Hindistan için 26 Şubat bir Milat mı?

0

14 Şubat tarihinde gerçekleşen Keşmir saldırısından sonra başlayan Hindistan-Pakistan gerilimi hala devam ediyor. İki ülke arasındaki gerilim devam ederken, en merak edilen soru bu gerilimin bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği. Bunun yanında Hindistan’ın Pakistan topraklarındaki bir terör kampını bombalaması bahsi geçen ülkenin dış politikasında belli değişimlerin olduğu söylemlerini de beraberinde getirdi.

Bunlardan ilki, Hindistan’ın uluslararası müzakereleri sadece işlevsel çerçevede tuttuğuydu. Yani Hindistan’ın diğer devletlerce müzakerelere yanaşmama tavrını yumuşattığı düşünüldü. Açıkçası, Hindistan’ın eskisine nazaran müzakere tekliflerine daha ılımlı tutum sergilemesinin nedeni, bu tür söylemlere karşı daha dik durabilmesi ve kolayca manevra gösterebilmesidir. Zira Hindistan bu yaklaşımları, Pakistan’ı mercek altına alma taktiği olarak kullanmaktadır. Özellikle birçok ülkenin, terör destekçisi Pakistan karşısında Hindistan’ı desteklemesi ülkenin elini kuvvetlendirmektedir. Yükselen tansiyon nedeniyle diğer güçler ikiliyi müzakereye davet etse de müzakerelere sorunun en başından beri sıcak bakmayan Hindistan, söylemlerin yönünü çevirerek durumu lehine çevirmeyi başardı. Bu anlamda, dünyanın geri kalanıyla daha proaktif ve ayrıntılı ilişkiler kurma çabası da boşa değildir.

Bir diğer konu, Hindistan’ın geçmiş yıllardaki Pakistan destekli birçok terör saldırılarına karşılık vermemesi Hint kamuoyunu fazlasıyla rahatsız etmesiydi. Zira son saldırıda Hint halkı, medyanın da kara propagandasının etkisiyle, saldırıda hayatını kaybedenlerin acısının alınmasını istedi. Sadece Hint kamuoyu değil, Hint hükümeti de “büyük hata yaptılar”, “bedelini ağır ödeteceğiz” gibi ifadelerle sert ve net söylemlerde bulundu. Geçmişe nazaran Hindistan’ın artık terör saldırılarına karşılık neyin yapılıp neyin yapılmaması gerektiği tartışmaları yükseldi. Ancak sert bir misilleme sonrası oluşabilecek riskler, Hindistan’ın atacağı adımları ince eleyip sık dokuması gerektiği konusunda da uyarmaktadır. Zira bitmek bilmeyen terör saldırıları nedeniyle Hindistan, terörü lanetleme söylemlerinin inandırıcılığını yitirdiğini de görmüş oldu. Pakistan topraklarındaki terör kampını bombalaması da bunun kanıtıydı.

Keşmir meselesi Hindistan ve Pakistan arasındaki bir anlaşmazlık olarak kısıtlanıyor. Bu meselede en çok canı yanan taraf olan Keşmir’in sesi arka planda kalıyor. Öte yandan, 1990 yılında yaşanan terör olaylarının mahiyeti, Hindistan’ı son otuz yıl içindeki gelişmeler nedeniyle, Keşmir meselesi bazında, korkutmaktadır. Zira 1990 olayından sonra, Keşmir’in köklü yapısı büyük darbe yemiş, terör örgütleri elinde Keşmir farklı bir görünüm kazanmaya başlamıştır. Bunun yanında, uzun yıllardır zulüm altında yönetilen Keşmir gençliğinin 1930’larda yükselen sesi, 1990’lı yıllardan itibaren marjinallik kazanmaya başlamıştır. Hatta 14 Şubat saldırısının bir Keşmirli genç tarafından düzenlendiği ve Hindistan’ın Pakistan’ı suçlayarak, Keşmir’in bağımsızlık isteğini görmezden geldiği bile dile getirilmektedir.

Keşmir sorunu, sadece Hindistan ya da Pakistan arasındaki bir mesele değildir. Olayın birçok boyutu vardır. Özellikle mesele Keşmir gözüyle değerlendirildiğinde, sorunun durumu daha da karmaşıklaşmaktadır. Pakistan Keşmir’i, ülkesinin oluşturulma sürecindeki bitmeyen gündem olarak görürken, Hindistan için Keşmir Aryan ve Hindu kimliklerinin şekillendiği merkezdir. Bu açıdan her iki tarafın İslami ve seküler kimliklerini sağlama adına Keşmir üzerinde hak iddia söylemleri, olayın kökeni incelendiğinde tüm inandırıcılığını yitirmektedir. Tüm bunların yanında, tarih boyunca özgürlüğüne önem vermiş, yabancıları topraklarından uzak tutmaya çalışmış, güvenliğine önem vermiş ve Keşmir kimliğine vurgu yapmış bölgenin bağımsızlık isteği de temelsiz değildir. Bu nedenle ilk olarak Keşmir’in kendine has dinamikleri dikkate alınarak politikalar izlenmelidir. Ancak bunun sağlanması için bölgenin ilk olarak terör yapılarından arındırılması gerekmektedir. Ayrıca Keşmir’de bozulan yapının yeniden temini şarttır. Hindistan’ın Keşmir’e dair politikasında kendine güvenmesi ve bölgeyi kaybetme korkusunu bir tarafa bırakarak önemli adımlar atması lazımdır.

Sonuç olarak, her ne kadar 26 Şubat Balakot milat kabul edilip, Hindistan’ın mevcut sorun karşısında tutum değişikliği ve dış politikasında belli bir eksen değişikliği olduğu söylense de değişen pek de bir şey yoktur. Sadece Hindistan, son 30 yılda Keşmir’deki değişimlerin ağır mahiyetinin kendisine nelere mal olacağını, bölgede son iki-üç yılda nükseden gelişmeler bazında rahatlıkla okuyabilmektedir. Bu nedenle artık pasif bir duruş sergilemek yerine, sesini biraz daha yükselten Hindistan ile karşı karşıyayız.