Hindistan’ın Yeni Büyük Güç Sembolü: Anti-Uydu Silahları

0

27 Mart 2019, Hindistan için tarihi bir gündü. Zira Hindistan, üç dakika içinde dünyanın alt yörüngesindeki 300 km ötedeki bir uydunun vurulmasıyla anti-uydu silah sahibi olduğunu dünyaya kanıtlamış oldu. 24 Ocak’ta uzaya gönderilen “hedef uydu” vuruldu. Denemeler, Savunma Araştırma ve Geliştirme Kurumu öncülüğünde gerçekleştirildi. Anti-uydu füzeleri, savaş sırasında çok önemli istihbaratları engelleyerek düşman uydularına karşı kullanılabilecek bir teknolojidir. Ayrıca ATM’lerden tüm banka sistemlerine, iletişim bağlantılarına kadar küresel ekonomi uydulara bağımlıdır ve bunların zarar görmesi bir ülkeyi kolaylıkla zayıf düşürebilir. Bu anlamda dünya dışındaki uyduların güvenliği, modern dünyanın bir getirisi olarak gittikçe daha önemli bir hale gelmektedir.

Hindistan’ın denemeler sonrası yaptığı açıklamalar fazlasıyla önemliydi. İlk olarak Hindistan, bu denemelerle hiçbir ülkeyi hedef almadığını açıkladı. Zira uzay alanındaki silahlanma diğer ülkeleri tedirgin eden bir olgu. Ancak Hindistan, bu denemelerle hiçbir uluslararası yasa ya da antlaşmayı çiğnemediğinin de açıklamasını yaptı. Hindistan bu denemeleri milli gururun simgesi olarak görmektedir. Özellikle böylesi uzmanlaşmış ve modern bir teknolojiye sahip olmak onu, uzay süper güçleri klubünün arasına sokmuş oldu. Anti-uydu silah denemeleri ülkeye yaşanabilecek en büyük gururu yaşatırken, gelecek nesillere tarihi bir etki bırakacağı söylemleri de denemelere biçilen anlamın vurgusunu yapmaktaydı. Ayrıca tüm çabanın yerli olması da bu vurguyu kuvvetlendiren bir olguydu. ABD-Rusya ve Çin’den sonra anti-uydu silah teknolojisine sahip 4. ülke olarak Hindistan, uzay alanındaki süper güçlerin arasına katılmayı başarmış oldu. Zira Hindistan başbakanı Modi’nin “Hindistan, şimdi süper bir güç” açıklaması da bunun göstergesiydi.

Hindistan, 27 Mart denemeleri ile güçlü ve daha güvenli Hindistan vurgusu yaparken, barış ve uyum gibi olağan söylemlerini de yineledi. Anti-uydu silahlarla caydırıcı bir politika hedeflenirken, oldukça karmaşık olan Shakti Misyonu çerçevesinde ülkenin güvenliği, ekonomik büyümesi ve teknolojik ilerlemesi için önemli bir adım atılmış oldu.

Hala ülkedeki fakirlikle mücadele eden Hindistan’ın neden uzaya yatırım yaptığı önemli bir sorudur. Hindistan, 2022’de uzaya astronot göndermeyi hedefleyen, uzayda kablo ağı teknolojisi kurmak ve gezegen keşfetmek için uzaya insan göndermek isteyen bir ülke. Yine, Hindistan’ın yıllık bütçesinin %0,4’ünü uzay programlarına yatırdığı düşünüldüğünde düşük maliyetli bir uzay gücü olarak da bilinen bir ülke. Hindistan’ın uzay politikalarının arka planına bakıldığında amacın aslında büyük bir iş olduğu görülmektedir.

Diğer bir konu Hindistan’ın savunma alanında önemli adımlar atarken, bunu uzay politikalarıyla desteklemesidir. Şimdiye dek 48 yörünge uydusu olan Hindistan, Hint-Pasifik bölgesindeki en geniş uydu kapasiteli ülke konumundadır. Bunların ise “kolay hedef” olmaması için korunmasını hedeflemektedir. Özellikle jeopolitik konumu gereği Çin ve Pakistan ile olan güvenlik sorunları düşünüldüğünde Hindistan’ın gelişmiş bir savunma sanayine olan ihtiyacı artmaktadır. Zira Çin ve Pakistan’ın 27 Mart denemeleri sonrası yaptığı açıklamalar da manidardır. Bölgede yaşananların uzun vadedeki etkileri düşünüldüğünde, Hindistan’ın savunma alanına yaptığı yatırımların altının boş olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, ilerleyen uzay politikalarının da kendisini global bir güç pozisyonu almasında önemli bir ölçüt olduğunun farkındadır.

