Hint Halkının Görsel Eğiticileri: Hint Dizileri

0

Devletlerin yumuşak güç unsuru olarak en fazla kitleye ulaşabilecekleri araç elbette ki dizilerdir. Daha önceleri, genel anlamda Batı’nın kasıp kavurduğu bir furya olan diziler, şimdi Doğu’nun eline geçmiş gibi görünmektedir. Doğu’nun dizi furyalarından son zamanlarda yükselen trendlerden biri de Hint dizileridir. Daha çok sinemasıyla tanıdığımız Hindistan, dizi sektöründe de kendine büyük bir pazar yaratma yolundadır. Annelerimizin gençlik dönemlerinde izledikleri Hint filmleri, bugün yerini Hint dizilerine bırakmış görünmektedir.

Öte yandan, dizilerin salt olarak eğlence sektörüne hizmet etmediği bilinen bir gerçektir. Dizi sektörünün hizmet ettiği ilk konu, ülke adına ‘uluslararası bir kamuoyu’ oluşturmaktır. Bu anlamda Hint kültürüne olan ilgi, kınalar, kıyafetler, takılar, ki bu ürünlere ulaşım için TL üzerinden online satış yapan Hint firmaları da mevcuttur, diziler için açılan fan sayfaları, dizi oyuncularıyla yapılan röportajlar, hatta Hindistan’a kadar gidip oyuncuları dizi setinde ziyaret ederek hayranlardan gönderilen hediyelerin takdimi ve bunların fan sayfalarından yayınlanması dizilerin etkilerinin ne boyutlara ulaştığının, etkilenen kitlenin nitelik ve niceliği bir yana, örneklerini sunmaktadır.

Ancak yabancı dizilere yabancı gözlerle bakarken, kaçırmamamız gereken konu ülkelerin yayınladıkları diziyi sadece diplomasi aracı olarak kullanmadıklarıdır. Tam bu noktada dizilerin hizmet ettiği ikinci amaç olarak “kendi insanını eğitme, şekillendirme” boyutuyla ideolojik bir hedef olarak sunulan niyete odaklanmak gerekir. 2015’in sonlarına doğru Türkiye’de yayınlanmaya başlayan Hint dizilerinin konu ve karakterlerine bu gözle bakıldığında, hemen her dizinin birbirinin bir kopyası olduğu, değişenin sadece oyuncu ve mekânların olduğu görülecektir. Bu ise, Hint insanının senaryo üretmekten aciz ya da dizilerin kalitesizliğini değil, Hint/Hindu halkına sunulan propagandanın kapsamının ne kadar ağır boyutlara ulaştığını gözler önüne serer.

Bu anlamda dizilerdeki konu ve karakterlere dönersek, dizilerde işlenen konunun, zoraki olarak evlenen zengin bir adamla (iş adamı, oyuncu, şarkıcı) fakir ya da orta sınıftan bir kadının zamanla aşka dönüşen hikâyeleri sunulmaktadır. Zengin adam, genelde ailesini ya da ailesinden birini kaybederek büyük bir travma yaşayan ve bunun sonucunda katılaşan, dini inançlarından uzaklaşmış, Hint/Hindu değerlerini umursamayan, dik başlı, asi ve parayla her şeyi elde edebileceğini düşünen bir tiptir. Kadın ise adamın tam aksine, fakir ya da orta sınıf bir aileden gelmesine rağmen umutlu, mutlu, zeki, mücadeleci, fazlasıyla dindar, Hint/Hindu değerlerine son derece bağlı, iyi kalpli, her zaman başkalarını düşünen güçlü bir karakterdir. Kaderin yollarını kesiştirdiği bu adam ve kadın evlenirler, ki bu genelde tam gerçekleşmemiş bir nikahla olur. Bundan sonra yavaş yavaş aşka dönüşen hikâyede dizinin asıl odağı kadın ve kadının evliliğini kurtarma adına verdiği mücadeledeki eylem ve söylemleridir.

Dizilerdeki kadın karakterlerdeki ortak nokta, “kutsal” evlilik bağına olan inançları, zorla evlenmiş olsalar da bu bağın getirdiği sorumluluklara sıkı sıkıya bağlı kalarak, aile bağlarını bir arada tutma ve bu bağı güçlendirmek için elinden gelen mücadeleyi vermeye hazır asker gibi olmalarıdır. Kadının bu mücadelesinde ise en büyük yardımcısı evin en büyüğüdür ve bu genelde üçüncü nesil olan büyük anne/babadır. Bunların, kültür ve değerlerin koruyucusu ve aktarıcısı olarak büyük bir görevleri vardır. Zaten dizilerdeki aile yapısı çekirdek aile değil, ikinci-üçüncü nesilden aile mensuplarının yaşadığı büyük ve geniş bir ailedir.

