İran Devriminin Sonucu: Toplumsal Düalizm -IV-

0

İran Devrimi’nin 40 yıllık serüvenini analiz ettiğimiz bu yazı dizisinde sıra, devrimin sonuçlarını tespite geldi. Devrimi fazla eleştirel bir dille analiz ettiğimize dair itirazlar gelebilir. Bu, kendi içinde doğru olabilir. Nedeni ise gayet basittir. İslami duyarlığı olan her münevveri derinden etkileyen İran İslam Devrimi’nin zamanlaması dikkat çekicidir. 20. yy’ın başında yok edilmek istenen bir İslam dünyası ve İslami söylem, 20.yy’ın son çeyreğinde tekrar ortaya çıkar. İran Devrimi Batı’ya karşı bir siyasi duruş sergilemesi açısından ümmet içerisinde büyük ses getirmiştir. Sanırım, Peygamber Efendimiz ve Hulefa-i Raşidin’den beri özlenen bir ideal olan İslami toplum inşa edilmesinde ümmetin aydınları İran’daki harekete fazla sorumluluk yükledi.

İran İmrenilen mi, İğrenilen mi?

40 yıl sonunda tek kelimeyle İran eliyle İslami hareketler ve İslami duyarlık yerle bir oldu. Başka bir ifade ile İslam tarihine İran kötü bir tecrübe olarak yazıldı. 40 yılın muhasebesinde “demokrasi ve İslam,” “devrim ve İslam” gibi Batı tanımları içinde veya Batı kalıplarıyla İslam’ı yorumlama yanlışı yapıldı. İslami değerler dizisi inşa edemeyen İran örneğini gözlerimizle gördük ve dersler çıkardık. Sonuçtaki kazanç ve kayıplar 21. yy Müslümanlarının dünyaya bakışını etkiledi. Muhasebeyi dizinin son yazısına bırakarak, İran Devrimi’nin net olarak ortaya çıkan negatif boyutunu bu yazıda analiz edelim. Bu sorun, özellikle son beş yıldır, zaman zaman toplumsal patlamaya da sebebiyet veren “düalizm” olgusudur.

Demokrasi ve Mollalar -III-

İkili Yaşam

Düalizmi “ikili yaşam” diye açıklamak mümkündür. Toplumda, ferdin taktığı birçok sosyal şapkalar vardır. Bu şapkaları kişinin kendi tercihleri belirler. Genelde toplumun değer yargıları bu şapkaların sayılarını azaltarak ortak bir karakterin inşasına yardımcı olur.  Cemiyet, bunu yaparken doğal seleksiyonu kullanır.  Dindarlık, ahlaklılık ve erdemlilik dünyada üç aşağı beş yukarı her toplumun karakterini bize yansıtır.  Toplumun geneline baktığımızda sokakta başka, evde başka, camide başka, düğünde başka, tamamen birbirine zıt bir toplum ortaya çıkmaz. Tabii bunların hepsi normal şartlar altındadır. Şartlar “anormalleşmeye” başlarsa toplum kendine başka bir hayat inşa etmeye başlar.

“Miş Gibi” Yapmak

Özellikle toplumu bu davranışa iten en önemli faktör devletin sosyal hayata müdahalesidir. Siyasi erkin toplumu ideolojik kalıba sokma arzusuna karşı toplum, duyarsızlıkla tepkisini gösterir. Ülkedeki mevcut söyleme “miş gibi” yaparak hayatta kalmaya çalışır. Bu toplumlarda eğlence hayatı, içki tüketimi, apolitik söylemler gelişir. Bu kanallar toplumun var olan yapıya karşı durduğu alanlardır. Örneğin, Stalin döneminde Sovyet halkının en mutlu olduğu yer evlerinin mutfakları imiş. Halk sokakta “en büyük Stalin” söylemlerine karşı sessini çıkaramaz, hep alkışlar durumda imiş. Bu hal Stalin’in hoşuna gidermiş ama zamanla halkta kaybolan ruh, duyarsızlık, artan eğlence kültürü ve içki tüketimi ile rejim, farklı bir âlemin olduğunu düşünmeye başlamış. “Bu halk benim yaptığımı hep destekliyor mu?” diye şüphelenmiş Stalin. Nitekim şüphelerinde de haklı çıkmış. Devletin yaptığı sosyal konutlarda oturan Sovyet halkının mutfaklarında yer alan tek kanalı radyolarda 24 saat Stalin propagandası yapılırmış. Halkın bu radyoyu hiç dinlemediği, tam aksine mutfakta buluşan tüm ailenin dışarıda Stalin’e yönelik söylemedikleri eleştirileri yemek masasında, acımazsızca yaptıklarını KGB Stalin’e rapor etmiş.  Peki KGB bunu nereden öğrenmiş derdiniz? Gayet basit, evdeki radyolar aynı zamanda evi dinleyen telsizler olarak yapılmış.  Halktan korkan, halka zorla şekil vermek isteyen devletlerin toplumları her zaman benzer kaçış yollarını bulmuştur.

