İdeolojiler Bitti Mi ? (2)

0

 

Önceki yazımda üzerinde durduğum ideoloji kavramından,nasıl ortaya çıktığından, kavramın siyasal tarihteki yansımalarından ve kapitalizm bittiğinde liberalizm kavramının öne çıktığından bahsetmiştim. Bugün ise yazımda sizlere liberalizm kavramının ön plana çıkmasıyla birlikte dünya siyasetinde ‘ideolojiler bitti mi’ sorusunu yanıtlamaya çalışacağım.

İdeolojinin Sonu

İlk olarak siyasi tarihte bu görüşü ortaya atan ancak literatürde yer almayan “ideolojinin sonu” tartışmasını yapanlar F. Hegel ve K. Marx’dır. İdeolojilerin Soğuk Savaş döneminde tırmandığı yıllarda bu tartışmayı tekrar ortaya atan 1960’da D. Bell olmasına rağmen 1980’de Francis Fukuyama ile ün kazanır. Sizlere bu tarihsel yaklaşımın tekrardan gündeme gelmesiyle “ideolojinin sonu” kavramını kullanırken ne ifade ettiğini ve böyle düşünmeye sevk eden sebeplerin bir değerlendirmesini yapacağım.


Daniel Bell ideolojilerin sonu tartışmasını 1960’lı yıllarda atmasının en önemli sebebi; bu dönemde sanayileşme ile birlikte doygunluğa ulaşan toplumun üretimden çıkıp “tüketim toplumu” haline gelmektidir. Kapitalizm’in en büyük krizi olan ekonomik buhran, liberal ekonominin sorgulanmasıyla ve Keynesyen modeline geçilmesiyle sonuçlanmaktadır.

İdeolojiler Bitti Mi?

Bu ekonomik model ise “üretim ve emek” sürecinde meta bilincinin oluşmasına sebep olmaktadır. Keynesyen modeli ile işçi sınıfı dahil toplum refah bir düzeye ulaşmaktadır. İşçi sınıfının bu refaha erişmesiyle birlikte bu sınıfın yeniden tanımlanması şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak ulaşılan bu refah seviyesi sınıfın sonu anlamına gelmemektedir.

1930’larda ortaya çıkan ekonomik buhran, Keynesyen modeline geçilmesine neden olduğu gibi 1974’teki petrol krizi refah devletten neoliberal politikalara geçilmiştir. Tüm bu gelişmelerle, Keynesyen modelinin iflasını getirmekle birlikte, liberalleşmenin dünya üzerinde yayılmasını sağlayıp ulus devlet yapısının sorgulanması dünya gündemine taşınmıştır. Böylece küreselleşmenin tanımı tekrardan yapılarak ulusal kapitalizmden çıkıp, her bir ülkeyi potansiyel pazar ve üretim alanı olarak gören çokuluslu şirketlerin oluşturduğu sisteme dönüştürmüştür.Yaşanan bu gelişmeler, Keynesyen modeli ile sosyalist modelin aynı tarafta yorumlanmasıyla birlikte her iki modelinde prestij kaybettiği algısını doğurmuştur.
Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan iki kutuplu dünya, sosyalist bloğun 1989 yılında dağılmasıyla beraber liberalizme alternatif sayılan sosyalist ideolojiyi ortadan kaldırmıştır. Bu durum 20.yy sonlarında “ideolojinin sonu” tartışmasını gündeme getirmiştir. 21.yy da komünizm’in çökmesiyle ortaya çıkan “alternatif ideoloji” arayışını gündeme getirmiştir. 11 Eylül saldırısıyla birlikte dünya kamuoyunda ideolojinin yerini terör ile mücadele almıştır. Netice olarak ortaya ideoloji, terörizm diye adlandırılan radikal İslam ile mücadele haline dönüşmüştür.