Korona’nın AB’nin Geleceğine Etkileri

0

1945 sonrasında ABD’nin fikri ve mali alt yapısını hazırladığı, AET ile yola başlayan Avrupa Birliğine doğru giden macera2020’ler de yok olma açmasına mı doğru geliyor? Soruları artık son yaşadığımız koronavirüs salgını ile daha sık sorgulanmaya başladı.

1980ler  “Avrupa Topluluğuna”, 1990lardan sonra “Avrupa Birliğine”, 2004 den itibaren de Doğu blok ülkelerinin de dâhil olmasıyla “genişleme” siyasetinin son noktalarına oluşan AB, kuruluşundan bu yana bazı temel kurumsallaşma ve yönetim sorunlarını çözmeden hep öteleyerek bugünlere geldi. Şimdiye kadar her hangi bir krizle karşılaşmadı. Sadece 1990larda Balkanlarda özellikle de Bosna Hersek’te yaşanan katliamları önleyemeyerek ABD’nin olaya müdahalesi ile gündeme gelen AB güvenliği sorusunu aşağı yukarı 30 yıl tartıştı. NATO, ABD, AB güvenliğinden sorumlu mu olmalı ya da AB kendi ordusunu inşa etmeleri tartışmaları önce Avrupa Güvenlik Savunma İşbirliğini (AGS) oluşturma hamlelerine girişildi. Tehdit ani olmadığı için zaman yayarak problem çözülmeye çalışıldı.

Korona Öncesi Güvenlik ve Enerji Tartışmaları

Korona öncesi son tartışmalar ABD’nin NATO’dan ayrılması ihtimallerine karşı NATO=AB olmasına doğru kaydı. Eğer bu olmazsa Fransa ve Almanya’nın AB ordusunun çekirdeği kurma hamlelerine başlanmasına geçildiği gördük. Burada tanımlanan düşmanın Rusya, Göçmen ve Terör olduğu bunlara karşı stratejilerinin düşünüldü ona göre atımlar atıldı.

Yine AB’nin 1990 sonunda Rusya Ukrayna arasında başlayan enerji ve doğal gaz boru hatları tartışmalarından üçüncü taraf olarak fazla etkilendi. Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinde AB’nin müdahale konusunda yetersiz kalması tartışmalarını bir yana bıraktığımızda özellikle enerji güvenliği yeni bir sorun olarak AB yöneticilerinin karşısına geldi.

Doğu Akdeniz gazı ile Kürt gazının AB ne taşınmasını kilitleyen Suriye krizi, Türkiye, Güney Kıbrıs dolayısıyla AB arasında yaşanan doğalgaz yatakları tartışmaları, AB enerji güvenliğini yakından ilgilendiren konulardı. Bu süreçte Almanya’nın AB enerji güvenliğinden bağımsız olarak Rusya ile ikinci kez masaya oturması ve imzalanıp hayata geçirilen Kuzey Akım 2 boru hattı, ABD Almanya ilişkilerinde yeni sorunları alevlendirdi ise AB ülkelerinin enerji politikaları konusunda ortak hareket edemedikleri herkesin kendi başının çaresine bakması gerektiği kanısına kapı açıldı. Nitekim Polonya ABD den gaz ve petrol almaya başladı.

Diğer taraftan Güney Kuzey hattından Libya’dan İtalya üzerinde, Doğu Batı Hattında da Türkiye üzerinden AB ne doğru artarak gelen Göçmen akımına AB ülkeleri ortak bir strateji inşa edemediğini son kriz öncesi yaşananlar bize gösterdi. Almanya başta olmak üzere üye ülkelerinin nüfus probleminden dolayı kalifiyeli göçmene ihtiyaçları olduğu gerçeği yanında kontrolsüz göçmen akımına karşı para ve güvenlik tabanlı politikalarla çözüm arayışı da AB deki korona öncesi son tartışmalarıydı. Bu tartışmalarda özellikle Türkiye’nin Suriyeli göçmenlere sınırlarını açması AB’nin Türkiye’ye para teklifi dışında ortak bir politika geliştiremediğini bir kez daha gösterdi.

AB nin kurucu üye ülkelerinden İngiltere’nin Brexit le AB den ayrılmasının kesinleştiren son hukuki pürüzleri giderileceği bu günlerde AB Çin’de başlayan bütün dünyayı tesir altına alan Korona virüs ile Mart ayından itibaren tanıştı. Kısa sürede AB Korona virüsün ABD ile merkez coğrafyası haline geldi.

 

Korona krizi AB’nin Kurumsal Başarısızlığını Gösterdi.

Kissinger, “Amerika’nın dış politikaya ihtiyacı var mı?” kitabında dediği gibi AB en temel sorunu “Bürokrasidir.” Yukarıda verilen örneklerde ortak nokta sonuca varmakta ve hızlı tepki gösterilememesinde AB hantal yapısının altında yatan neden bürokrasi ve bürokratların davranışlarıdır. “Bir bürokrat ne kadar kâğıt üretiyorsa o kadar çalışmıyor demektir.” Bu espri AB nin 1945lerden bu yana kadar süren macerasındaki başarısızlığın en önemli nedenidir. Krize hızlı tepki verememe, sorunu tespit ve uygulamadaki hantallık, uluslararası üstü olarak inşa edilen AB nin kriz karşısında ulusal reflekslerin daha baskın olması, ortak stratejileri uygulanamaz hale getirdiğini korona krizinde de bir kez daha görüldü.

