Bir Anı, Bir Ders

0

 

Yakup Tüfekçi

Bir Ramazan günü, rahmet ayında iftar için köylere yardım götürüyoruz. Ama bu gün bir başka geçti iftarımız. Biraz gelişmiş olan kentten binlerce barakadan oluşan köylerin arasına dalıyoruz. İnsanlığın ne kadar yardıma muhtaç olduğunu ve ne kadar az şükrettiğinizi ara sokaklara girdikçe daha iyi anlıyorsunuz. Çocukların kuytu köşelerde ve kirli ortamlarda bulduğu herhangi bir şey ile oyun oynadığını görüyor ve açlığı unutuveriyorsunuz.

Ve gideceğimiz yere varıyoruz…

En fazla 40 kişilik bir cami ve önünde ağızları kulaklarına kadar gülen yığınlarca insan sizi karşılayıveriyor. İftara daha 20 dk var ama sizin aklınızda ne açlık kalıyor ne de susuzluk. Hoş geldin’ler ve kardeşçe sarılmalardan sonra siyah çehreli gözleri pırlanta gibi insanların köyünden Ezan-ı Muhammedî yükseliyor ve önce namaz ardından iftar için yemek dağıtımı başlıyor. Bütün yemek dağıtılıyor ama yetmiyor, elinizdekini de kardeşinize veriyorsunuz ve aç kalıyorsunuz. Allah rızası için gittiğiniz köyde Allah rızası için aç kalıyorsunuz. Afrika’nın evinizde rahat koltuğunuzda karnınız tokken izlediğiniz belgeselden ne kadar gerçekçi olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Ama inanın o insanların yüzündeki mutluluk ve samimi kardeşliği size yetiyor artıyorda artıyor. O ortamda o imkânlara rağmen insanların yüzlerinin güldüğünü birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini görünce kendinizden utanıyorsunuz. Açlık mı susuzluk mu? Boğazınız düğümleniyor ağzınıza aldığınız bir hurma hayli hayli yetiyor.
Bir annenin çocuğunun elinden tutmuş gülerek, kumanyalarla iftar yemekleriyle eve dönüşünü gördükçe kafanızda binlerce soru beliriyor. Ve ne kadar nankör ne kadar açgözlü olduğunuzu anlayıp ne kadar zengin olduğunuzun farkına varıyorsunuz.
Algılarınız, anlama kabiliyetiniz, sorgulama, affetme, şükretme, vefa, kardeşlik….. Hepsinin iki katı arttığını hissediyor ve Dünyanın TV de izlediğiniz gibi sadece bir saatlik bir belgesel olmadığını anlıyorsunuz.

Aklınıza bir soru geliyor?

Gana Dünyanın en değerli madenlerine sahip olmasına rağmen neden bu kadar fakir? Tam o sırada diğer ülkeler ve özellikle Müslüman ülkeler aklınızda beliriveriyor.
İngilizlerin, eskiden beri buralara gelip tüm Afrika’yı parsel parsel bölüp değerli madenlerin tapusunu alıp demokrasi adı altında kurulan yancı devlet sistemi ve hala işleyen sistem sorunuza cevap oluyor. Bir şey yapmak isteseniz bile mümkün değil hele ki halkın bu durumuyla. Müslümanlar hep dışlanmış ve hala dışlanmakla kalmayıp gelişmemeleri için iyi yerlere okuyarak gelmemeleri için her türlü engeller konulmuş. Gana’da papazlar birbiriyle yarışıyor. Çocuğunuzu gönderdiğiniz papaz okuluna göre statünüzü belirliyor. Papazların devlet yönetiminde etkili olduğunu duymanız bir ülkenin nasıl geri bırakılmaya çalışıldığını daha iyi anlamanızı sağlıyor. Bir köylünün ağzından şunları duyuyorsunuz:
Almanlar buralara gelip özellikle Müslüman yetim çocuklarını alıp kiliselere yazdırıyor yatılı eğitim veriyor. Bu asırda bile oligarşi yönetimin varlığını görüyorsunuz. Yıllarca birbiriyle savaşan İngiliz Alman ve Fransızların dinini neden yaymaya çalıştığını anlamaya çalışıyorsunuz. Onlarda Allah rızası için mi yapıyor acaba? Üniversitelerin durumunu soruyorsunuz, karışık yatakhaneli, sefahatin diz boyu olduğunu duyuyor insanların sex ile ve diğer bütün şeytani şeylerle nasıl uyutulduğunu az çok anlıyorsunuz. Kendinize niye buralara daha önce gelmedik diye kızıyorsunuz daha çok da kendi halkınızın Avrupa meraklı olmasına üzülüyorsunuz. Sonra Müslümanlar geri Müslümanlar fakir diye propagandaları görüyorsunuz ve aklınıza Türkiye geliyor.
Gana’da daha acı olan durum ise İngilizlerin ve Amerikalıların bu kadar sömürüsüne ve dedelerini köle olarak kullanmalarına rağmen İngilizlere ve Amerikalılara duydukları sevgi!!! Müslümanlar bunun farkında ama zengin yapılan Hristiyan kesim maalesef neden İngilizler kötü diyor. En ilginç olanda şu; ülkenin tatlı âdeti yok sebebi ise beynin çalışması için hammadde olan glikozun İngilizler tarafından tatlı yemeyin, şekerli şeyleri çok tüketmeyin yoksa cinsel gücünüz azalır diye saçma şekilde binlerce propagandalarından biri…

Velhasıl-ı kelam bence Türkiye’deki bütün gençlerin önce Çanakkale ardından Afrika’ya getirilmesi gerek çünkü ülkemizde artık herkes birbirini boğazlayacak dereceye gelmiş, her şeye şikâyet her şeye eleştiri kalleşlik vs hepsine çözüm olarak “şükür” gerek ardından Avrupa Amerika Japonya…
İyi ki Avrupa’ya gitmemişim gitseydim enaniyetim, hırsım, eleştirim vs. İki katı artacak benim için daha kötü olacaktı belki de

Vesselam….

BİR ANI BİR DERS

BİR ANI BİR DERS