Kızıla Boyanan Afrika

0

Coğrafyası mazlum, bahtı kara topraklar biliyoruz. Uzaya çıkıp, ay yüzeyinde bayraklı fotoğraflar eşliğinde teknoloji ve medeniyetten bahsedebilirken insanların; aynı insanların, 21. yüzyılda insanlığı açlıktan ölüme terk ettiğini de görüyoruz. Evet, yer altı kaynakları bakımından dünyanın en zengin coğrafyası olmasına karşın, yiyecek ekmek dahi bulamayacak derecede fakirleşen mazlum coğrafya Afrika’dan bahsediyoruz. Birçok insana göre yaşamın dahi zor olduğu üçüncü sınıf dünya ülkelerini temsil eden toprak parçasıdır. Oysa gerçekte, bugün dünyanın en önemli güçleri olarak dünyayı yöneten ülkelerin, güçlerini borçlu oldukları stratejik mücevher kıtadır Afrika.

Değerli yer altı kaynakları ve ucuz işçi potansiyeli açısından son dönemlerde birçok ülke tarafından büyük yatırımlar yapılan Afrika, belki de küresel güçlere hayat veren tarihi acılarla dolu özel bir bölgedir. Geçtiğimiz eylül ayı içerisinde Pekin’de ‘’Çin-Afrika İşbirliği Forumu’’ yapıldı.  Katılımcılar arasında Nijerya ve Etiyopya gibi ülkeler yer alırken, Çin tarafından Afrika’ya yapılması planlanan 60 milyar dolarlık yatırım bütün dikkatleri Çin’ çevirdi. Çin tarihsel olarak Afrika ülkeleri ile birlikte, batıya karşı durma hedefi içerisindedir. Bu hedefin ilk adımları Mao döneminde Zambiya ile Tanzanya arasında yapılan 800 kilometrelik demiryolu hattıdır. Günümüzde verdiği yüksek borçlar ile Afrikalı devletlerin en büyük kredi sağlayıcısı konumunda bulunan Çin, böylece borçlandırdığı ülkelerden birçok imtiyazı da elde etmiştir.

Çin’in ağır sanayi yatırımları sonrası hızlı büyümesi ve ihracat odaklı üretimi neticesinde enerji ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Gelir düzeyinin yükselmesi sonucu kırsal kesimden kentlere doğru artan büyük göç dalgaları, beraberinde enerji gerekliliğini de getirmiştir. Kırsal kesimlerde kömür ve odun ile ısınabilen insanlar kentlere yerleştikçe özellikle enerji ihtiyacında büyük artış meydana gelmiştir. Bunun yanında büyük insan kitlesinin araçlara ve yollara talep oluşturması, altyapı ve teknoloji yatırımlarına da enerji talebini arttırdı. Büyüyen sanayileşme süreci sonucu Çin’in kendi enerji kaynakları ihtiyacını karşılayamaz duruma geldi. İlk zamanlar kömür ile çoğu enerji ihtiyacını karşılayabilen Çin, hızlı büyüme ile birlikte büyük petrol ve doğalgaz ithalatına gereksinim duydu. Dünyanın en büyük kaynak tüketicisi olan Çin, çelik ve kömür tüketiminde birinci sırayı alırken ekonomik güç anlamında dünyada ikinci sıradadır. Adeta bir fabrika gibi üretim yapan bu ülke aynı zamanda dünyanın en büyük enerji üreticisi ve tüketicisidir. Bu şartlar altında Çin için enerji hayati anlam taşımaktadır. Büyümenin getirdiği enerji ihtiyacı, enerji için kaynak transferi ve enerji güvenliği konularını öne çıkarmış ve bu konular Çin devleti tarafından kırmızı çizgiler olarak ilan edilmiştir.