 

Gerçek bir aile olma yolunda birçok badireler atlatan başroldeki kadın ve adamın arasındaki düşman ise genelde başka bir adam ya da kadındır. Geçirilen zor dönemde kadın hep iftiralar sonucu sürekli zarar gören taraftır ve masumiyetini kanıtlamak adına hep zorluklarla karşılaşır, ancak genelde iyi kalpliliği nedeniyle pasif bir tutum sergiler. Yardımcısı ise gönülden bağlı olduğu ‘tanrı’sıdır. Burada hayat içindeki seyriyle “karma” olgusu devreye girer ve kadın hem masumiyetini kanıtlarken, kocasının kalbine de girmeye başlar. Ancak bu iftiralar onlarca kez gerçekleşip, kadın her seferinde aklansa da kocası gerçek ortaya çıkana kadar kadını cezalandırmaya devam eder. Tam bu noktada, Hindu kutsal destanlarından biri olan Ramayana’daki Tanrı-Kral Rama ve karısı Sita arasında geçenler akla gelmektedir. Şeytan Ravana tarafından kaçırılan güzel Tanrıça Sita, tertemiz olduğunu kanıtlama adına kendini yanan ateşe atar ve masum olduğu için ateş onu yakmaz. Böylece karı-koca saraylarına geri dönerler. Ancak halkın ve saray mensuplarının Sita’ya karşı devam eden şüpheleri, Rama’nın onu ormana sürgüne göndermesine neden olur. Bu anlamda, dizilerdeki her kadın karakter tıpkı birer Sita gibidir.

Gerek dizilerde gerek kutsal kitaplarda işlenen kadın karakterinin bu kadar itaatkâr olmasının nedeni, Hindu dininin kadınlara biçtiği rol ve sorumluluklardır. Zira Hinduizm’in kutsal kitaplarından biri olan Upanishadlar, kadın için kocasının bir tanrı hükmünde olduğunu ifade eder. Bu anlamda evlilik bağının getirdiği sorumluluk, kadın için yapılması gereken bir ibadettir. Ancak Hint kadınının gerek dizilerde gerek gerçek hayatta tapındığı ‘egolu’ bir tanrı olunca çektiği çile ve haksızlıkların boyutu artmaktadır.

Tüm zorluklara karşı mücadelesi ve evlilik bağına olan saygısı sonunda kadın, ‘egolu’ tanrısı tarafından kabul görür, yani kocasının kalbine girme ödülünü kazanır. Zira dizilerdeki kadınların evlilik kolyesine, dualara, tanrıyla kurdukları ilişkiye ve ona olan inançlarındaki sarsılmaz imana yapılan vurgu, ki bu sahneler hemen her seferinde dini bir müzikle güçlendirilmektedir, dar anlamda Hindu aile yapısının, geniş açıdan Hindu dininin, Batı’dan yayılan, Hint/Hindu aile kavramını çürüten/ zayıflatan değerlere karşı önlem olarak görülebilir. Zira her ne olursa olsun kocasının her eziyet ve sıkıntısına katlanan ve saygısızlık etmeyen, onun namus ve şerefini korumayı esas amacı edinen kadın, Batı’nın değerleriyle bezenmiş dünya için artık kabul edilemez bir olgudur. En azından bu tarz bir kadın, zayıf bir karakter olarak nitelenecektir.

Batı’ya açılan bu savaşta, dizinin odak noktası olan başrol aktristinin hep geleneksel Hint kıyafetleri giymesi de önemli bir vurgudur. Aileye tehdit oluşturan üçüncü kişi olan düşman kadın ise genelde Batılı tarzda giyinmektedir ve başrol kadın karakterinin tam tersi bir tiplemeye büründürülmüştür. Zira aileye katılmak isteyen üçüncü kişi ise, yaşam tarzı, kıyafeti ve Hindu değerlerinden uzak olması nedeniyle değerlerin koruyucu olan aile büyükleri tarafından da sevilmez ve ötelenir. Kısacası büyük düşmana karşı protestolar, karakterlerin kostüm ve söylemlerine gizlenmiştir. Sonuç olarak, Hint dizilerinde işlenen güçlü ve dindar kadın karakterleri üzerinden halka verilen dini eğitim ile aile ve toplum yapısı korunmaya çalışılmaktadır.