Korona Sonra “Değişim”

0

Tarih boyunca yüzyıl geçişlerinin sancılar doğurduğunu biliyoruz. Yüzyıl geçişleri 80’li yıllarda başlar,
sonraki yüzyılın 20’li yıllarına kadar devam eder. Bu geçişler zorlu ve kanlı olmaktadır. Bunun sebebi ise
eski yüzyılın düzenini yeni yüzyıla aktarma çabası içinde olmasıdır. Fransız devriminin tarihi 18.yüzyılın
sonlarında başladı ve gelecek yüzyılın belirleyicisi oldu. Bolşevik devrimi, Dünya Savaşları hep bu
geçişlerin sonucunda yeni yüz yılın belirleyicileri olmuştur.
Günümüze baktığımızda ise yine benzer sancıları görebiliriz. Bu yüzyılda ise 1990 sonrası Bosna,
Çeçenistan olaylarıyla başladı; 20000 sonrasında ise Bahar Devrimi, Libya olayları, göç hareketleriyle
devam ederken, şimdilik son noktayı Korona Virüs ile koydu.
1- Küresel bir virüsten bahsediyoruz,
2- Virüs etkilerini atlatıldıktan sonra da göstermeye devam edecek.
Bu neticede bu virüsün uluslararası konjonktürde bir belirleyici olacağından söz edebilirim. Bu virüs,
dünyayı düzen değişikliğine sürükleyecek.
Dünya bütün dünyanın dert yandığı bir konsol oyununun içerisinde. Konsolun kolları ise hükümetlerinelinde. Oyunun şartlarına göre kendi hamlelerini uyguluyorlar. Oyun 2 ana etaptan oluşuyor:

1.Virüs,
2.Sonrası..

Oyunun başında virüs hamlesini yaptı, sonrasında hükümetler karşı ataklarını yaptı. İhracat
sınırlaması, sokağa çıkma yasağı ve uygulanan belirli kısıtlamalar.
Bu oyun “sağ popülizmi besleyerek küreselleşmeyi olumsuz yönde etkileyebilir mi yanda devletlerin
dayanışmasını güçlendirir mi” net cevap vermek zor. Fakat ben bu kriz sonrası kısa sürede ulus-devlet
anlayışının güçlenebileceğini düşünmekteyim. Baktığımız zaman ülkeler kendi içine kapandı. Herkes
önce ben demekte. Ülkeler komşunun derdi şimdilik onun, her koyun kendi bacağından düşüncesinde.
Küreselleşen dünyada bunun çözüm olmayacağı da aşikar. Sonuç virüsün bu denli yayılması küresel
dünyanın bir sonucu. Bir ülke kendini virüsten tamamen izole etse bile, komşusunun öyle olmaması,
risk oluşturmaya devam edecek. Anca herkes izole ederse sorun çözülebilir.
Ortak mücadelenin daha etkili sonuçlar yaratabileceği inancındayım. Küresel bir dünyada
yaşamaktaydık. Çin’in hayvan pazarının problemi kısa sürede hepimizin problemi oldu. Bu virüs dünya
genelinde “sen=ben” kavramını ortaya çıkardı. Fakat siyasi söylemlere baktığımız zaman da sonu
ırkçılığa varan ifadeleri de görmekteyiz. Özellikle Trump’ın ısrarla “Çin Virüsü” söylemi, benim ulusdevlet tezimi desteklemektedir. Çin’i açıkça virüsle yani en büyük tehlikeyle eleştirmeye çalışıyor.
Diğer taraftan, toplumlar krizlerde “devlet ana”nın kanatları altına girdi. İnsanlar panik halindeyken, ne
yapacağını bilmeyen bir çocuk reaksiyonu gösterirler. Tarihte örneklerinde olduğu gibi, bu olayda da
öyle oldu. “Sosyal Devlet” ilkelerinin altında kurtulmayı bekliyor.
Virüs sonrasında büyük ekonomik problem yaşanacağı aşikar. İşsizlik sayıları artacak, devletler dolaylı
olarak kendisinin de iyiliği için istihdam yaratmak zorunda. Yeni bir ekonomik model devreye girebilir.
Devlet müdahalesinin artacağı; liberal kapitalizm yerine devlet kapitalizminden bahsedebiliriz. Devletin
doğrudan müdahalesiyle refah seviyesi daha yukarı çekilmeye çalışılacak. “Paranı kimden kazanıyorsan
ona itaatin artar” mantığıyla, merkez güç devletlerde toplanabilir.
Amerika örneğinde incelersek, sağlık sisteminin küresel sermaye sahiplerinde olmasının vahim
sonuçlar yaşattığın görmekteyiz. Tam anlamıyla “Amerika kapitalizminin Amerika’yı acımasızca vurdu.”
denilebilir. İlerleyen süreçte Amerika’da hiç şahit olmadığımız olaylara şahit olabiliriz. Devlet sahneye
dönecek ve küresel aktörler devletle iş yapmak zorunda kalacak.


