Hindistan’ın Siyasi Yapısının Değişen Nabzı

0

Hindistan, bünyesinde birçok çeşitliliği barındırması itibariyle federal bir devlet yapısını gerekli kılar. Bunun yanında bu federal yapı, birliğini sağlama adına merkezi bir hükümete de ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle kendine has yapısı gereği 1947 yılında bağımsızlığına kavuşan Hindistan, parlamenter federalizm ile yönetilen bir ulus-devlet olarak dünya sahnesine çıkmıştı. Hindistan tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği yapsa da bugünün terimiyle yine federal bir yapı arz etmekteydi. Farklı din, dil ve kültürel yapıların varlığı, Hint topraklarında çeşitli unsurların bir arada yaşamasını gerekli kılmıştı. Ancak bu kadar çeşitliliğin arz ettiği topraklarda, ülkenin tek bir idare altında toplanması adına merkezi bir hükümet de gerekmekteydi. Bu anlamda merkezi hükümetin olmadığı ya da zayıfladığı durumda ülkenin federal yapısı derinleşip parçalanmalar gerçekleşmekte ve bölgeselleşmiş bir yapı meydana gelmekteydi. Kısacası, tarih boyunca böylesi durumlarda birçok küçük prenslik ortaya çıkmıştı. Bu anlamda Hindistan’ın bir arada olması ve tek bir çatı altında birleşmesi için hem merkezi hükümete hem de var olan çeşitliliğin korunmasına ihtiyaç vardır. Zira kökleşmiş yerel değerlerin varlığı ülkenin merkezileşmesine izin vermemektedir.

Hindistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra da kendi ruhunun getirisi olarak anayasasında ülkesini “Hint Birliği” olarak tanımlamış ve ülkenin merkezileşmesini önlemek ve federal yapısını korumak için yasal önlemler almıştı. Uzun süre Nehru-Gandhi hanedanlığının elinde tek parti yönetimi altında idare edilse de 1990’lı yıllar itibariyle ülke özüne dönmeye başlamış, bölgesellik yükselmiş ve eyalet partileri devlet yönetiminde önemli bir rol oynamaya başlamıştı. Zira tek parti ve tek adam yönetimi Hint karakterine uygun bir yönetim tarzı değildi. 1970-80’li yıllarda eyalet seçimleri genel seçimler gibi gerçekleşirken, 1990’lı yıllara gelindiğinde genel seçimler eyalet seçimleri gibi gerçekleşmekteydi. Yani Hintli seçmenler, genel seçimlerde ulusal partiler yerine eyalet partilerine oy vermekteydiler.

Ancak 2014 yılında BJP iktidara geldiğinde Hindistan’ın federal yapısı değişiklik göstermeye başlamış, hatta izlenen politikalar nedeniyle mevcut eğilimler bir dönüm noktası olarak algılanmıştır. Zira BJP son 4 yıldır politik söylemlerinde yeniden merkezileşmeye gitmiş ve merkezi hükümetin gücünü korumak için ülkedeki hakimiyetini kullanmaya çalışmıştır. Merkez-eyalet ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından mevcut iktidarın merkezileşme söylem ve eylemleri ciddi bir endişeye neden olmaktadır. Durum böyle olunca, 1990’lı yıllarda yükselen eyaletlerin dinamizmi merkezden uzaklaşmış oldu. Hatta merkez tarafından eyaletlere atanan valiler, BJP hükümetinin yeniden merkezileşme hedefinde önemli birer araç haline geldiler. Özellikle BJP’nin hâkim olduğu ülkenin kuzeyindeki eyalet valilerinin durumları bu konudaki durumu özetlemektedir. Eyalet yönetimlerindeki zayıflama genelde BJP’nin özelde ise Modi’nin doğrudan eyalet seçmenlerine nüfuz etmesini kolaylaştırdı. Artık bir marka haline gelen Modi “güçlü lider” vasfıyla devletin ulusal lideri olarak tanıtımını rahatlıkla yapabilme imkânı bulmuştur. Diğer yandan, merkezin eyaletlerde artan nüfuzu eyalet seçimlerini de etkileyeceğinden ülkenin öz yapısını teşkil eden federalizmi ve demokrasiyi sekteye uğratmasından endişe edilmektedir.

Merkez-eyalet arası diyalogların artması için kurumsal çalışmalar yapılsa da öz olarak bu yapılar karşılıklı siyasi danışmayı değil, merkezi hükümetin bürokratlarının müzakerelerini gerçekleştirebildiği yapılara dönüşmektedir. Aslında merkezileşme söylemlerini sarf eden sadece BJP değil, ülkenin kurucu partisi Kongre de benzer bir yol izlemişti. Ancak birkaç ay sonra gerçekleşecek seçim yarışlarında birçok muhalefet partisi gönüllü gönülsüz birleşmiş ve mevcut iktidara karşı harekete geçmişlerdir. Henüz net bir duruş, BJP’ye alternatif politika ve Modi’ye karşı güçlü bir lider ortaya koyamamış olmakla birlikte, Hindistan’ın federal yapısının korunması adına hâkim tek parti hükümetindense koalisyon işbirliği umut verici olarak görülmektedir. Bu işbirliğine karşılık Modi bu koalisyonu yolsuzluk, olumsuzluk ve istikrarsızlıkla özdeşleştirerek kendini güçlü lider olarak tanımlamış ve anti-Modi’ciler güçlü lider değil “iyi bir lider” istediklerini belirtmiştir. Hindistan fikri için federalizmin esas olduğu ortadadır ve tarih boyunca da Hint karakteri bunu ortaya koymuştur. Hatta Indira Gandhi 1970’lı yıllarda merkezileşmeye gittiğinde Hindistan’ın ruhu kendi yolunu bulmuş ve dönemin hükümetine gerekli dersleri vermişti. O nedenle, hangi hükümet olursa olsun Hindistan’ın ulusal karakteri merkezileştirme politikalarına izin vermeyecek ve bir çözüm yolu sunacaktır, tabi ki kendi karakterini değiştirme niyetinde değilse…