Kolaj

0
Görsel İkinci Paylaşım Savaşı’nda Londra’da bombalanan bir kütüphane…

Öykülerimi basmaları için yolladığım pek çok yayınevlerinden birinden sonunda güzel bir haber gelmişti. Perşembe günü saat 14.00’da ofislerine uğramamı istemişlerdi, eğer müsaitsem. Müsaittim. Kocaeli’den İstanbul’a her yarım saatte bir olan 200 hat numaralı otobüse bindim. Ve şaşırtıcı olan oturacak yer bulmuştum. Bilenler bilir, 200’de yer bulmak büyük şans gerektirir. Sonra bir mail daha geldi. Fikir değiştirmişler. Yayın programlarına dâhil edemezlermiş benim kitabımı. Ancak Hereke’yi çoktan geçmiştik, Dilovası’na az kalmıştı. Hem hazır 200’de yer bulmuşken en az Pendik’e kadar gitmeliydim. Ne yazık ki İstanbul’da yapacak hiçbir işim kalmamıştı artık. Hiç işim yokken yapabileceğim en iyi şey içmektir. Kadıköy’de bir Pub’a gittim. Yanıma yaşlıca bir adam oturdu. Kafam hiç almayacakken öğütlerde bulunmaya başladı bana durduk yere. Sonra arkası kesilmedi…

Charles Bukowski: “Aç, ayyaş ve yazar olmaya çalışan genç bir adamdım(Toza Sor Önsöz).”

G’: Yaş ilerlediğinde de pek bir şey değişmemiş. Korkmalı mıyım bundan?

Charles Bukowski: ““İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlar adına uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi(Ekmek Arası).”

G’: Bu benim başarısızlığım değil. Avangart işin kaderidir başarısızlık. Yayımcılar anlamıyorlar yazıklarımı. Hata onlarda.

BoJack Horseman: “Kişisel başarısızlıklarının farkına varacak kadar akıllı, ama düzeltmek için adımları atmayacak kadar isteksiz veya beceriksiz birinin sık sık yaptığı gibi sessizlikten korkup konuştuğu…”

Murat Menteş: “Yazarlar böyledir. Yazmakta zorlanırlar(Derde Deva Randevu).”

Ferit Edgü: “Orada bir şeyler yazabilirdim. Yazım. Değdi mi? Değdi. Kimse okudu mu? Okumadı. Ama değdi(Giden Bir Kedinin Ardından).”

Oğuz Atay: “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba(Korkuyu Beklerken)?”

G’: Tanrım, yeter ama. Canım sıkkın zaten, iki bardak içip evime döneceğim. Ne uzattınız ya? Gerçekleri duymak istediğimi kim söyledi arkadaş?

Barney Stinson: “İnsanlar kendilerine söylenenin yalan olduğunu öğrenmekten hoşlanmaz! (How I Meet Your Mother).”

G’: Kesinlikle!

Barney Stinson: “Çünkü yalanlar, birilerinin gerçeklerle kirlettiği güzel hikâyelerdir(How I Meet Your Mother)”.

G’: Ben müthiş bir yazarım. Bana bunu söyleyin. Hep bir ağızdan, üç deyince!

John Fante: G’, “romancı. Geçimini yazarlıktan sağlıyor, öykü yazarak başlamış. Şu aralar yeni bir kitap yazıyor. Müthiş bir kitap. İlk izlenimler olağanüstü. Joyce’den beri görülmemiş bir anlatım(Toza Sor).”

G’: Teşekkür ederim.