Devletin gücü virüsün etkisini gösterdiği bu günlerde zaten belirleyici güç. Özel hayatın gizliliği gibi
konularda insanlar devlete bilgi vermek zorunda. Virüse yakalanan kişilerin seyahat bilgileri devlet
tarafından incelenmekte. Etkileşime girdiği insanlara bakıldığı için, insanların kimlerle görüştüğü, neler
yaptıkları şu an devletler tarafından biliniyor. Binlerce kişinin bu bilgileri de devletlerin elinde önemli
bir data oluşmasına sebep olacaktır. Yani mecbur olunca devlet karşısında bireysel özgürlüklerden taviz
vermek zorunda kalındı.
Küresel kurumlar da kesinlikle bu krizden payına düşeni alacak. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği,
Dünya Sağlık Örgütü gibi çatı örgütler kesinlikle ilk tartışılan konulardan olacaktır. “Dünya beşten
büyüktür” ün en büyük güç kazandığı olay bu kriz olabilir. Bu örgütlerin yaşanan kriz karşısında oldukça
başarısız olduğunu gördük. Hatta DSÖ 17 Ocak tarihinde “Çin de yaşanan hastalığın insandan insana
bulaştığını kesinleştiren bir verimiz yok” diye açıklama yapmıştı. Trump bu durumun yaşanmasında
büyük suça sahip dediği DSÖ’ye, Amerika tarafından yapılan maddi yardımın durdurulacağını açıkladı.
Avrupa devletleri ise virüsün faturasını en fazla ödeyenlerden. Dünya’nın en yaşlı bölgesinin bu bölgeyi
oluşturması da olaya etken oldu. E. Macron’un sözünü değiştirerek Avrupa Birliği için söyleyeceğim.
“Avrupa Birliği’nin beyin ölümü gerçekleşti.” Avrupa’da ki birlik sadece AB’nin adında mevcut. İtalya’da
AB bayraklarının yakılıp Rus bayraklarının dalgalanması güzel bir örnek olacak. Bu birliğin yenilenmesi için de ışık olmadığını düşünmekteyim. Üye devletler, AB için elbette “+,-“ değerlendirmesi yapacaktır.Sonucunda ise İngiltere’nin başlatmış olduğu “exit” in devamını getirecektir.

Sonuç olarak çatı örgütlerin bir kriz karşısında herhangi bir A,B,C planları ve stratejilerinin olmadığını
gördük. Kriz esnasında bir küresel anlamda reaksiyona da şahit olmadık. ABD’nin ve BM’nin küresel etkisi ve küresel liderliğinin olmadığı sonucuna varmamız yanlış olmaz. Devletler kendi başlarının
çaresine kendisi bakmakta.


Virüs tehlikesi tamamen ortadan kalktığında “suçlu kim” tartışmasının da olacağını kaçınılmaz olarak
görmekteyim. Trump’ın şimdiki söylemleri ve Çin cephesinin cevapları da bu duruma temel
hazırlamakta.

Virüsün, kriz sonrası sosyal hayata ne gibi etkileri olabilir?
Toplumlar ve devletler, çevre kültürüne karşı daha daha duyarlı bir yaklaşımda olacaktır. Hava ve çevre
temizliği dünya siyasetinde “belirleyici unsur” olarak karşımıza çıkacaktır. İnsanların bilinçlenmesi de
bu olayda oldukça etkilidir. İnsanlar artık dünyaya karşı daha evrensel bir çerçeveden bakmak zorunda
kalacak. Sen = ben’i bu olayda yaşadık ve hafızalardan da kolay kolay silinmemeli.
Dijital çağ’da artık insan hayatında etkisini daha fazla gösterecek. Eğitimde, iş hayatında yaşanan
“Online” kavramı gündelik hale gelebilir. İnsanlar birçok işlerini online alışverişle halletmekte. Zaten
birçok ürün online olarak alınıyordu, bu krizle birlikte gıda ürünleri de bunlara eklendi. Online alışveriş
artık insan hayatında daha aktif olacaktır.
Çevre temizliği başlığı altında petrolün yarattığı hava kirliliği ile elektrikli araçlara olan geçişin
hızlanacağından bahsetmek mümkün. Dolayısıyla otomotiv sektörü de bu durumdan fazlasıyla
etkilenecektir.
Rüzgar, güneş, su gibi doğal kaynaklara sahip olan ülkeler bu durumda biraz daha şanslı olacaktır.
Türkiye açısından baktığımda krizlerin fırsatlar yaratabileceğini düşünüyorum. Bu kriz sonrasında dış
bağımlılıklarımızı azaltmamız gerekmektedir. Büyük güçlerin kan kaybettiği bir dönemde, iç piyasaya
ve üretime odaklanarak elimizi güçlendirebiliriz.
Farklı bir bakış.
Bu krizin büyük bir hareketlenmeyi hatta belki de daha büyük tehlikeleri engellemiş olabilir mi? Bu
kanıya nerden vardığımı soracaksanız. Gelin “Tarih”e birlikte göz atalım. Sizi 20.yüzyılın başlarına
götüreceğim. 1.Dünya Savaşı öncesinde dünyada neler olmaktaydı?
1-Silahlanma artmaktaydı.
2-Göç hareketleri yaşanıyordu.
3-Savaş teknolojileri gelişmekteydi.
4-Mega liderler vardı.
5-Faşizme toplum desteği vardı.
Gelin şimdi de 21.yüzyılın Suriye’sine, Libya’sına bakalım. 21.yüzyıla girerken dünyadaki savunma
harcamaları 750 milyar dolarken, günümüzde 2 trilyon dolar. Diğer maddeler açısından da benzerlikler
var sanırım. Kim bilir..