İmparatorluğun Ordusu

0

 

İnsanoğlunun hükmetme gücü onu yüzyıllar boyunca kanlı mücadelelere itmiştir. Tarih sahnesine dönüp baktığımızda, bazen bölgesel olarak süren mücadeleler belli bir süre sonra dünya savaşı haline gelmiş ve dünya dengeleri hep kan üzerine kurulmuştur. Batı Haçlı seferlerinin amaçlarından biri arafta olan Müslümanları tek bir potada eriterek dini inanış olarak tek bir imparatorluk sınırı içerisinde toplamak olmuştu. Gelişen teknolojiler ve gün geçtikçe yapılan ittifaklar dünya genelinde silahlanma yarışını acımasız olacak düzeyde bir nükleer silahlanma boyutuna taşımıştır. Dünya yönetiminde söz sahibi olan büyük devletlerden neredeyse hepsi nükleer silahlara sahipken yeniden bir dünya savaşı, yaşanılan dünyanın sonunu getirmek demekti. Sanayii devriminin ardından değişen dengeler teknolojik üstünlüğün batı devletlerinin eline geçmesine sebep oldu. Hızlıca gelişen batı devletleri, büyük askeri güçlere erişince dünya savaşları kaçınılmaz oldu. Tarihin iz düşümlerine baktığımızda savaşları başlatan güçler, savaşlardan mağlup olarak geri çekilmişlerdir. Büyük savaşlar neticesinde devletler yorgun ve ekonomik olarak buhranlarla karşı karşıya kalınca, şirketler ana güç olarak ortaya çıktılar. Bankalar, petrol şirketleri, silah şirketleri ve ilaç şirketleri kendi aralarında birlik sağlayınca dünyanın en güçlü ordusuna sahip oldular. Sayılı birkaç aile kontrolünde olan kapitalizm zinciri şirketler, devletleri kontrol altına almaya başlayınca ana güç haline geldiler. Bu ana güç ise karşımıza şirketokrasi olarak çıkmaktadır. İnsan bedeni için kan hangi anlamı ifade ediyorsa, şirketler için de para aynı anlamı ifade etmektedir.

 

Dünya para trafiğinin yaklaşık olarak %80’i bu küresel imparatorluğun kontrolü altındadır. Düzenini kurmuş olan küresel imparatorluk, düzenin korunabilmesi için de dünya savaşlarına engel olması ve bölgesel kontrollü operasyonlar ile problemleri çözmesi gerekmektedir. Dünyanın hemen hemen her yerinde varlığını güçlendirmek için çalışan imparatorluk, gücünü koruyabilmesi için profesyonel, zeki, hızlı ve yetenekli saha elemanlarına ihtiyaç duymaktadır. İmparatorluk kendi ordusu için gerekli çalışanları; istihbarat kanalı ile özel olarak seçilmiş ve yetiştirilmiş olan bürokrasi tecrübesine sahip kişilerden seçer. 21. Yüzyıl küresel imparatorluğun sisteminde ekonomi en etkili silah olarak kullanılır. İmparatorluk çatısı altında kontrol altına alınması gereken ülkelerin en başında üçüncü dünya ülkeleri gelir ki bunun sebebi bir devlet düzeninin olmamasından dolayı kontrolünün kolay olmasındandır. Şirketokrasinin hedef ülkelerde kurduğu sistem oldukça sistematiktir.  Birinci sırada ekonomik danışmanlık misyonu altında görevli istihbaratçılar, ikinci sırada hükümet ikna edilemediğinde devreye giren eli kanlı suikastçılar, üçüncü sırada ise hepsi başarısız olduğunda ülkeyi işgal edecek olan ordu yer almaktadır. Ekonomik bağımsızlığı ve güçlü meclis sistemini oturtamamış ülkelerdeki halk oylamalarında küresel imparatorluğun elemanları bazen dolaylı bazen de direk olarak müdahale ederler. Sistem öylesine korkunçtur ki halk oylamalarına gidilen ülkelerdeki devlet başkanları, büyük şirketlerin desteği olmadan seçilemezler. Seçildikten sonra ise diyetini ödemek zorunda kalırlar. İmparatorluk, parlementer sitemin olduğu ülkelerle çalışmaktan nefret eder. Çünkü, meclisin onayı olmadan projeler yürürlüğe giremez ve tüm meclise şirket bilgilerinin açıklanması gerekir ki bu sırları kimse açıklamak istemez. Bunun yerine rahatça kontrol altına alınabilen devlet başkanları ve krallıklar ile çok daha kolay bir şekilde netice alınır.

BBC kanalına röportaj veren Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, bu kişilerin kendisiyle de temasa geçtiğini anlatmıştı. Chavez, kendisinden Venezuela üzerinde gözetleme uçuşları yapılmasına izin vermesini ve ekonomik danışmanlarla çalışmayı kabul etmesi halinde bazı fonların kullanımına açılacağını teklif ettiklerini açıklamıştı. Bu teklifleri reddetmesine rağmen ekonomik tetikçilerin vazgeçmediğini, zayıf devlet memurları, parlamento üyeleri, hatta kendi çevresindeki ordu mensuplarına baskı yapmaya çalıştıklarını da belirtti. Chavez, istihbaratçıların başarısız olmasının ardından suikastçıların geldiğini ardından askeri darbe ve suikast girişimlerinin olduğunu da röportajında anlattı. Peki, Venezuela neden imparatorluğun bu kadar ilgisini çekmişti?  Çünkü Venezuela petrolü, dünya petrolünün dördüncü üreticisidir. Petrol bulunmasıyla birlikte hızlıca zenginleşen klasik petrol ülkelerinden biri olan Venezuela, aynı zamanda gelir dağılımı arasındaki uçurum nedeniyle toplumsal sınıf farkının (yoksul/zengin) uçurum olduğu karmaşık bir ülke halindedir. Venezuela petrolü, Petroleus de Venezuela isimli kamu şirketi üzerinden yıllık 55 milyar dolar ihracatı ve 40 bin çalışanı ile ülke dış ticaretinin %80’ini gerçekleştirmektedir.