İtalya’dan Başlayarak İngiltere ‘ye Kadar Devam Eden Domino Etki

AB nin çekirdek ülkeleri Almanya, Fransa bir ara İngiltere sonra ikinci seviye de olan devletler İtalya ve ispanya ki çoğu G7 ülkesi olan bu ülkelerin korona karşısında sistemleri tam anlamıyla “paçavraya döndü.” Yaşananlar Korona’nın artık bir milat olduğunu dünyaya bir kez daha gösterdi. AB ülkelerinin hiçbirinin sağlık sistemlerinin vatandaşlarını bir salgın karşısında koruyamadığını çok açık net olarak gözler önüne serdi.

İtalya’ya ilk ateşin düşmesinden itibaren olaya AB sorunu olarak algılanmadı. Bu “İtalya’nın sağlık sorunudur” diye olaya yaklaşan AB sonrasında İtalya’dan resmen özür diledi ama iş işten geçti. Ardında İspanya, Fransa, Almanya ve nihayet İngiltere’de “Başbakan Boris Johnson’un Hastahanelik” olmasıyla olayın dramatik boyutunu tüm dünya gördü.

21.Yüzyılın Miladı Korona Virüs

Hata Nerede?

AB ve AB ülkelerinin korona karşı virüsü karşısında başarısız olmalarını ülke ülke anlatmak o ayrı bir yazı konusu olaya AB’nin kurumsal başarısızlığı noktasında baktığımızda en önemli noktanın üye ülkeler arasındaki sağlık sisteminin bir eş güdümün olmaması dikkat çekiyor. Bunun birçok nedeni olabilir. En önemlisi küresel bir salgına hiç bir dünya ülkesi hazır olmadığı görüldü. AB de üzerine düşen hisseyi fazlasıyla aldı. Yani virüs salgınını basit görüp ortak tepki zamanında verilemedi.

Bir diğer konu üye ülkelerin İnterpol gibi AB ordusu gibi konularda önceliğin güvenlik tabanlı olmasına rağmen virüs salgının düşman tarifinin içine koymadıklarından buna göre ortak bir organizasyon geliştiremedikleri ortaya çıktı.

Başka hata da AB‘nin uluslar üsttü sağlık politikalarının olmadığı gibi bununla ilgili doğru dürüst bir bütçenin ayrılmaması bu konuda yetişmiş ekiplerinin olmadığından olaya nasıl tepki verileceğinin belirlenmemesi sorunun bu noktalara gelmesine sebep oldu. Belki bundan AB yöneticiler ile AB  vatandaşlarının kafasından oluşan AB sağlık sistemi oturmuş, mükemmeldir algısının etkili olduğu görülüyor. Ama sistem öyle değilmiş. Gelişmiş ülkelerde ( basit bir el yıkama ile önlenecek hastalığın) halkının temizlik kültürünün olmaması veya kaybedilmesi şimdi ölüm kalım mücadelesine dönüşmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir problem olarak karşımızda duruyor.

Herkes Kendi Başının Çaresine Bakmaya Başladı.

Krizin önce İtalya ile sınırlı kalacağının düşünülmesi, ortak sağlık sistemini olmaması yanında ilk etapta İtalya örneğinde olduğu gibi her ülke kendi başının çaresine bakmaya yöneldi. Bu hareket zaten olmayan ortak davranışı tamamen saf dışı etti. İtalya gibi ülkelerde yerel sağlık sistemlerinin merkezi yapıdan bağımsız çalışması, olayı yerelde çözme çalışmaları, krizin boyutunu tırmandırdı. Çinlilere karşı AB ülkeleri ve Havayolları önlem alırken virüsü AB ye İtalyanların yayması da başka paradoks oldu.

En önemli olan nokta AB’nin yaşlı nüfusu, yaşam kültüründeki problemler, yalnız insanlar, Sağlık sistemindeki donanım ve doktor yetersizliği art ardına gelince tüm AB ve üye ülkelerinin hepsi sınıf da kaldı.

AB Bundan Ders Çıkaramazsa Yok Olur.

Kara Veba gibi dünyanın en ölümcül virüsü son olarak 1914lerdeki ispanya gribi Avrupa tabanlı büyük salgınların ortaya koyduğu kitlesel ölümler Avrupa ve dünya tarihinde değişimlere neden oldu. AB ve ülkelerinin yaşadığı bu krizde AB’de kesinlikle köklü değişimleri başlatacaktır. Eğer AB yöneten Alman kafası buna kalıcı ve ortak, kurumsal çözüm üretemezse AB tarihin tozlu raflarındaki yerine alması kaçınılmazdır.

Bu olayda Avrupa’da yaşayan herkes başta ülkelerinin sonra AB’nin sağlık kurumlarının durumunu net olarak gördü. Afrika’da bile yaşanmayan ölüm oranları AB’de yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Solunum cihazlarının kime takıp takılmayacağı tartışmalarının gölgesinde evde kalan yaşlı insanların çaresizliği gibi temel insanı problemleri çözemeyen ülkelere artık bundan sonra gelişmiş ülke olarak mı bakma mı lazım. Yoksa “gelişmişlik kriterini” değiştirmek lazım. Şimdi soruları sormanın zamanı geldi. Korona Krizi karşısında AB kendi varlığını tartışmaya açtı. AB geleceği konusunda şimdiden kaygılanması gerekiyor. Yoksa Yok olmaya mahkûm olacak.