Ahlak ve Kanun

0

Hayal kurabilmenin, şiir yazabilmenin ve gökyüzündeki yıldızlara uzun süre bakabilmenin ardında saklıdır masumiyet. Düşünmek, erdemi getirdiği gibi; edeb ise ilimi beraberinde getirir. İnsanoğlunun en büyük vasfı ise Ahlaktır. Çünkü “Ahlak” öylesine mukaddes bir kavramdır ki bünyesinde bulunduğu kişiyi hemen hemen her alanda yüceltir. Bu nedenledir ki insan katında bilinen dinlerin ortak odak noktalarındandır “Ahlak”. Bulunduğu coğrafyalarda; temizlik, dürüstlük, samimiyet, mutluluk, güven ve sayılamayacak daha pek çok zenginliğin ortaya çıkmasına sebepler oluşturmuştur. Oysa “Ahlak” kavramında bi haber yahut bu vasfı yitirmiş olan toplumların hangi şekilde çöküşlerle yok olduklarını tarih bizlere çok net bir şekilde haykırmaktadır.

İnsan Ahlak üzerine doğar, büyürken öğrendiği şekilde hayatını biçimlendirir ve yaşadığı gibi de hayata veda eder. Ardında gök kubbede hoş bir seda bıraktı ise ne mutlu bu güzel insanlara… Peki neden bu kadar önemli “Ahlak” konusu; çünkü, ahlaktan yoksun bir millet ekonomik olarak her ne kadar gelişmiş olsa da batmaya mahkumdur. Bir ülkenin geleceği çalışkan ve erdemli insanların varlığı ile yücelir. Ahlaktan yoksun olarak yetiştirilen bireyler çok başarılı bir iş adamı olabilir ama iş ahlakı yok ise bu onu evrensel ahlak yasalarının dışına doğru iter. Bir avukat çok büyük davalara bakarken ünlü olabilir ama bu onu paranın adaletini değil hakikatin adaletinin sağlanmasına itmelidir. Bir patron şirketten büyük karlar alıyorken işçisinin hakkını eksik veriyorsa, ahlaki temellerden yoksun demektir. Yaptığımız iş her ne olursa olsun bu noktada aklımızı kullandığımız gibi kalbimizin huzuruna da önem vermemiz gerekir. Yaptığımız herhangi bir iş hukuken uygun olsa dahi ahlaken doğru olmayabilir ve bu durumda ahlaki uygunluğunu gözetmek zorundayız. Unutmayalım ki yasaları insanlar yapar ve yasalar da insan yapar. İnsan yetiştirirken öncelikle ahlak ve adalet kavramları üzerine hakikatli bireyler yetiştirmek zorundayız. Aksi takdirde dini değil kültürü, adaleti değil yasaları, hakikati değil çıkarı, helal olanı değil çok olanı tercih etmeyi, toplumsal değil bireysel yaşamı, mazlumun yanında değil zalimin yanında durmayı öğretmiş oluruz. Sonucunda insanı kamil değil, mantıksal algoritma zihin dünyasına sahip ruhsuz robotlar yetiştirmiş oluruz.

21.yy başlarındayız ve dünya büyük bir dönüşüm yaşıyor. Teknolojik imkanlar bu denli fazla ve insanlık bu kadar rahat bir yaşam sürebiliyor iken huzuru özleyen ve düşünceleri daha etkili kullanmaya başlayan bir çağa doğru evriliyoruz. Ahlaklı toplumların çok daha hızlı yükseldiğini ve yönetimsel açıdan zihin dünyalarını yalnızca akıl minvalinde değil aynı zamanda hikmet ile tamamladıklarına şahit olacağız. Zamanın ve mekanın ruhunu iyi anlamak zorundayız. Gelişmişlik yalnızca modern makinelere sahip olmak değildir. Önemli olan teknolojiyi üretebilecek, medeniyeti inşa edebilecek, kültür sanat alanlarında eserler ortaya koyabilecek düşüncelere sahip insanlar ortaya çıkarabilmektir. Bunların hepsinin temelini ise ahlak oluşturmaktadır. Ahlak, bir toplumun kötü hasletlerinden arınması, sevgi ve saygıyı ortaya koyması, bireyselliği değil birlikteliği düşünmesi, şahsi çıkarlarını değil hakikati savunmasını öğretir. Bu toplumda liyakat ve adalet olur. Herkes birbirinin hakkını gözetir ve adil bir düzen olur. Üretimde kalite yakalanır, ticarette dürüstlük aşılanır, piyasalar güvenli olduğundan yatırımcılar gelir ve ülke doğru yatırımlar ile büyüyerek güçlü ekonomiye sahip olur. Ahlak olgusunu oturtabilmiş toplumda yöneticiler en etkili kişiler olur ki zaten toplum yöneticileri kendisi çıkarmış olur. Gelen yöneticiler ise belirli kişilerin yararına değil tüm toplumun faydası için çalışırlar.