 

Dünya petrol ihtiyacını karşılayan ülkelere baktığımızda; Venezuela, Suudi Arabistan, Irak, İran ve Endonezya gelmektedir. Küresel imparatorluk bir dönem, dünya üzerinde büyük sarsıntılara neden olan petrol krizi nedeni ile Venezuela, İran, Irak ve Endonezya’dan herhangi bir durumda petrol alamadığında bu açığı Suudi Arabistan ile yapılan karşılıklı anlaşmalar ile gidermişti. Yeni yapılan anlaşma neticesinde batılı petrol şirketleri, bazı ülkelerin petrol vermeyi durdurması durumunda ihtiyacını rahatlıkla temin edebilecek duruma gelmişti. Fakat Venezuela, Irak ve İran hiç de hesaplandığı gibi olmadı. İran’da 1951 yılında Başbakan Muhammed Musaddık İngiliz petrol şirketlerini millileştirmek isteyince, imparatorluk istihbaratının Ortadoğu şefi olan Kermit Roosevelt devreye girdi. Halk hareketlilikleri başladı ve 1953 yılında devrildi. OPEC kurulduktan sonra İran bölgesel güç konumuna erişti. Yerine gelen Şah küresel imparatorluğun petrollerini korumaya çalışırken, şirketler İran’a büyük yatırımlar yaptılar. Fakat İran’da birden hesaplanamayan halk hareketleri büyüdü ve şah tahtı bırakıp Mısır’a kaçmak zorunda kaldı. Burada batılı şirketler büyük yatırımlar ve paralar kaybettiler. Venezuela’ya geldiğimizde 1998 seçimlerinde devlet başkanlığına seçilen Hugo Chavez parlamentoyu lağvedip mahkemeleri ve diğer kurumları denetimi altına aldı. Kontrolü ele alan Chavez küresel imparatorluğu suçlayıp kapitalizm bünyesindeki şirketleri hedef aldı. Yabancı petrol şirketlerinden daha önce almış olduğu vergileri değiştirerek iki katına çıkarttı. Aldığı bu kararlar küresel imparatorluğun bünyesindeki şirketlerin tepkisini çekti ve batının patron devleti ABD’nin acil müdahale etmesi gerekiyordu. Çünkü beklenmedik bir şekilde gelişen olaylar, küresel imparatorluğun planlarını altüst etmişti ve bu planların önündeki engel olan liderin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Fakat 2002 yılına gelindiğinde Irak’ta görev yapan ekonomik tetikçiler Saddam’ı bir türlü ikna edememiş ve hiçbir şekilde boyun eğdirememişlerdi. Bir başka lider de planları bozmaya başlayınca Irak’ta da petrol krizi meydana geldi. Birinci ve ikinci grubun görevlerinde başarısız olmalarının ardında sırada bekleyen üçüncü grup olan ordunun askeri müdahalede bulunmasına karar verildi. ABD aynı anda çok fazla savaşta olamayacağından Irak’ı işgal etti ve Irak petrollerin kontrolünü eline aldı.

 

Sıra Venezuela’ya geldi ve askeri müdahale yerine yıllar önce İran’da yapılan Roosevelt’in Musaddık’ı devirmesi metodu yöntem olarak belirlendi. Venezuela’da birden bire petrol işçileri aylarca sürecek greve başladı. Ardından yüzbinlerce insan sokaklara döküldü ve büyüyen olaylar neticesinde Chavez iktidardan düştü. Askeri darbe ile Chavez’i indirdiğine sevinen küresel imparatorluk yetmiş iki saat sonra aldığı haber ile sarsıldı. Çünkü darbeye karşı koyarak direnen Chavez 3 gün sonra (72 saat) iktidarı yeniden ele geçirdi. Chavez’in başarılı olmasının sebebi Musaddık’ın aksine askeriyeyi kendi elinde tutmayı başarmıştı. Kontrolü ele alan Chavez darbeyi destekleyen muhaliflerini ve subayları hapse attırdı. Darbeye destek veren yabancı şirketleri ve istihbarat görevlilerini tespit ederek ülkesinden kovdu. Başarısız darbe girişiminin ardından imparatorluğun şirketleri ve devlet görevlileri uluslararası alanda çok zor duruma düştüler. Neyse ki hızlıca gündemi değiştirip ilgileri ve dünya medyasını Ortadoğu üzerinde odakladılar. Aslında darbe girişiminin başarısız olmasının ardından üçüncü grup olan ordu devreye girerek Venezuela’yı işgal edebilirdi fakat dönemin şartları buna müsaade etmedi. Çünkü aynı anda Afganistan ve Irak’ta bulunan ABD ordusu aynı zamanda Venezuela’da üçüncü bir ülkede olamazdı. Hem askeri hem de siyasi olarak güç birliği sağlayamadığı için Irak petrollerinin kazanımına öncelik verildi.

Unutmayalım, başkalarının gözyaşları üzerine hiçbir imparatorluk kurulamaz.

Günün sözü olarak bir Kızılderili Atasözü’nü Küresel İmparatorluğa armağan ediyoruz;

‘’Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde. Beyaz adam; paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.’’