İran’da İkili Hayat

Düalizm, bugünkü İran Devrimi’nin temel sorunu olarak karşımızda duruyor. Devrimle oluşturulmaya çalışılan dindar toplum hedefi 40 sene sonra tam zıddını doğurmuştur.  Bunun sebeplerini irdelemek lazımdır. İran İslam Devrimi “İslami bir devlet ve toplum inşa etmeyi” varlık sebebi olarak açıkladı. İran, İslamcılarının en büyük hatası “devleti ele geçirip, toplumu devlet eliyle Müslüman yapmak” olmuştu ki, bu söylem şu anda iflas etti. 40 yıldır Mollaların elinde olan İran devleti “sözde İslami” oldu ama ne uygulamaları ne de toplumdaki izdüşümünde İslam var olamadı. Tam tersine İslam görüntüsünün altında İslam yok oldu. Dindarlık görüntüsünün altında “dinsizleşen bir topluma” doğru İran evrildi.

Hata Nerede Yapıldı?

Hatanın en büyüğü Peygamberî metodun terk edilmesi oldu. Devletin Müslüman olmasıyla toplum Müslüman olmaz. Hele bu bir inanç işi ise “devlet eliyle dindarlık olamayacağının” en güzel ispatı İran Devrimi’dir. Bir başka benzer örnek de Suudi Arabistan’dır. Şeriatla yönetilen ülkedeki topluma baktığımızda karşımıza cahiliye toplumu çıkıyor. Unutmayalım “devlet at gibidir, sahibine göre kişner.” Zamanı gelince sahibini üstünden atar. O yoluna başka bir sahiple devam eder. Sahip de atı kontrol ettiğini zanneder. İran’da da benzer durumu görüyoruz. Şah döneminde güçlü geleneksel seküler Fars bürokrasisi, mollaları kendine benzetti. Şimdi at sahibini kontrol ediyor. Peygamberî metodda “fertten topluma gidiş” sürecinin “bilgi, akıl, iman, ibadet, ahlak” evrelerine uğramadan doğrudan devlet yapısına geçilmesinin sonucu İran’da ortadadır.

İran’da devlet eliyle toplum dindarlaştırılmaya çalışıldı. Eğitimde, sokakta dini duyarlılık bir rejim mantığıyla “ya yapacaksın ya yapacaksın” söylemi halkın “mış gibi” davranmasına sebep oldu.  Bir başka ifadeyle ”devlet eliyle dindarlık olmaz.” Hele İran gibi Şii geleneğinden gelen bir toplumda mevcut sisteme muhalif kültürün içinde bunun baştan başarısız olacağı ortadadır. Din, kişi ile Yaradan arasındaki ilişkidir. Bu ilişkinin perçinleştirilmesinde devlet yerine aile ve toplum yönlendirici olabilir. Devlet bunları dolaylı olarak destekleyebilir. Ama İran’da devlet, aile ve toplumun rolüne soyundu. Kadınlar başörtü takacak, erkekler sakal bırakacaktı ve bu, bir rejim göstergesi olarak sunuldu. Bu baskılar halkın “mış gibi” yapmasına sebep oldu. Kısacası Allah ile kul arasına devlet girince toplum dindarlaşamadı.

Toplum Sokak Dışında Farklı Bir Hayat Kurdu.

Stalin örneğinde anlatılan durum, şu anda İran’daki mollaların karşısında bir problem olarak durmaktadır. Son yıllarda başlayan başörtü çıkarma eylemleri, mollalar tarafından “ABD ve İsrail oyunu” olarak lanse edilse de gerçek ortadır. Toplumdaki gece hayatı, ki bununla ilgili internet paylaşımları dikkat çekicidir, Türkiye’ye gelen İranlı turistlerin Türkiye’deki yaşantıları, İran’ın dini başkenti Kum’daki uyuşturucu tüketimi, yine ülkedeki kaçak içki tüketimi, hepsini alt alta toplandığınızda karşımıza çıkan sonuç; bugünkü İran’ın acı fotoğrafıdır. Ayetullah Hamaney’de dahil tüm İran yöneticilerinin hesap gününde bu durumdan sorgulanacaklarını düşünüp, 40 yıl sonunda İran Devrimi nereye gitti diye düşünmeleri gerekiyor. Yoksa karşımıza, ilerleyen yıllarda sekülerleşen, hatta bir adım daha ileri gidersek, Zerdüştlükten Ateizme doğru savrulan bir İran toplumu çıkacaktır.