Hindistan İçin Çin Ne ifade Etmeli: Dost mu Düşman mı?

0

Değişen dünya düzeni birçok dengeleri değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. Yeni düzenin nasıl bir hal alacağını henüz kestirmek mümkün olmasa da geçmiş ve bugünün sorunlarının geleceğe daha da katmerlenerek devletlerin karşısına dikilişini öngörmek çok da zor olmasa gerek. Zira yarının gelişi bugünden belli oluyor. Asya açısından bakıldığında geleceğin büyük problemlerinin anavatanını teşkil edeceği kesin gibi görünüyor. Hindistan açısından değerlendirildiğinde Çin ile ilişkilerinin gittikçe daha çetrefilli bir hal alacak gibi görünmekte.

İlk olarak malumun ilanı olan Çin’in yükselişine karşı ABD, Hindistan’ı öne çıkarmış ve Güney Asya stratejisinde U dönüşü yaparak Pakistan yerine Hindistan’ı “stratejik partner” olarak seçmişti. Ancak devam eden süreçte ABD’nin bu politikasının ne kendisini ne de Hindistan’ı tam olarak tatmin etmediğini daha önceki yazılarda belirtmeye çalışmıştık. Bağımsızlığından bu yana Hindistan için Çin ilk olarak bir dosttu, ta ki 1962 savaşına kadar. Ardından 1964 yılında Çin’in nükleer silah denemeleri yapması Hindistan’ı daha da tedirgin etmişti. Yine Pakistan’ın Keşmir’in topraklarının bir kısmını Çin’e satışı, Çin’in 1962 savaşında Hindistan’ın kuzeydoğusundaki topraklarının bir kısmını işgal edişi, en önemlisi ise Hindistan ve Çin’in paylaştığı sınırların tam olarak belirlenememiş olmasının getirdiği sorunlar ikili arasındaki soğukluğu beslemişti. 1847-1914 yılları arası İngilizler beş kez Hint alt kıtası ve Çin arasındaki sınırı netleştirmek için uğraşsa da başarısız olmuştu. O dönem çözülemeyen sorunlar Hindistan’ın başını ağrıtmaya devam etmektedir, tıpkı İngiliz sömürgesinden kendisine miras kalan diğer sorunlar gibi.

Şimdi ise Çin’in Hindistan ile ilişkisi iki farklı yönden sürdürülüyor. İlki rakiplik ikincisi mevcut uluslararası sistemin gerektirdiği işbirliği ilişkisi. Zira bugün salt olarak düşman bir devletten bahsetmek çok zor. Bir gün krizler nedeniyle kopma noktasına gelen ikili ilişkiler, ertesi gün can ciğer kuzu sarması haline gelebiliyor. Tabi bunlar, devletlerarası ilişkilerin medyaya yansıyan kısmı. İkili ilişkilerin gerçek boyutunu anlayabilmek için perde arkasına bakmak gerekiyor. Çin’in Hindistan’a karşı faaliyetlerine bakarsak, öncelikle Çin’in Hindistan ile rekabetindeki alışılmadık “savaş” yöntemleri Hindistan’ın elini zayıflatmakta. Hindistan’ın Çin’in aksine ihraca dayalı bir ekonomiye bağımlı olmaması, bu alanda “şimdilik” güçlü olan Çin’in elini güçlendiriyor. Zira Çin, Hindistan ile ticari ilişkilerini yürütürken elde ettiği dış ticaret fazlasını Hindistan’ın aleyhine kullanıyor. Dış ticaret fazlasından elde ettiği karı Çin, Yeni İpek Yolu Projesi’nin önemli bir ayağını oluşturan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu finanse etmek için harcıyor. Bunun yanında yine Hindistan’ın aleyhine olarak Tibet’e de askeri yatırımlar yapıyor. Çin’in böylesi adımları atabilmesini kolaylaştıran neden ise Hindistan’ın yüzdelik olarak Çin’e dış ticaret fazlası kazandıran ülkeler listesinin zirvesinde olması! Yine uyanık Çin, Hindistan ile yaptığı ticarette vergileri düşürmek ve ucuzluk elde edebilmek için Hint hukukunu kendi yararına kullanırken, Hintli iş firmalarını Çin topraklarına sokmamak için elinden geleni yapmaktadır. Diğer yandan Hint topraklarına giren ucuz Çin malları ülkenin imalat sanayini olumsuz yönde etkilerken, doğal olarak işsizlik oranlarının da yükselmesine neden oluyor.

Tüm bunlar bir yana, önümüzdeki yıllarda Asya’nın canını en çok yakacak konu Çin’in Tibet’e kaydırdığı mega baraj projeleri olacak gibi görünüyor. 1950 yılında Çin Tibet’i işgal edince Hindistan, Çin’e karşı herhangi bir adım atmamış ve Çin’in bölgesel “kaygılarına” saygı duymuştu. Ancak Hindistan’ın bir gün bu kararından pişmanlık duyacağı görülüyor. Bu pişmanlığın tohumlarını şimdiden görmek mümkün. Zira Hindistan, Çin’in Tayvan ve Tibet gibi meselelerine saygı duyarken, aynı hassasiyeti karşı taraftan görememektedir. Bunu 1962 savaşında ülkenin kuzeydoğusundaki Arunachal Pradesh eyaletinin bir kısmını işgal ettiğinde ve Yeni İpek Yolu projesi kapsamında Pakistan yönetimindeki Keşmir topraklarında Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesiyle çoktan ortaya koymuştur. Ayrıca Hint-Çin sınırındaki belirsizlikten yararlanarak, arada Kontrol Hattı olsa da, Çin’in birçok kez bu hattı ihlal etmesi Hindistan’ı oldukça huzursuz etmektedir. Geçtiğimiz aylarda Hindistan ve Çin askeri alanda işbirliğini artırma konusunda görüşmeler yapsa da mevcut sorunlar çözümsüz kalmaya devam etmiştir.