Çin’in azalan iç petrol üretimi ve yetersiz kalan kömür üretimi, onun verimli başka coğrafyalardaki kaynaklara yönelmesine sebebiyet oluşturdu. Çin, kendisi için gerekli olan enerji kaynaklarını Asya ve Ortadoğu üzerinden temin etmeye çalışsa da istediği sonucu elde edemedi. Çünkü Asya petrol ve doğalgaz üretimi, Çin talebini karşılayacak kadar hızlı büyümüyordu. Ortadoğu petrol ve doğalgazının büyük bir kısmı ise ABD ile Avrupa pazarının taleplerine cevap veriyordu. Enerji ihtiyacını büyük ölçüde kömürden karşılayan Çin, petrol ürünleri konusunda sıkıntı yaşamaya başlayınca Afrika kıtasına yöneldi. Afrika’da kıtasında bulunan en büyük petrol tedarikçileri Sudan, Nijerya, Angola ve Kongo olurken; Cezayir, Kenya ve Libya küçük tedarikçiler konumunda yer almıştır. Afrika’nın Çin’e en büyük ihracatı petrol olurken bu oran yüzde 70 civarındadır. Afrika’nın Çin’e yaptığı diğer ihracat ürünlerini hacimsel oranda demir, pamuk, elmas ve bakır izlemektedir. Çin, önemli miktarda petrol üreten Afrika ülkeleri arasında en büyük yatırımını Angola’ya yapmaktadır.

Çin’in Afrika kıtasındaki yatırımları, küreselleşme stratejisi doğrultusunda stratejik ticari yatırımlar olarak kendisini göstermektedir. Çin’in büyümesi yolunda gerekli olan enerji kaynaklarına sahip olan Afrika kıtası, bu özelliği nedeni ile Çinli yatırımcıların büyük yatırımlar yapmaya devam ettiği kazandıran topraklardır. Çin petrol firmalarının güçlü olabilmesinin ardındaki gizem ise firmaların büyük oranda sahibinin Çin devleti olmasıdır. Çin petrol firmalarının devlet kontrollü olmasının getirdiği faydalardan en önemlisi de enerji güvenliği garantörlüğünü Çin devletinin üstlenmiş olmasıdır. Çin’in sahip olduğu petrolün hepsi Çin’e aktarılmamakta hatta önemli bir bölümü uluslararası pazarda satılmaktadır. Çin tarafından Afrika’da çıkarılarak pazara sürülen petrolün alıcıları genellikle Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya olmaktadır. Çin’in Afrika’da petrol çıkararak dünya pazarında satışa sürmesi, dünya konjonktüründe bir tehdit değil tam aksine fırsat olarak görülmektedir. Çin’in yatırımları sayesinde artan petrol arzı, uzun vadede petrol fiyatlarını düşürerek enerji kaynakları için maliyetleri aşağıya çekecektir.

Çinlilerin büyük projeler ve yatırımlar yapabilmesi için desteği ve kaynağı Çin’in kamu bankaları sağladı. Çin kamu bankalarının başında gelen Exim (İhracat- İthalat) Bankası ve Çin Kalkınma Bankası (CDB) tarafından Afrikalı ülkelere krediler sağlandı ve sağlanan bu krediler ile Çinli şirketler altyapı projelerini gerçekleştirmeye başladılar. Özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyetindeki yer altı madenlerinin çıkartılarak işlenmesi ve ticari tüm haklarının alınması, Angola’daki petrol arama çalışmaları ve petrol sahalarının işletimi gibi projelerin destekli kredileri bu bankalar tarafından finanse edildi.

Sonuç olarak bu coğrafyası mazlum ve bahtı kara topraklar, hiçbir zaman kaderine terk edilemeyecek kadar değerli yer altı zenginliğine sahipti. Bu nedenle birileri tarafından elmasları alınacaktı, birileri tarafından ise enerji kaynağı olan petrolleri. Ama değerli kaynaklar ellerinden alınırken, coğrafyanın insanı açlıktan ölmeye devam edecekti…

Acaba bu elmas ve petrolü çıkaranlar zarar mı ediyorlardı?

Yoksa insan insanı neden aç bıraksın ki !