Hint Toplumu Neden Keskinleşiyor?

0

Pakistan lideri Imran Khan, “Modi hükümetine azınlıklara nasıl davranılacağını göstereceğiz” diyerek Hindistan’ın demokrasisini bir nevi küçümsemiş oldu. Khan hükümetinin Pakistan’daki dini azınlıkların haklarını almalarını sağlamak için adımlar attığını ve bunun ülkenin kurucu lideri M. Ali Cinnah’ın vizyonu olduğunu belirtti. Pakistan’ın lideri, “yeni Pakistan” bünyesinde azınlıkların güvende, korunmuş ve eşit haklara sahip olduğunu hissedeceklerini söyledi. Zira Hindistan’daki azınlıkların eşit haklara sahip olmadığını söylediğini belirterek, Hindistan’ın gündemine işaret etti.

Son günlerde büyük bir tartışma konusu olan ünlü Hint oyunculardan Naseereddin Shah’ın (Nasrettin Şah) Hindistan’daki toplu saldırıların, özellikle aşırı sağ kanat örgüt çetelerin yaptığı saldırıların, artması üzerine yaptığı konuşma sonrası Imran Khan böyle bir açıklamada bulundu. Öte yandan Nasrettin Şah, yaptığı açıklama nedeniyle büyük bir tepki topladı, hatta “hain” olarak lanse edildi. Oynadığı filmlerde canlandırdığı Pakistan casusu rolüne kendini çok fazla kaptırdığı bile söylendi. Yine meslektaşlarından Anupam Kher, daha ne kadar özgürlüğe ihtiyacınız var diyerek çıkışta bulundu.

Tüm bu eleştirilere karşı ise Nasrettin Şah, ülkesi için endişeli olmasının kendisini nasıl bir hain yapabileceğini ifade etti. Ayrıca keskinleşen Hint toplumunun geleceğini düşündüğünde çocuklarının geleceği için endişe ettiğini, çocuklarına Hindu ya da Müslüman olup olmadığı sorulduğunda nasıl bir cevap verecekleri konusunda endişeli olduğunu belirtti. Tüm bu açıklamaların ardında ise, Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletinin Bulandshahr bölgesinde yaşanan en son inek öldürme olayı var. Zaten son yıllarda yaşanan toplu saldırılarının ardında inek katliamları yatmakta. Son olayda ise görevli bir polis, inek katliamı iddiasıyla öfkeli bir kabalalık tarafından öldürülmüştü. Eyalet liderinin ilk tepkisi ise ölen polis hakkında endişe etmek değil, polis kuvvetlerinin olası inek katillerinin peşinden gitmelerini söylemesiydi. Bu olay üzerine Nasrettin Şah ise ölen polisin bir inek kadar değeri olmadığını belirtmesi, ülke içindeki gergin havayı daha da kasvetli hale getirdi.

Açıkçası Nasrettin Şah’ı savunanlar da var. Zira onlara göre yaşanan ve gittikçe artan, özellikle azınlıklara dolayısıyla Müslümanlara karşı, takınılan bu tavır “yeni Hindistan’ın” fotoğrafı. Ayrıca onlara göre toplu saldırıların ana aktörleri olan aşırı sağ kanat çeteler şımartılmıştı. İnek öldürme suçundan bazı Müslümanlar hemen tutuklanırken, polis cinayetinden şüpheli olanlar serbest bırakılıyordu ve bu ise Hindistan’ın adalet, insan ve azınlık hakları konusundaki gittikçe büyüyen başarısızlığının işaretiydi.

Hindistan’da yaşanan bu şiddet olayları 2012 yılı itibariyle kendini göstermeye ve şiddetlenmeye başlamıştı. 2012 yılından itibaren toplu saldırıların sayısı 78’e ulaşmış, yine aynı yıldan itibaren 25’i Müslüman 29 kişi öldürülmüştü. 2014 tarihinden itibaren, yani Hindu sağ ideolojinin partisi BJP’nin iktidara geldiği tarihten itibaren, olayların sayısı % 97 oranında artmıştı. 2017 yılında ise olayların sayısı en üst seviyeye ulaşmış ve 37 toplu saldırı olayı yaşanmıştı. Saldırıların sayısı 2016’da 24, 2018 yılında 21’e düşse de, giderek artan şiddet olayları azınlık-çoğunluk arasındaki ilişkileri daha da yıpratmaktadır. Tam da bu noktada ise Imran Khan’ın adaletin “zayıflara” verilmezse, onların ayaklanmasına neden olacağı sözü yerinde bir tespit olarak görülebilir. Yine Khan sözlerinin devamında, Bangladeş’in meydana gelmesinin arkasındaki ana nedenin zamanında Doğu Pakistan’a haklarının verilmemesi olduğunu dile getirmiştir. Pakistan liderinin bu sözlerini biraz daha açarsak, 1947 yılında Pakistan’ın oluşmasının arkasında Müslüman azınlığa gerekli haklarının verilmediği ve yine aynı hataya düşüldüğünde benzer süreçlerin gelecekte yaşanabileceği imaları açıkça okunmaktadır. Zira tarih iki büyük örnekle bunu çok açık göstermişti. Özellikle mevcut konjonktür okunduğunda ise Hindu-Müslüman ilişkilerinin daha da gerginleştiği görülmektedir.

Diğer yandan, toplu saldırıların hedefi başta özellikle Müslümanlar olsa da bu Dalitlere (kast sisteminin dışındaki Hindular) de yayıldığı görülmektedir. Bu ise Hint toplumundaki keskinleşmenin boyutunu çok daha ileri seviyelere çıkarmaktadır. Zira Müslümanlarla birlikte Dalitlerin de nefret söyleminin aktörü haline getirilmesi, ilerleyen süreçte her iki kesimin de marjinalleşmesine ve Hint toplum düzeninin yıkımına sebep olabilecek cinstendir. Bu anlamda, Hindistan’ın devlet büyüklerinin nefret adlı zehrin daha da yayılmasını önlemesi, uzun yıllardır takdir edilen demokratik kimliğinin gereğini yerine getirmesi ve azınlıklar üzerindeki baskının azaltılarak vatandaşlık haklarından mahrum edilmemesini sağlaması gerekmektedir. Öte yandan tüm bunlar, her iki tarafın birbirine yabancılaştığını da göstermektedir. Zira yaşanan olaylar çerçevesinde azınlık ve çoğunluk söylemleri değerlendirildiğinde karşılıklı olarak toplumsal empatinin yok olma evresine geldiği görülebilmektedir. Bu nedenle, öncelikle nefretin yok edilebilmesi için toplumsal empatinin canlandırılması ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Son olarak yükselen alt kastların 1980 yıllarından itibaren neden olduğu olgu ve olaylar düşünüldüğünde, Hindistan’ın geri dönülmez bir yola girmeden önce, yaşadığı yeni toplumsal dönüşümün sancılarını kontrol altına alması şarttır.