Kadim Tecrübenin İzinde

0

Tüm güzel yürekli insanların geçmiş bayramlarını tebrik ederim. Çoğu zaman sayfalarımıza dünyadaki gelişmeleri, tarihi, gelecek analizlerini, sosyal hayat okumalarını, kültürel bilgileri, sağlık alanındaki faideli bilgileri ve yüzümüzde tebesümler bırakabilen yazılar paylaşmaktayız. Fakat hep dış dünyayı kendimize taşırken acaba kendimizi kendimize taşıyabiliyor muyduk? Kendimiz ile yüzleşebiliyor muyduk? Biz kimdik? Zaman bizi değirmen gibi öğütürken, mekanda izler bırakabiliyor muyduk? Bütün bu soruların zihin dünyamda filizlenmesine neden olan sürecin baş kahramanı ise bir dedemiz! Birkaç günlüğüne de olsa nadide ve tarihsel şehirlerimizden birisine olan ziyaretim sırasında evine misafir olduğum büyüğümüzün bana aktarabildiği değerli tecrübeler de diyebilirim…

Güzel elbiseler giyindik, kokular süründük, sırasıyla ziyaretlere başladık. Balkonunda rengarenk çiçekleri olan iki katlı bir evin bahçe kapısından içeriye girdik. Adımlarımızı atarken, çiçek kokularının ardından hafifçe yükselen türküyü duyabiliyordum. Basamaklardan çıkarak içeriye girdik, elleri öptük ve oturduk. Ardından diğer akrabalar da gelince ev birden bire güzel insanlarla dolup taştı. Bu kadar sevimli çocukların koşuşturduğu bir ortamda gözüm balkondaki radyoya takılıverdi. Ardından kalabalıklar içinde yalnız kalmış yorgun bakışlarda esir oldum. Yorgun, sessiz ama bir dünya dolusu tecrübe saklı idi o bedende. Gözleri birçok şey anlatmak istiyor, beden ise yorgun düşmüş susuyordu. Yavaşça oturduğum yerden kalkarak Lütfü amcamızın yanına bir sandalye çektim ve yanıbaşına oturuverdim. Sohbete gireceğimi anlamış olsa gerek ki hafifçe tebessüm ederek halimi, hatırımı sorup ardından anlatmaya başladı;

“Siz şimdi delikanlısınız herhangi bir konu hakkında düşünceleriniz tabiki vardır bende buna saygı duyarım. Fakat benim yaşıma geldiğinizde düşünceleriniz, öncelikleriniz ve bakış açılarınız çok değişiyor. Mesela hayatımın son on yılını daha sorgulayıcı hal üzerine geçirdim. Geçmişi sorguluyorsunuz, hatalarınızı sorguluyorsunuz, yaşayamadıklarınızı sorguluyorsunuz. Kısacası pişmanlıklarınızı sorguluyorsunuz. Bu sebepten ötürü olacak ki daha sakin daha sessizleşiyor insan.”

“Lütfü amca öncelikle özür dileyerek soruyorum, eğer sizin içinde uygun ise pişmanlıklarınızı sorabilir miyim?”

En çok toplum için birşeyler yapamadığım için üzülüyorum. Çocuklarımı daha çok sevebilirdim, bunun için üzülüyorum. Pek çok şeyi yeterince yapamadığım için pişmanım. Keşke çocuklarımla daha fazla ilgilenebilseydim. Toplumla neredeyse hiç ilgilenemedim ve geriye dönüp baktığımda pek fazla birşeyler yapamadığım için pişmanım. Zaman varken, insanın yapabildiği kadar çok faydalı işler yapması lazım. Irkın, dilin, dinin ne olursa olsun insanları ayırmadan tüm insanlık için çalışmak lazım. Amaç, insan-ı Kamil olabiliyor muyuz? Tüm mesele aslında bu. İnsanı kamil olmak ise kul olmayı gerektirir. Ammaaaa kula kulluk yapanlardan olmayacaksın! Yalnızca Allaha kulluk yapılır bunu unutmamak lazımdır.”

Ardından konular konuları açtı ama konuşmanın içerisinde beni en çok etkileyen bölüm yukarıdaki açıklamalar olmuştu. Düşünce deryama yıldırım gibi düşen sözler, tecrübenin dokunuşunu hissettirmişti. Muhabbete girilmeden önce durgun bir deniz misali sessizce duran Lütfü amcanın, bir fırtınaya dönüşen konuşması belliki çoktan kıyıya vurmuştu beni. Bir değirmen misali öğütürken bu hayat bizleri, acaba Lütfü amca gibi pişmanlıklar yaşayacak mıyız? Ya da sadece kendimizi düşünmenin ötesinde toplumu düşünebilecek miyiz? Kaçımız ardımızda eserler bırakabileceğiz? Beden ölür topraktır, hayvan ölür beşeridir, çiçek solar nebattır. Ruh ise İnsan ile kamil olan sonsuzluktur. Ne güzel diyor Hz. Mevlana ; “Sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik”. Bu sepeble bedene takılıp kalmayalım. Maddenin mekaniksel hududunu aşıp sonsuzlık duygusunu ruha sirayet ettirmek mecburiyetindeyiz ve zorundayız. Aksi halde pişmanlıklarımızın farkına vardığımızda vakit oldukça akşam olacaktır.

Birimiz için değil, birbirimiz için yaşadığımızda bu dünya değişir. Yalnızca şahıs çıkarlarını değil, toplum çıkarlarını da hedeflediğimizde bahçelerimizde çiçekler açar. Genç insanların sevdalarını kırmak yerine, yollarına umut olmak yaşatır bizleri. Çünkü bizleri samimiyet, samimi niyet yüceltir. Aksi halde yaşamın hiçbir anlamı, hayatın hiçbir gayesi olmayacaktır. Konuşarak, üzülerek, eleştirerek, kızarak, saldırarak hiçbirşey olmadığını yıllar tecrübeleri ile birçok nesile göstermiş bulunmaktadır. Eğer ki insanlık adına güzel işler yapmak istiyorsak kendimizi önemseyerek büyük düşünmeliyiz. Kendimizi değiştirir isek dünyanın da değişeceğine inanmak zorundayız. Bir çivi misali basit görünen ancak etkisiyle tarihe yön vermiş nesne gibidir insanlar da;

“Bir çiviyi dahi küçümseme. Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir orduyu; bir ordu ise koca bir vatanı kurtarır.”

 

Saygılarımla