İstanbul’daki Suriye Zirvesine Giderken

0

Kördüğüme dönen Suriye meselesi, mağdur olan Suriyelilerin ülkelerine döndürme boyutları çoktan geçilerek, uluslararası güçlerin bilek güreşine döndü. Bu süreçten, en fazla etkilenen ülke maalesef Türkiye oldu. Ülkesine gelen 4 milyon Suriyeli göçmenle Dünyanın en fazla mültecisi barındıran Türkiye, sınırda oluşan güvenlik problemlerine uzun süre müdahale etmeden problemi çözme yolunu denedi ise de istediği sonucu alamadı. Diğer ülkeler Suriye’de maşalarını kullanırken, Türkiye’nin fiilen ordusuyla müdahale etmesi sorunu farklı bir mecraya taşıdı. Türkiye, haklı olarak Kuzey Irak’ta da daha önce uygulanan modele benzer pyd /pkk uzantısı ile oluşabilecek sonucu göre olaya müdahale etti. İşin ilginci ise bizzat müttefik kisvesi altında ABD’nin,  Fırat’ın doğusunda kurmaya çalıştığı ve uzun vadede Kuzey Irak’taki Kürt devleti ile entegre etme projesi Türkiye’nin Menbiç, İdlip hattını muhafaza etmesiyle plan şimdilik askıya alındı. Hatay hattı da şimdilik Suriyeli Kürtlere kapandı.

Rusya Faktörü

Ukrayna sorunu sonrası  sıkışan ve kendisi için daha basit olan Suriye’ye yönelen Putin, burada isteği sonuçları almada gecikmedi. Rusya, Türkiye’ye karşı Suriye’de ikiyüzlü politika oynamaktan da çekinmedi. Bazen iyi polis, bazen kötü polisi oynayan Ruslar her harikulade Türkiye’yi kendine bağımlı hala getirmeye özen gösterdi. FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden bile nemalanan Putin, Suriye konusunda da zaman zaman maşalarıyla Türkiye’yi sıkıştırırken, Fırat kalkanı operasyonunda da hava koridorunu Türkiye’ye açtı.

Tahran Zirvesi Öncesi Taktik Savaşları

Ama aynı Rusya, Tahran zirvesinde gerçek yüzünü gösterdi. İdlip’te yapmayı planladığı katliamı, Türkiye’nin net tutumu ile şimdilik durdurmak zorunda kaldı. Astana zirvesiyle İran ve Türkiye’yi yanına alarak, Suriye’de oyun bitirici rolüne soyundu ise de ABD ve diğer güçlerin masada olmamalarıyla sorunu hala çözemedi. Cenevre’ye alternatif olarak yapılan Astana zirvesi kısmi olarak sorunu yumuşattı ise de genelde istenilen başarıyı hala sağlayamadı. Suriye’de cephe olan ülkelerin(Türkiye, İran, Rusya ve ABD) birbirlerinin pozisyonlarını kollayarak zaman zaman alan,  zaman zamanda alan koruması şeklinde mücadelelerine devam ettiler.

Sahne Arkasından Önüne Geçiş

Suriye olayı başladığı zamanda beri oyun dışında duran ama sonuçları itibariyle dolaylı etkilenen Almanya ve Fransa ilk defa oyunda aktif rol almaya başladılar. Göçmenlerin son durağının Almanya olması akabinde Türkiye’ye ile yapılan göçmen antlaşmasıyla,” iyi göçmen, bana diğerleri sende kalsın, karşılığında şu parayı al” söyleminde bile Türkiye’yi istismar eden Almanya, İstanbul zirvesiyle ilk defa taşın altına elini sokmaya karar verdi. Fransa’ya gelince, Katolik damarları,1920lerdeki Yakın Şarktaki sömürgesi olan Suriye’ye olan tarihi ilişkisi yanında, ”Akdeniz’de bende varım” deme hamleleri gibi stratejileri yanında Almanya’ya karşı AB içinde     “uluslararası alanda oyun belirleyici güç benim”serzenişleri Macron’u İstanbul’a yöneltti.

