Hong Kong mu Çin’i Yoksa Çin mi Hong Kong’u Değiştirecek?

0

 

iki ay önce Hong Kong olaylar başlarken yayınladığımız yazarlarımızdan Bekir Günay’ın yazısı Hong Kongda Çinin ne yapmak istediğini iyi anlamamız için yeniden yayınlıyoruz.

Editör

1997’de İngiltere’nin Çin ile aralarında yaptıkları 100 yüzyıllık antlaşma sona erdi. İngiltere’nin Hong Kong’u Çin’e bırakmasıyla beraber bu tartışma da başladı. Olayın üzerinden 20 yıl geçse de bugün Hong Kong sokaklarında bütün sertliği ile devam ediyor.

19.yy’ın son çeyreğinde İngiltere Çin’e nüfuz etmeye teşebbüs etti. Bu süreçte bir türlü Pekin’e girip Çin’i sömüremedi. Ama küçük bir pay kopararak Çin ana karasında tutundu. Bu kavgada elde ettiği yer Hong Kong idi. Hindistan Siyasi Komiserliği (İngiltere’nin Hindistan’daki istihbarat birimi) inisiyatifinde gelişen Hong Kong, Hindistan’dan daha farklı bir yönetim anlayışına sahip oldu. Ülke kısa sürede Uzakdoğu ticaretinin merkezi haline geldi.  Bugünlerde sık sık medyada çıkan İngiltere’ye ait Virgin Adaları gibi kuralın olmadığı ilk serbest alan olan Hong Kong İngilizler tarafından inşa edildi. Bu alan kısa sürede tüm kirli paranın aktığı bir merkez oldu. 1970’lerden itibaren ise dünya ekonomisinin odak noktalarından biriydi.  Mao’nun komünist devletine karşılık halk, bu küçük toprak parçasında özgürlük ve refah seviyesi yüksek farklı bir Çin toplumu üretti. 1990’lara geldiğimizde Mao’nun kemiklerini sızlatan bir Çin yönetimi ile karşı karşıya geldik. “Komünist Kapitalist” denen hilkat garibesi bir Çin değişim sürecine adım adım girdi.  Batı’nın ucuz iş gücü ve dünyanın fabrikası olan bu toplum kalkınma ve kapitalistleşme sürecinde ilerlerken Çin, İngiltere ile 1997’de yapılan antlaşma gereğince Hong Kong’u kendi topraklarına dâhil etti.

Bir Devlet İki Sistem

İngiltere’nin Hong Kong’u Çin’e verirken, bölgenin ekonomik ve siyasi özerkliğini değiştirmeme garantisini de Çin’den aldığı görüldü. O tarihlerde yukarıda da bahsettiğimiz meşhur tartışma başladı. Çin mi Hong Kong’u yoksa Hong Kong mu Çin’i değiştirecek? Bu sorunun cevabı Çin’in komünist kapitalist olma yoluna girmesiyle daha çok önem arz etmeye başladı. Çin’in ekonomik anlamda Hong Kong’laşdığına şahit olduk. Şimdi ise dünyanın en büyük kapitalisti olma yolunda ABD ile taht kavgasına girdi.

Demokrasinin Uğramadığı Ülke: Çin

Hong Kong’a genel vali atayan, onun demokratik yönetimine dokunmayacağı teminatını veren Çin’in büyük sınavı da bu demokrasi dersinde başladı. Daha Mao zamanında kendini “Demokratik Çin Halk Cumhuriyeti” diye tarif eden, bizim anladığımız manada demokrasinin ve insan haklarının olmadığı, etnik unsurlara karşı “insanlık şu işleyen” Çin, gerçek yüzünü Hong Kong’da gösterdi.  Hong Kong’un kapitalist ve demokratik geçmişini devam ettirmek isteyen nesillerin sistemi ile demokratik olmayan dünün komünisti bugünün kapitalisti olmaya çalışan Çin sistemi, son on yıldır Hong Kong’da kısa devre yapmaya başladı.

Demokrasi bilmeyen ülkeye demokrasi öğretmeye çalışan Hong Konglulardan kapitalizmi öğrenip demokrasinin yanından geçmeyen Çin gerçek yüzünü Hong Kong’daki gösterilerde gösterdi.

Geçen senelerde yaşanan “şemsiye eylemlerinde” iki tarafın geri adım atmayıp mevcut demokratikleşme sorununu dondurması akabinde bugünlerde de benzer sorun tekrar nüksetti.  Milyonlarca insan yine sokaklara döküldü.

 

 Hong Kong Patlamak Üzere

Çinliler Avrupalıların kapitalizm süresinde yaşadıkları hataları Hong Kong’da da tekrarlıyor.  “Herkesin cebi dolduktan sonra demokrasi, adalet, insan hakları, kimlik önemli değildir” tezi AB’de işe yaramadı. AB o kadar refah seviyesine rağmen kendi toplumlarındaki etnik kimlik problemlerini görmezden gelmesi sonucu şimdilerde AB’nin geleceği tartışmalarında “parçalanma” konusu büyük bir yer tutuyor.  Benzer tez Çin eliyle Hong Kong’da da son 20 yıldır uygulanmaya başladı, fakat o da şimdilerde çöktü.

21.yy’da kimlik, evrensel değerler, adalet, temiz çevre vb. parametreler insanların sokaklara dökülmesini ve bunun için mücadele etmelerini sağlıyor. Bunun farkında olmayan devletlerin başında gelen Çin ise Hong Kong sınavında kalmak üzere… Hong Kong ona ya bu değerleri öğretip değişimini sağlayacak ya da Çin, Doğu Türkistan’da işlediği “insanlık suçlarının” bir benzerini ilerleyen yıllarda Hong Kong’da da işlemeye devam edecek. Ama Çin’in unuttuğu bir şey var “değişim” çoktan başladı.