Humeyni’yi Nasıl Bilirsiniz -II-

0

Selahaddin Eyyubi’nin hocası Sühreverdi, hükümdarların vasıflarını tanımlarken adaleti birinci sıraya koyar. Hangi siyasetname metnine bakarsanız bakın, hükümdarların tarihteki yerini yaptıkları hanlar, hamamlar, binalar ve savaşlar gibi unsurlar belirlemez. Hükümdarlar, kamu vicdanında sadece tek bir kıstasla yad edilirler: “Adi miydi yoksa Adil mi?” Hz. Ömer “adalet mülkün temeli” derken kastettiği şey, mülkün devlet ve halk olduğudur ki İslam tarihi bize bunu öğretmektedir. Hele yönetici bir de İslami söylemle iktidarda olursa ve o iktidara devrimle gelirse adalet onun için birinci öncelik olur.

1 Şubat 1979’da Humeyni, Tahran havaalanına indiği zaman tüm dünyadaki Müslümanlar ve İslami duyarlığı olanlar, Şah’ın zulmü ile inim inim inleyen İran’da insan hakları ve adalet konusunda İslam tarihinde örnek bir devlet yönetim ve rejiminin hayata geçirileceğini düşünmeye başladı. 1980’lerde Türkiye’de dâhil olmak üzere İslam dünyasında İran örneği imrenilerek seyredilmeye başlandı. ABD’ye kafa tutan elçilik baskını ile Humeyni’nin karizması artıkça arttı. Ancak Şah’ın generalleri ardı ardına kimi kurma mahkemelerde kimi mahkemesiz seri idamlara kurban gidip, sokaklarda cesetler görülmeye başlayınca işin rengi değişmeye başladı.

Netpano İran Dosyasını Açıyor: İyisi ve Kötüsüyle 40 Yıllık İran Devrimi;Humeyni Kimleri Aldattı?-1-

Kimi Eleştirirseniz, Ona Benzersiniz.

Tarihin kuralı Humeyni için de işlemeye başladı: “Kimi Eleştirirseniz Ona benzersiniz.” Humeyni tüm konuşmalarında Şah’ın adaletsizliğini ve zulmünü anlatırdı. Ona karşı baş kaldırılmasının dini bir görev olduğunu vurgulardı. Bir müddet sonra Humeyni’ye karşı gelen muhalefet dinsizlikle, İslam’la ilgisi olmamakla, hainlikle itham edilmeye başlandı. Şah’ın generallerinden sonra hedef İran solu oldu. Gözaltılar, mahkemeye gelmeden ölümle bitmeye başladı. İnfazlar ve sürgünler birbirini izledi. İslam dünyasındaki sol tecrübe, İran’da tamamen bitirildi. Humeyni’nin arkasına kim takıldı ise kısa sürede hain ilan edilip ya ortadan kaldırıldı ya da sürgüne gönderildi. Bir zamanlar Humeyni’nin sürgün yeri olan Türkiye, Aksaray, Laleli İranlı solcu ve aristokratların yeni merkezi haline geldi.

humeyninin ilk cumhurbaşkanı ben-i sadr

İran Kürtleri de Nasibini Aldı.

ABD Humeyni’yi ortadan kaldırmak için ardı ardına yaptığı komplolara Kürtleri de dâhil etti. Urmiyye’deki Humeyni karşıtı gösteriler sonrası İran İslam Devrimi milyonlarca Kürt’ü batı sınırında Hazar kıyılarına sürdü. Türkiye’deki hiçbir Kürt topluluk bugün bile bu olayları gündeme getirmiyor. Ben-i Sadr iktidarında Kürt partileri parlamentoda yer almasına rağmen zamanla onlar için de sürgünle geçen hayatlar başladı.

şeriat medari

En Büyük Darbeyi Türkler Yedi.

İran nüfusunun %40’ını Türkler oluşturuyor. İranlılara göre azınlık olarak bile tanımlanmayan ve kurucu vatandaş olarak da tarif edilmeyen Türkler Tebriz’den Tahran’a kadar geniş alanda yaşıyorlar. Türkler, İran tarihinin her aşamasında yer aldılar. İran Devrimi’nin akıl hocalarından olan Şeriat Medari’nin Türk olduğu düşünülürse Türkler demek, İran’da Farslardan daha etkili olan topluluk demektir. Sayıları 30 milyonu geçen bu topluluk, Şah döneminde de hep baskılandı. Humeyni’ye destek veren Medari’ye yapılanlar ortada durmaktadır. Şu anki Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in de Türk olduğunu düşünürseniz Türkler İran toplumunun ana direğidir. Humeyni ile birlikte yola çıkan Türkler de 1983 sonrası hedef tahtasına oturtuldu. Şeriat Medari ve ailesine yapılan baskılar ve Tebriz’in etkili yerel eşrafına düzenlenen saldırılar Türkleri baskı altına almış oldu. Buna karşılık 1945’te ortaya çıkan Güney Azerbaycan Muhtariyet hareketi ile tekrar sahneye çıkma teşebbüsü edildi ise de bu Humeyni tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Tüm azınlıkların ABD eliyle İran İslam Devrimi’ne karşı kışkırtıldığı tezi işlenmiş, bunları destekleyenlere hain sıfatı verilmişti. Bunlara rağmen Türkler arasındaki Şia söylemi her zaman etkili olmuş, toplum acılarını bağrına basarak susmuş ama gerek Humeyni’nin son dönemlerinde gerekse ölümü sonrası ortaya çıkan ayaklanmalarda Türkler hep darbe yemiştir.

Kâbe Baskın arkasındaki İran mı var ? ve İranlı hacıların Katliamı

İslam dünyasında haram alan olarak bilinen, silahla asla girilmesi mümkün olmayan Kâbe’ye şimdiye kadar İslam tarihinde görülmemiş bir saldırı bu sıralarda yaşanmıştır. Kimilerine göre olayın arkasında Suudi Arabistan’daki Mehdiciler, kimine göre İran’ın desteğindeki Suudiler kimilerine göre ABD, hedef aynı Kralı devirmek için Kâbe’yi bastılar. Yakın Şarktaki nüfuz mücadelesi İslam’ın kalbi Kâbe’de yüzlerce insanın kanının akmasına sebep oldu.1987 bu sefer İran istihbaratı yüzlerce İranlı Hacıları yine Kâbe’nin etrafında sloganlar atarak yaptıkları gösteride 400den fazla hacı Suudi rejimi tarafından öldürüldü. Kâbe’nin etrafında yine kanlar aktı. Bunların Hesabını kim verecek derseniz onu Allah bilir. Ama İslam, siyaset, din ve hac gibi kavramların iç içe geçirilmesinin sonucunun ne olacağını acı bir şekilde yaşayarak görmüş olduk.

Bunların Yanında..

Öte yandan kendi kendine yeterli İran’da zorla baş örttürmeler, ahlak zabitleri gibi uygulamalar başka makale konuları olsa da ilk etapta tüm azınlıklara verilen siyasi ve kültürel haklar, İslam dünyasına ümmet bilinci ile yaklaşmalar, Batı’yla sert mücadele edilebileceğine dair söylemler ve zamanla ümmet düşüncesinin Şii milliyetçiliğine dönüşmesi Humeyni’nin karnesine yazılan konular olsa gerektir.

Sonuçta hadiselere adalet gözlüğü ile baktığınızda Humeyni dönemi için şu soruyu sormak gerekiyor. Humeyni’yi nasıl bilirdiniz?