduğu böylesi bir durumda, ulusal güvenlik söylemi BJP’nin imdadına yetişmiştir. Zira topraklarına kutsiyet yükleyen her Hindu için, kastı her ne olursa olsun, esas görev ülkede birliği sağlayıp, ulusal güvenliği temin edebilecek bir siyasi güce destek vermekti ki aynen böyle oldu.

Dördüncüsü BJP’nin ülkenin seküler kimliğine zarar veren Müslüman karşıtı söylemlerinin arkasında yatan sebep ile ilgilidir. Uzmanlar bu konuda haklı olmakla birlikte dört tarafından İslami terör tehdidiyle çevrili olmak bir yana (Kuzeyde Keşmir’de yaşanan Pulwama terör olayı, güneyde Sri Lanka’daki terör olayı, batıda Pakistan tehdidi ve doğuda Bangladeş’ten gelen Müslüman illegal mülteciler), yukarıda belirttiğimiz gibi üst kastlar, dolayısıyla Hindutva için de, daha büyük bir tehlike teşkil edebilecek konu alt kast ve Müslümanların işbirliği tehlikesidir. Bu nedenle, gerek seçim süreci boyunca Kongre’nin azınlık yanlısı söylemleri gerekse Modi’nin zafer konuşmasındaki ılımlı söylemlerin aksine mevcut durum oldukça trajiktir. Tıpkı alt kastlar gibi Müslümanların da meclisteki varlığı kademeli olarak azalmaktadır. Son genel seçimle birlikte BJP’den seçilen 303 milletvekili arasından seçilen bir tane bile Müslüman aday yok. BJP’nin yükselişi, Müslümanların seçimsel olarak marjinalleşmesi ve demokratik kurumlardaki temsiliyetlerinin kademeli olarak düşmesiyle belirginleşti. Son yaşanan terör olayları sonrası Modi’nin dini marjinalleşme söylemleri onu tekrar iktidar koltuğuna taşıdı, fakat Müslüman azınlığın bundan sonrası için imtihanları daha büyük olacaktır. Zira Hindistan’ın önde gelen Müslüman liderlerinden Asaduddin Owaisi’nin, seçim sonuçlarının açıklanmasından birkaç saat sonra Müslümanların birçok yerde şiddete maruz kaldığına dair yaptığı açıklama da bunu göstermiş oldu ki son yıllarda Müslümanların maruz kaldığı şiddet olayları gittikçe artış göstermektedir. Benzer durum azınlıkların koruyucusu olarak kendini lanse eden Kongre Partisi için de geçerlidir. Kongre, Müslümanlardan oy istese de mecliste onlara koltuk vermemektedir.

Diğer yandan, Müslümanların hangi partiye oy verdiğine dair araştırmalar yapılsa da elde edilen sonuçlar spekülasyonlarla dolu. Dolayısıyla Müslümanların kime oy verdiğini tespit etmek oldukça güç. Ancak ülkenin en büyük azınlık gruplarından olan Müslüman kesim, mevcut partilerin kendilerini temsil etme konusunda yetersiz olduğunu ve bu konuda onlara artık güvenemeyeceklerini dile getirmekteler. Zira konu sadece din ayrımı değil ve Hindulara göre geri kalmış Müslüman kesim de sosyal refah talep etmekte. Diğer yandan, Müslümanlar arasında da ayrılık söz konusu. Her ne kadar sağ kanat, İslam’da kast olmadığı için Müslümanların kolektif olarak bir partiye oy verebileceklerini iddia etse de Hindistan bünyesindeki Müslümanların durumu bunun pek de mümkün olmadığını göstermektedir.

Hindistan’ın içinde bulunduğu mevcut konjonktür gereği Hindutva öncülüğünde, BJP bünyesinde ve Modi liderliğinde Hint halkına lanse edilen Hindu çoğunluğun Müslüman ötekine karşı söz sahibi olduğu ve alt kasta mensup eski bir çay satıcısının bile başbakan olabildiği yeni ve güçlü bir Hindu ulusu ve devletinin inşası söylemi kazandı. BJP’nin anti-elit söylemlerine nazaran, solcu ve liberaller sosyal demokrasiyi üstlenmediği gibi elitleri temsil ettiler. Ayrıca iktidarın milliyetçi popülizmine karşı güçlü duramadılar. Kongre ise halkını iyi algılayamadı. Ülkenin içinde bulunduğu atmosferde, Kongre’nin ekonomik politikaları işe yaramadı. Sonuç olarak Hindistan dominant bir BJP, marjinal bir Kongre ve çöken bir sol ile karşılaştı.

Son olarak ise Hindistan’da sağ kanat ideolojisinin bu denli yükselişinin küresel trendin bir parçası olduğu göz ardı edilmemesi gerektiği iddia edilmektedir. Ancak tüm bahsettiğimiz bu gelişmeler son elli yıl içinde şekillenen ve yükselen iç dinamiklerin bir yansımasıdır. Dış etkenler sadece katalizör rolü oynamaktadır. Bu anlamda, Hindistan bünyesinde yaşanan değişimlerin görülebilmesi için ülkenin kendine has dinamikleri içerisinde ve geniş bir tarihi perspektif çerçevesince değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, global trendin neden olduğu dalgalar durulduğunda ve dünya sistemi oturmaya başladığında tüm dünyayla beraber Hindistan’ın da siyasi çehresindeki değişimler daha net olarak görülebilecektir. Zira seçimin ardından Hindistan’daki siyasi, sosyal ve ekonomik alanlara dair birçok farklı görüş ortaya konsa da net söylemler için henüz çok erkendir. Hele ki ülkenin kendine has dinamiklerine aykırı söylemler söz konusu olduğunda!