Kan Ticareti

0

 

Dünyanın tarihi kanlı bir geçmişe sahip savaşlardan oluşmaktadır. Birbirinin kanını döken insanoğlu zamanla ticarete daha fazla önem vermeye başlasa bile kan ile olan bağını hep korumuştur. Kan dökerek gücünü arttırmaya çalışan insanoğlu, kanı ticari bir unsur olarak keşfetmiş ve dünya üzerinde önemli bir ticari potansiyeli olduğunu anlamıştır. Kan bağışlamak, bir insanın kendi hayat kaynağını başkasıyla paylaştığı erdemli ve eşsiz bir davranıştır. Oysa kanın dünya üzerinde büyük bir ticari unsur olarak kullanılması ise dikkatleri kan ticareti yapan ülkelere çevirmektedir. Kabullenmekte zorlandığımız konu ise; zengin şirketlerin bu değerli hediyenin itibarını düşürmekle birlikte, milyonlarca masum kurbanın ölümü pahasına milyarlarca dolar kazanç sağlamalarıydı. Kan ticaret ağını incelemeye başladığımızda bu konuda uzun yıllar araştırma yaparak tecrübelerini kitabında yayınlayan, Ludmila Filipova Türkçeye son çevrilen “Kızıl Altın” kitabında zorlu bu konuyu ele alıyor: Yasa dışı kan ticareti. Kan ticaretinin bilinmeyen yüzünü 3 farklı kıtada, 7 ülkede, 3 sene araştırma yaparak yazan yazar Ludmila Filipova yazısında çok önemli olaylara şahitlik ettiğini aşağıdaki gibi anlatıyor;

‘’Dünyada onlarca yıldır var olan AIDS ve Hepatit virüsü taşıyan, bu ticaretin kurbanı, yaklaşık 30 milyon insan var. Devletler bazı siyasi ve ekonomik gizli taktik ve oyunlarla bu gerçekleri toplumlardan gizlemeye çalışıyor, çünkü büyük şirket ve hükümetler bu sayede milyarlar kazanıyor.’’

Ludmila aslında uluslararası kan ürünleri ticaretinin de hikayesini kamuoyuna anlatıyor. Bilginin güç olduğunu bilen yazar, daha fazla bilgi ile daha iyi korunacağını düşünerek detayları da anlatmaya çalışmıştır. Kitabında Kaddafi, CIA, Mossad arasında oynanan bazı siyasi oyunlar yüzünden yüzlerce insanın kurbana dönüşmesini de anlatıyor. Libya’da 6 Bulgar sağlık çalışanının, bazı gelişmeler sonucu karmaşık siyasi oyunlara malzeme olmuşlardı. 1999 yılında Kaddafi rejimi tarafından 500 Libyalı çocuğa kasti olarak AIDS bulaştırdıkları suçlamasıyla 6 hemşire hapse atılıp, inanılmaz işkenceler gördüler. Aslında Kaddafi, Lockerbie suikastında İngilizlerin yönelttiği suçlamalar sonucunda aldığı darbeye karşılık vermek istiyordu. Ne tür siyasi oyunlar oynandığını tahmin bile edemezsiniz. Libya’nın suikastla ilgili bir bağı yoktu, ancak Batı bu aracılığıyla ağır bir ambargo uygulayarak Kaddafi’yi petrolü çok düşük fiyatlara satmaya zorladı. Her zamanki gibi kurbanlar yine masum insanlar oluyordu. Milyarlarca dolar para, onlarca hükümet ve istihbarat kuruluşu, bombalı suikast ve koskoca rejimlerin yıkılması söz konusuydu.

Kan ticareti iki farklı canlı türü üzerinden yapılmakta idi. Birinci sırada;  tedavide, korunmada veya teşhiste kullanılmak üzere hazırlanmış insan kanı yer almaktadır. İkinci sırada; toksinler, mikroorganizma kültürleri (mayalar hariç) ve benzeri ürünlerde kullanılmak üzere hayvan kanı yer almaktadır. Büyük Avrupa şirketleri, Afrika’da kullanılamadığı için bağışlanan kan plazması ürünlerini çok düşük rakamlara alıp, pahalı laboratuvar masraflarını ödememek için “hayvan plazması” etiketiyle ihraç ederek, ardından 400 % kârla sattıkları medikal ürüne dönüştürüyorlar. Ancak, bu ürünlerde bulunan AIDS ve Hepatit virüsleri her üretilen yeni ürüne geçer ve dünyanın en pahalı hastanelerinde yatan ve kafasında en ufak bir soru işareti olmayan hastalar bile, bu hastalıklara yakalanma riski yaşıyor. En büyük ticaret kanallarından biri de Avusturyalı bir şirket aracılığıyla gerçekleşmektedir.

2016 verilerine göre 270 milyar $ ticari hacmiyle dünyanın on dördüncü ihracat ekonomisini İsviçre meydana getirmektedir. İsviçre’nin en iyi ithalatı; altın (87 milyar $), paketlenmiş ilaçlar (17 milyar $), otomobil (10 milyar $), insan ve hayvan kanı (8,9 milyar $) ürünlerinden oluşmaktadır. En iyi ihracatı ise; altın (67 milyar $), paketlenmiş ilaçlar (35,8 milyar $), insan ve hayvan kanı (18,8 milyar $)  ürünlerinde gerçekleştirmektedir. İsviçre’nin en büyük hedef ile ihracatını gerçekleştirdiği ülkelerin başında Almanya  (46 milyar $),  Amerika Birleşik Devletleri (34 milyar $) yer almaktadır.

Yıllık cirosu 17 milyar dolarlık küresel kan ticaretinin yüzde 70’ini ABD gerçekleştirirken; bu kanın plazmasını ayırarak kanser ilacı yapımında kullanan dört dev firma Big Pharma, Octopharma, Baxter ve Grifols, ciroyu da dörde katlıyor. Ama bir o kadar kazanç da toplumların pek çok yönelimini açığa çıkaran DNA ticareti üzerinden sağlanıyor. DNA ayrıştırıcı teknik donanım üreten birkaç şirketten yalnız birinin, “DNA’nın Google’ı” namıyla tanınan ve İllumina isimli olan bu ABD’li firmanın borsa değeri 25 milyar dolar!

İnsan bedeninden çok ucuz bedellere karşılık şırıngalar ile çekilen kanların, bir dizi işlemlerden geçtikten sonra çok yüksek fiyatlarda ilaç olarak şırıngalar ile insan bedenine tekrar enjekte edildiği ticaretin adına; KAN ticareti adını veriyoruz. Bu ticareti yazarken bir anda, dünyanın en büyük ilaç firmalarında görev yapmış olan Roland Diggelman’ın itirafı geldi.

Diggelman’ın itirafı şöyleydi; ‘’İlaç şirketleri için,  tedavi edilmiş her hasta kaybedilmiş bir müşteri demektir.  Çoğu ilaç firmasının felsefesi, ‘öldürmeyin ama sakın iyileştirmeyin…’ şeklindedir. Kanser, şeker, tansiyon, kalp, kemik erimesi, bu hastalıklar şirketler için altın yumurtlayan tavuklardır. İlaç şirketleri kansere tedavi falan aramıyor, insanları kanserli bir şekilde daha uzun süre yaşatıp, sömürmeyi hedefliyorlar. Dünya’nın bunu bilmeye hakkı var…!’’

Okurlarımızın da bunları bilmeye hakkı var! diyoruz. Herkese sağlıklı, mutlu ve umutlu yarınlar diliyoruz.

 

Saygılarımla

SİNAN AÇİN