Hindistan anti-uzay denemelerini gerçekleştirme konusunda 2005 yılından beri bazı engellemelerle karşı karşıyaydı. 2005 yılında Balistik füze denemesi yaptıktan sonra, 2012 yılında da Agni-5 “oyun değiştirici” denemelerini gerçekleştirmişti. Hatta Hindistan Uzay Araştırmaları Kurumu eski başkanı G. Madhavan Nair, 2007’den beri Hindistan’ın bu teknolojiye sahip olduğunu fakat bu denemeleri gerçekleştirecek siyasi bir iradenin olmadığını belirtmişti. Tam da bu noktada yakın zamanda genel seçimlere gidecek olan Hindistan’ın böylesi bir deneme gerçekleştirmesi bazı “yüzeysel” söylemlere yol açmıştır.

Denemelerin zamanlaması 1998’deki gibi yine olayın boyutunun farklı yönlere çekilmesine neden olmaktadır. Özellikle iki hafta sonra gerçekleşecek genel seçimler öncesi böylesi bir adımla Modi’nin siyasi bir amaç güttüğü iddialarını doğurmuştur. Açıkçası tarih tekerrür edercesine, anti-uydu denemelerinin tıpkı 1998 nükleer denemeleri gibi anlaşılamadığını ortaya koyuyor. 1998 nükleer denemeleri de, BJP’nin iktidara gelmesinden iki ay sonra gerçekleştirilmiş ve BJP’nin siyasi çıkar ve benimsediği Hindutva ideolojisinin sert bir politikası olarak yorumlanmıştı. Ancak tam aksine, parti ya da lider böylesi politikalarda sadece bir figürandır.

İcracı güçlerin başı olarak lider, devlet manifestosunu gerçekleştirme adına belli bir rotayı takip eden devlet aklının kendine verdiği görevleri yapmaktan sorumlu kişiden ibarettir. Bu anlamda sadece başarılı ya da başarısız lider vardır. İç ve dış politika dediğimiz ulusal politikalarda hiç mi lider etkisi yok diye bir soru gelebilir. Ancak devlet politikalarının özü değerlendirildiğinde, lider etkisinin oldukça abartıldığını söylemek afaki bir iddia olmayacaktır. Zira yapılan akademik çalışmalar da bunu doğrulamaktadır. Örneğin bir çalışmada sağ kanat bir ideolojiden gelen ve Batı karşıtı olan bir liderin izlediği dış politikalar sonucu benimsediği ideolojiden kaydığı bulguları ortaya konulmuş. Açıkçası burada değişen liderin ideolojisi değildir. İktidara gelen lider, devlet aklının çizdiği belli çerçevelere göre hareket etmek zorundadır. Bu çerçeveden dışarı çıkmaya çalıştığında önce devlet aklı tarafından hizaya çekilir. Devlet aklı ile uygun pozisyona gelirse ne ala! Ancak belirlenen çizgilerin dışına çıkmakta ısrarcı olan liderin sistemden ekarte edilmesi kaçınılmazdır. Bu çerçevede lider, kendisine verilen görevleri yerine getirebilmesi için devlet aklıyla paralel çizgide yürümelidir. Hindistan’a geri dönersek, gerek 1998 nükleer denemeler gerek Shakti Misyonu adı altında gerçekleştirilen anti-uydu denemelerinin arkasında büyük bir amaç yatmaktadır. Bu amaç ise Hindistan’a kendi karakterinin verdiği devlet manifestosudur. Bu manifesto gereği Hindistan, dünyada ikincil bir statüyü kabul etmemekte ve büyük bir güç olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Ki anti-uydu denemeler sonrası sarf edilen söylemler de bunu açıkça doğrulamaktadır.

Ayrıca Hint karakteri demişken, uzay ve evren ile bu kadar içli dışlı olan bir milletin uzay politikaları yürütmemesi ne yaman bir çelişki olurdu, değil mi?