Hindu Düzeni Neden Sorgulanıyor?

0

Twitter’in CEO’su Jack Dorsey hafta sonu Hindistan’a geldi ve Twitter’in Hindistan ayağıyla kapalı bir oturum düzenledi. Ardından Twitter’da bir resim paylaştı. Paylaştığı resim Hindistan gündemine tabiri caizse bomba gibi düştü. Dorsey’in elindeki pankartta “Brahmanik Ataerkilliği Ez” yazıyordu. Dorsey’in bu paylaşımı, nefret söylemi olarak lanse edildi. Dorsey’e hak veren ve vermeyenler arasında tartışma sürüyor. Ancak konumuz, sosyal medya aracılığıyla gündeme gelen magazinsel olaylar değil. Dorsey’in amacı ne gibi yüzeysel sorulardan da kaçıp olayın derinine inmememiz gerekiyor. Zira Dorsey’in o fotoğrafı paylaşmakla tam olarak neye ya da kime destek verdiğinin bile farkında olduğu meçhul…

Şimdi posterin tam olarak ne demek istediğine bakalım: Üst kast Hinduların egemenliği sona ersin! Peki tarih boyunca üst kast Hindulara karşı alt kastların itaatkarlığı sürerken, şimdi üst kastların hakimiyeti neden sorgulanır oldu? Öncelikle tüm bunların İngilizlerin eseri olduğunu söyleyelim. Hint alt kıtasına gelen Doğu Hindistan Şirketi’nin amacı sadece para kazanma hırsı değildi, en azından faaliyetleri bunun öyle olmadığını gösteriyor. Diğer tüm yüce gönüllü (!) sömürge güçleri gibi medeniyetten yoksun (!) bu milleti uygarlaştırma misyonuyla gelmişlerdi. Ancak uygarlaştırma misyonu, sömürge güçlerinin sözlüğünde Hristiyanlaştırma faaliyetlerine karşılık geliyordu. Ancak ne yapıp ettilerse de Kerala ve alt kıtanın kuzeydoğusundaki ufak yerler dışında Hristiyanlık alt kıtada kendine yer bulamadı. (Batı hala Hindistan’da Hristiyanlığın izlerini aramakla uğraşa dursun!) Baktılar iş olacak gibi değil, Bengal’de Asya Derneği’ni kurup, Hint’i tanıma yoluna girerek, daha da ötesinde onlara tarih, din, dil vb. literatürünü hediye ettiler. Bu çalışmalarla Batılılaşmış Hint elitleri kendi gücünü fark edip uyana dursun, İngilizler hedef noktayı çoktan tespit etmişti: kast sistemi. Bu arada bu tabir de Batılı sömürgecilere ait. Portekizliler ilk geldiklerinde Hindulara özgü bu sosyo-dini düzeni anlayamamış, sınıf anlamına gelen casta tabirini kullanmışlardı. İngilizler gelince de casta, caste (kast) oldu.

İngilizlerin kast sistemine dair stratejilerine geri dönersek, kast sisteminin yapısını değiştirmek için nüfus sayımına başladılar. 1901’de başlayan ikinci nüfus sayımları 1931’e kadar sürmüştü. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni nüfus yoğunluğu değil, kast gruplarının yeni kastlarına dair gelen şikayetleriydi. Özellikle alt kasttan eğitimli olanlar, kendilerinin üst kastlar olarak kayda geçilmesini talep ediyorlardı. İngilizler açısından ise Hint toplumunda belli gruplar halinde, ancak homojen olmayan kast sistemini bütünleştirerek hayali demiryolları inşa etmekti. Zira kast sisteminin getirisi olarak her kast grubu birbirinden ayrı olarak yaşamlarını sürdürüyordu ve iletişim ağı ve para akışında gerekli verimlilik sağlanamıyordu. Uzun vadede homojenlik sağlanmış olsa da dini bir yapı olan kast sistemi bozulmuş, Hindu zihinlere kast sisteminin adaletsiz bir sistem olduğu algısını yerleştirilmişti. 1935’de il bazlı özerklikler vermeye başlayınca da Paryalar olarak bilinen kast dışı kesim “koruma” altına alınmış ve temsiliyet hakkı verilmişti.

Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan alt kastlar, 1970’li yıllara kadar bir nevi uykudaydılar. Devlet sektörünün eğitim ve istihdam alanında kota haklarını elde etmişlerdi. Kongre Partisi de azınlık ve acılı grupların yanındaydı ve bu geniş kitleden uzun yıllar oy kazandı. Ancak Hindistan’da modern devletin nüfuzuyla toplumda artan denetimi sosyal değişimde önemli bir rol oynadı. Özellikle modern devlet olarak demokrasinin gittikçe genişlemesi ve liberalleşme sürecinin 1980’ler itibariyle ülkede başlaması alt kastları itaatsizliğe sürükledi. Ancak Hindistan’ın kendine has dinamikleri içerisinde düşündüğümüzde, liberalizmin sunduğu bireysel haklar ve gelir eşitliği gibi taleplerin aksine alt kastların isteği “saygınlıklarının” yeniden kazanılması oldu. Bunun için de tüm istekleri “siyasi tanınma ve eşitlik”ti. Ancak alt sınıfların gözden kaçırdığı konu, siyasi otoriteye sunulan modern egemenlik yapısının Hint karakterine uymamasıydı. Zira siyasi otoriteden beklenen Hindu hukukunun değişmez normlarını savunması ve uygulamasıdır. Bu anlamda her ne kadar kast sistemi yasal olarak Hindistan’da kaldırılmış olsa, yaşam tarzı kodlarını şekillendiren ve denetleyen kast sistemi de Hindu hukukunun bir parçasıdır ve onu koruyan üst kastlardır, özellikle yüzyıllardır entelektüel otoriteyi oluşturan Brahmanlardır. Tarih boyunca, yabancı güçler dahi, Brahmanlardan destek alarak ve Hindu hukukunu bozmama şartıyla alt kıtada siyasi otorite olabilmişlerdi. Dolayısıyla alt kastların talepleri konusunda devleti değil, üst kastları ikna etmesi gerekiyor. Ancak yüzyıllardır korunan, sürdürülen ve derinliği olan bu sistemde, alt kastların bu istekleri düşünülebilecek bir gidişat değildir. Kısacası, Batılı ve modern değerler Hindistan dinamikleri çerçevesinde yorumlandığında, kaçınılmaz olarak toplumsal bir dönüşüme de neden olmuştur.

Ancak 1970’lerden itibaren başlayan bu değişim rüzgarı, ülkede şiddet eylem ve söylemlerine dönüşmüştür. Babür mescidinin yıkılışı ve Gucarat isyanı gibi büyük şiddet olaylarının arkasında, alt kastların daha fazla siyasi özgürlük ve tanınma istekleri bulunmaktadır. Buna karşılık ise üst kastlar, Hindu hukuk ve düzenini tesis etmesi açısından Hindu sağı görevlendirmiştir. Ancak Hindu sağ, atalarının yaptığı gibi, Hindu düzenini tehdit edecek yeni değerler karşısında muhafazakarlaşarak, ötekileştirme söylemlerine bürünmüştür. En büyük sorun ise, mevcut düzeni korurken ülkede büyüyen şiddet eylem ve söylemlerinin gelecekte nelere mal olacağıdır. Hindu hukuk yapısı, Budizm, Caynizm ve Bhakti hareketleri gibi kendi içinden büyük muhalefetleri atlatmayı başardığı gibi bu süreci de atlatacaktır, ancak tarihin gösterdiği gibi bir dönüşüm sürecinden kaçması mümkün görünmemektedir.