İdlip ’teki Kavganın Anlamı Ne; Alan Kazanmak mı? Türkiye’nin Çekiştirilmesi mi?

0

Başkan Erdoğan’ın “bir gece ansızın gelebiliriz” söylemleriyle masadaki elini yükselten Türkiye, Rusya karşısında kazandığı alanı sonuna kadar koruyacağının sinyalini de vermeye başladı.

Diplomasi bazen blöf, bazen sahada sonuç alıcı hamlelerin adıdır. Masadaki sıkışmalar, sahada başarılı saldırılarla oyunun rakibin aleyhine kendi lehine değiştirilebilir. Moskova da yaşanan şu anda tam bu…

Suriye’nin son aylarda Rusya desteğinde başlattığı, İdlip’i geri alma hamlesinde Türkiye’nin gözlem noktalarında verdiği şehitlerle işin rengi farklı boyutlara çekilmeye başladı.  MSB açıklamalarıyla alanda anında karşılık veriliyorsa da Suriye’den her hangi bir geri adımın gelmemesi tam tersine ilerlemeye devam etmesi meselenin başka boyutlara taşınmak istendiği hissediliyor.

Suriye’deki İyi Polis, Kötü Polis Rusya;

Türk-Rus ilişkileri, 15 Temmuz Hain Darbe teşebbüsünden bu yana bahar havasını yaşıyor. Öldürülen Rus elçisine rağmen bozulmayan ilişkilerde imtiyazlar elde eden taraf açık ara Rusya olduğu görülüyor. Rusya’nın Türk akımdan, S400lere, Türkiye- NATO ilişkilerindeki bozulmalardan, ABD ve AB den Türkiye’nin uzaklaştığı tartışmalarına, Putin-Erdoğan görüşmelerinin rutine dönmesine kadar  münasebetler komşuluktan ileri boyutlara taşındığı ortada…

Bu süreçte Türkiye’nin Rusya’yı zaman zaman sıkışan Türk-ABD ilişkilerde dengeleyici olarak devreye sokması bazı krizlerin aşılmasında işe yarasada son “Barış Pınar’ı hareketinde” Rusya’nın ABD ile birlikte hareket etmeleri Türkiye’nin belli bir mesafede durmasına sebebiyet verdi.

 

Rusya’nın Önceliği Suriye mi?

Rusya’nın SSCB zamanında beri Yakın Şarktaki sömürgesi Suriye’dir. Baba Hafız Esad’ı iktidara taşıyan ve onu muktedir yapan her zaman Moskova olmuştur. Türkiye’de soğuk savaş zamanında bile Suriye uzmanı yokken Ruslar Suriye de cirit atıyorlardı. Nitekim Ukrayna’da sıkışan Putin’in 2014 Suriye’de ağırlığını koymasıyla “gitti gidecek denen Esad’ın” tam tersine iktidarının zirvesine çıktığını da unutmayalım. Sonuçta, Rusya hem Esad’ı iktidarda tutmak istiyor. Hem de Türkiye’yi bölgeye sokmamak niyetinde ayrıca   muhtemel Kürt ve Doğu Akdeniz gazının AB taşınmasındaki stratejik pozisyonunu kaybetmemek üzere sahada tüm varlığını hissettiriyor.

Rusya Baştan Beri İkili Oynuyor.

Şunu unutmayalım Rusya baştan beri ikili oynuyor. Astana görüşmelerinin amacı Cenevre’yi etkisizleştirmek, Türkiye İran kavgasında hakemlik sağlayarak psikolojik üstünlüğünü alanda da sağlamaktı. Bunu çok iyi bir şekilde yaptı. Şimdi ki amacı ise Türkiye’yi nüfuzu alanında tutmak ve  ABD ne fazla yaklaşmasını engellemektir. Moskova görüşmelerin zaman kaybetmekten başka amacı olmayan “oyalama taktikleridir.” Putin’in diğer hedefi de Türkiye’nin fazla ileri gitmemesi konusunda Suriye ile hırpalamaktır.  Maalesef şu ana kadar bunu da başardığını söylemek  mümkündür.

Rusların temel felsefesi Türkiye’nin elinin altında tutmaktır. Bunu ülke içindeki lobileriyle özellikle de enerji ve basındaki lobileriyle sağlamakta hem de askeri ve siyasi açıdan kendi inisiyatif ekseninden ayırmamak niyetindedir.  Türkiye’nin şu soruyu Rusya’ya sordurması lazım… “Suriye mi? Türkiye mi? Senin için hangisi önemli? “Rusya’yı gerek masada gerek saha bu hale getiremezsek bizi arafta tutarak, hem Suriye’de hem de Ankara’da ikili oynamaya devam edecektir.