Çin’in Tibet’te inşa ettiği mega baraj projelerine geri dönersek, bu barajlar son on yıldan beri Tibet topraklarında doğan ve bölgedeki bir düzine devletin hayat kaynağını teşkil eden uluslararası nehirlerin sınır ötesi akış yönlerini değiştirme amacıyla gerçekleştirilen Çin stratejisinin can alıcı yapıtlarıdır. Çin, zaten dünyanın en çok barajına sahip olan ülke konumundayken, Tibet’e kaydırdığı ve hiçbir şekilde hiçbir ülke ile paylaşmaya, ortak kullanıma dair antlaşmaya yanaşmayan ve ortak kurallara dayalı olarak ortak kaynak yönetimini reddetmektedir ve Çin’in neden olduğu en büyük problem de buradadır. Asya’daki ortak su kaynakları üzerinde kurumsal işbirliğinin oluşmasının en büyük engeli Çin’in bu tavrıdır. Çin, bu konuda 1997 tarihli BM sözleşmesini de reddetmektedir.

Bogibeel Köprüsü

Çin’in bu stratejisinden en çok etkilenecek olan ülke ise Hindistan olacaktır. Tibet’ten kaynağını alan Brahmaputra, Kosi, Sutlej ve Indus gibi büyük nehirler ülkenin temel su kaynaklarını oluşturmaktadır. Yine Çin sınırları içinden çıkan 718 msuyun 347 m3′ü doğrudan Hindistan’a ulaşmaktadır. Bu oran ise Hindistan’ın su kaynaklarının %48,3’ünün Çin’den beslendiği anlamına gelmektedir. Çin, Brahmaputra üzerinde birbirine yakın birkaç barajın projesini tamamlama yolundadır. Brahmaputra Nehri, Hindistan için neden bu kadar önemli? Öncelikle bu nehir, dünyanın en çok su taşıyan 5. su kaynağıdır ve en çok alüvyon taşıyan 2. nehridir. Ayrıca dünyanın en yüksek rakımlı nehri olma özelliğine de sahiptir. Himalayalar’dan kaynağını alan Brahmaputra, taşıdığı yüksek kaliteli ve besin bakımından zengin alüvyonları sayesinde eşsiz bir nehir ekosistemine sahiptir. Tüm bu nedenler, Hindistan için Brahmaputra Nehri’nin önemini ortaya koyarken, zaten Hindistan’ın sahip olduğu su kaynaklarının iki katına sahip olan Çin’in hırsları dizginlenememektedir.

Bu konuda ise Hindistan’ın atabileceği en iyi adım Brahmaputra üzerine bir köprü inşa etmekti ve yaklaşık iki ay önce Başbakan Modi tarafından açılışı da yapıldı. 2002 yılında inşaasına başlanan köprü 16 yıl sonra raylı karayolu olarak Bogibeel adıyla faaliyete açıldı. Köprüde kullanılan demirlerin %75’ini Tata Steel sağlarken, Hindistan’ın kuzeydoğusu Hint kemeri denilen bölgeye bağlanmış oldu. Hindistan’ın Çin ile tartışmalı toprakları olan (BM bu toprakları tartışmalı toprak olarak tanımamaktadır) Arunachal Pradesh’e erişimi sağlamış oldu. Özellikle askeri açıdan Hindistan’ın Çin sınırına yakın olarak inşa ettiği bu köprü fazlasıyla mühimdir. Zira 1962 yılına kadar köprülendirilmemiş tek nehir olan Brahmaputra, Hindistan’ın Çin’e karşı mağlubiyetine neden olmuştu. Bu anlamda Hindistan’ın olası bir Çin savaşında, bölgeye birlik ve askeri teçhizatın sağlanması bu köprü ile gerçekleştirilecektir. Bu nedenle Bogibeel Köprüsü, Hindistan’ın en ağır 60 tonluk savaş tankını taşıyacak ve savaş uçaklarına pist vazifesi görecek şekilde inşa edilmiştir.

Hindistan’ın Çin’in büyük strateji ve politikalarına karşı önemli adımlar atması umut verici olsa da yeterli değildir. Zira Çin’in Hint Okyanusu’ndaki stratejileri, Güneydoğu Asya’ya nüfuzu, Nepal ve Pakistan’a dair politikaları, Hindistan’ın kuzeydoğusunda yürüttüğü faaliyetler, ezici ticari gücü, devam eden baraj politikaları gibi birçok önemli adımlar Hindistan karşısında Çin’i oldukça güçlendirirken, Hindistan’ın Çin’e karşı eskisine nazaran çok daha dikkatli politikalar yürütmesini gerektirmektedir. Şu an için Çin, Hindistan için ne dost ne düşman statüsünde olsa da mevcut konjonktür, Asya’da büyük bir çatışmanın tohumlarının atıldığını göstermektedir.