İstanbul Zirvesine Doğru

İstanbul Zirvesinde ABD dışındaki oyun kurucu ülkelerin ilk kez net bir şekilde bir araya geliyorlar. Zirve, muhtemel çıkacak sonuçları ile Suriye probleminde bir milat olmaya aday gibi duruyor.

Türkiye açısında zirveye bakacak olursak: bir kere zirvenin İstanbul’da yapılması önemlidir. Çünkü uluslararası ilişkiler kuralına göre “sofrayı kuran, sofradaki nemayı toplar.” İyi hazırlanan zirveler ev sahibi ülkeye ciddi bana da fayda sağlar. Bu bir, gelelim ikinci meseleye, Tahran zirvesinde açıkça ortaya çıkan Türkiye ve Rusya’nın Suriye problemine farklı bakışları… Başkan Erdoğan ile Putin aralarındaki görüşmelerle İdlip’teki sıkıntı şimdilik ve kısmi olarak giderebilmiş ise de istenilen sonuç hala alınamadı. Krizin hep sürüncemede bırakılması, Rusya faktörünü Suriye ‘de dengeleyecek yeni ülkelere olan ihtiyaç, Türkiye’nin elini güçlendirecek ve yeni hamleler yapmasına Zirve imkân verecektir. Başkan Erdoğan, BM zirvesi akabinde Almanya ziyareti sonrası Türkiye yavaş yavaş Rusya’dan tekrar batıya doğru yönelmeye başladı. Bunun sonucu olarak Zirvede Rusya’ya karşı veya Rusya’yı sıkıştırma hamlelerine yönelik olarak Türkiye, Almanya ve Fransa ile birlikte hareket ederek, sahada dışında da üstünlük sağlaması gerekecektir. Sanırım zirvenin en göze batan hamlesi bu olacaktır. Ya da Türkiye eskisi gibi Rusya ile beraber hareket edecek ki son aylardaki gelişmelere bakarsak, bu zor gibi gözüküyor. Öte yandan meselenin insani boyutu yönüyle Türkiye muhtemel Rusya’nın İdlip’teki yeni hamlelerini önlemesi, Fırat’ın doğusunda muhtemel ABD ile yapacağı ortak adımlardan dolayı Rusya’dan daha da uzaklaşacaktır. Rusya ve Türkiye’nin muhtemel yapacağı bu stratejilere karşı yeni argümanlar geliştireceği ortadır. Bunlardan biri de Esad’ın iktidarda kalmasının ana şartı tekrar gündeme getirilmesi, idlip’teki İslami grupların” terör unsuru” olarak tanımlayarak, Almanya ve Fransa ile birlikte bize karşıda ansızın yeni hamlelere de girişeceğini unutmamalıyız.

Diğer taraftan Macron’la –Merkel arasında devam eden AB nin lider ülke mücadelesi, Suriye zirvesinde şova dönüşebilir. Özellikle Macron buna yatkın ona dikkat edilmelidir. Türkiye’nin  buna izin vermemesi gerekiyor. Şu da açık ve net Türkiye dışında hiçbir ülke meselenin hemen çözülmesi taraftarı değil, herkes problemin kronikleşmesi taraftarı, çünkü herkes daha Suriye’den alacağını alamadı. Bu zirvenin ikincisinin yine İstanbul’da ama bu sefer, ABD ve İran’ında dahil edileceği bir geniş zirvenin yapılmasının Türkiye tarafından teklif edilmesi gerekir. Ki  bu başarıla bilirse Suriye de sonuca bir adım daha yaklaşabiliriz. Bununla beraber İstanbul zirvesinin klasik Suriye zirveleri gibi verilen pozlar, yapılan şovlardan sonra kuru bir açıklama ile biterse Suriye’deki halkın daha  fazla Esad’ın zulmüne  terk etmiş oluruz. Unutmayalım,bu konuda tarih bizi af etmez.