Türkiye’de zaman zaman Rusya’ya karşı ikili oynamaya çalışıyorsa da Rusya kadar başarılı olduğu söylemek zor. Zira Rusların atası Bizansların diplomasi tarihine kazandırdıkları “Fitne diplomasini” günümüzde en iyi yapanlar onlar…

Bizans’ın “Fitne Diplomasisi” Rus Dış Politikasının Yeni Yöntemi mi?

Rusya’nın Ve ABD Amacı; Türkiye’yi Suriye de Yıpratmak Mı?

Soruyu cevabı aslında içinde gizli o da “evettir”.  O zaman ikinci bir soru insanın aklına geliyor. “Neden” yine cevap basit, Türkiye’nin son 10-15 yıldır sahada etkin olmaya başlaması, kurulu düzeni zaman zaman sorgulaması, oyunlarda sonucu değiştirme teşebbüsleri, her iki gücün Türkiye’ye karşı sözde ayrı aslında ortak hareket etmelerini sağlıyor.  Diyeceksiniz sahada bunun tam tersini görüyoruz. Haklısınız diyemiyorum. Zira ABD ve Rusya hiçbir zaman savaşmazlar hiçbir zaman Türkiye için ilişkilerini dönüşü olmayan yola sürmezler. Gördüklerimiz ise sadece PR çalışmalarından başka bir şey değildir.

Türkiye’nin Suriye konusunda Rusya’nın Suriye’nin hava koridorunu kapatması Ankara’nın sonuç odaklı hamlelerini engelliyor. Hava üstünlüğünü kurmadan kara hareketinin sınırlı kalacağını herkes biliyor. Burada Türkiye’nin bir ABD, bir Rus kartını dengeli ve zamanında kullanması lazımdır. Bunu sık sık yapması kendini yıpratır.  Sahada yerel unsurlarla fazla yol allamadığımız ortaya çıktı. Türkiye kendi askeri ile alanda sonuç odaklı adımları atması gerekiyor.” Ansızın gelebiliriz” hamlesinin doğru zamanda yapılması şart…

İdlip Hatay Demektir.

ABD ve Rusya’nın hedefi Suriye meselesinin Türkiye sorunu haline getirme niyetlerinde olduğu aşikâr, ateş söndürmeden İran ve Türkiye gibi ülkelerinin hırslarını ve hızlarını törpülediklerini de unutmayalım. Sahada etkin olmak istiyorsak artık müzminleşmiş Suriye meselesinde sonuç odaklı adımlar atmamızın zamanı geldi. Blöfler sahada işe yaramıyor. Zira ABD müttefiklikten Rusya’nın son yıllardaki ikili ilişkilerden dolayı ülkemizde “bizi bizden daha iyi bildiklerini” görmemiz gerekiyor. İç politikadaki adımları dışa, dıştakini içe çevirmede Rus ve ABD lobilerinin hala etkin olduğunu da unutmamız gerekir. İdlip ’in önemini anlatmaya gerek yok. İdlip ’in rejim güçlerinin eline geçmesi demek, Türkiye açısında Hatay’ın risk altına girmesi demektir. Zira Hatay’da artan Suriyeli nüfus uzun vadede burayı tartışılır hale getirir. Rejimin etkin olması PYD’nin Suriye ile ortak hareket etmesiyle üstünlük sağladığımız yerlerini kademeli olarak elimizden çıkmasına sebebiyet verir. Tüm bunları düşünerek olayı zamana yaymadan iç politika malzemesi yapmadan, İdlip’de içi dolu, sert, sonuç odaklı hamleler yapmamız gerekiyor. Beklediğimiz “her an” aleyhimize işliyor. Eğer bu yapmayacaksak yıpranmayı önlemek için tam zıt bir politika olan kademeli olarak Suriye’den çekilme kartını düşünmemizde gerekir bilir. Bunun şu anda manasız ve tüm adımları boşa çıkmasına sebep olacağını bilinmeme rağmen dillendiriyor. Ezber bozucu politika dış politika farklı kapıları açar.

Şunu da aklımızdan çıkarmayalım. Fırsat budur diye ne ABD ve ne de Rusya’yla olan ilişkilerimizde “onları birbirine karşı” kullanmayalım. Çünkü “onlar zaten bir”, “farklı olan biziz.” Farklı olan Suriye’de yaşayan mazlum olan halk onlara benzeyerek diplomasi geliştiremeyiz.