Peki bireyselliğin, bencilliğin, ahlaki vasıflarını yitirmiş, tarihsel kökleri ile bağlarını dahi unutmuş bir toplum nasıl yeniden inşa edilebilir? Yeniden hicret etmeliyiz. Bu hicreti mekan olarak değil zihinsel dönüşüm olarak yaşamak zorundayız. Tıpkı Ali Şeriati’nin; “İman inkar ile başlar” sözünde bahsettiği “La” yani “hayır” demek zorundayız. Bildiğimiz çoğu şeyin doğru olmadığını fakat o şekilde öğrendiğimiz için bize doğru göründüğünü anlamak zorundayız. Aydınlanma peşinde koşarken ruhu olmayan yasalardan ibaret kurallara göre hayatımızı şekillendirirken, kimliğimizden uzaklaştığımızı ve asıl olan merhamet kutbuna doğru yönelmemiz gerektiğini anlamalıyız. Millet ruhunun besleyen kadim değerleri görmezden gelemeyiz, görmezden geldiğimiz doğrultuda ruhumuzu kaybetmekteyiz. Millet olarak ruhu beden ile buluşturmak zorundayız çünkü üzerinde yaşadığımız toprak parçasının yüzyıllar ötesine uzayan mazisini biz kadim birliktelikler ve ahlak kuralları ile oluşturmaktayız. Tarih bizi çağırıyor ama tarih bizi ahlaki değerler üzerine yeniden varoluş süreci ile çağırıyor. Akli birlikteliğin ötesinde kalbi müttefiklerimizin olduklarını insan olarak unutmamalıyız. En kalbi müttefiklerimizin, en kuytu sokaklarda saklı olduğunu her daim hatırlamamız gerekmektedir. Kalbi akıl olan hikmet ise ancak ahlaki vasıflara yönelişin ardından ortaya çıkacaktır.

Bir söyleşi sırasında dinlediğim  değerli hocalarımızdan sayın Alev Alatlı’nın şu değerli sözleri ahlakın önemini daha fazla ortaya koymaktadır; “Dinden, gelenekten, kadim örf ve adetten soyundurulmuş, yegane ölçüsü nesnel yasaların harfinden ibaret olan toplumlarda eşrefi mahlukata layık toplumlar olamıyorlar. Tarihin bize öğrettiği bir şey var; İster en mükemmel yönetim sistemini, ister ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmiş olsun. Bir medeniyetin sevgi ve nefis terbiyesi dumura uğramış, manevi enerjisi tükenmişse o medeniyeti ne BM tüzüğü ne Helsinki beyannamesi ne AİHM mevzuatı ne de en gelişmiş silahlar kurtaramaz”.

İnsan başlı başına bir değerler hazinesidir. Sayısal verilerden ibaret birer nesne değil tam tersine emekler üzerine varlığını pekiştirmiş gönüldür. Bu özel günde elleri nasırlarla, saçları beyazlarla, umutları ise her doğan güneşin ufuklarında duran tüm emekçi işçi kardeşlerimin “1 Mayıs İşçi Bayramını” kutlarım. Tüm işçi ve emekçilerimize değer verelim çünkü “Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar”.