netpano.com -

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Web Netpano.com   BİZE ULAŞIN |
9 Şubat 2010 Salı

Yazarlar

Fahri SARRAFOĞLU
TÜRK SİYASETİNE DÜŞEN CEMRELER

Fahri SARRAFOĞLU
TÜRKİYE'YE YAKIŞIYOR MU ?

Kemal ÇİFTÇİ
TÜRKİYE’NİN YILDIZI PARLIYOR!

Zübeyir SOMUNCU
TÜRKİYE’DE HANGİ ÜLKENİN ASKERİ ŞİRKETİ PSİKOLOJİK HARP YÜRÜTÜYOR?

Dedekorkut EVLİYAOĞLU
İSTANBUL AVRUPA DEĞİL DÜNYA KÜLTÜR BAŞKENTİDİR

Fahri SARRAFOĞLU
ŞEFFAF BİR YÖNETİM ÖZLEMİ İLE

Oktan KELEŞ
TÜRK TARİHİNE AİT YENİ SIRLAR

Dedekorkut EVLİYAOĞLU
MUHAFIZ ROMANI, ORGENERAL KIVRIKOĞLU`NA SUİKAST VE DURMUŞ ALİ ÖZOĞLU

Kemal ÇİFTÇİ
ECZACILAR NE İSTİYOR?!

Zübeyir SOMUNCU
ZÜLKARNEYN’İN AÇEDE’Kİ TÜRK TORUNLARI

Zübeyir SOMUNCU
MEDYA PATRONLARININ HEPSİ İLE ÇALIŞAN BİR GAZETECİNİN AÇIKAMALARI

Ali URAL
SATILIK ÖLÜM

Fahri SARRAFOĞLU
ÇARMIHA GERİLMEK Mİ?

 

Netpano Anasayfa > Makale detayı

 

Hakan Yılmaz ÇEBİ
haycebi@mynet.com


Arabesk Yahudi İlahisi Mi?

Ankara’dan ağabeyim gelmedi ama;

 Geçen Hafta Ankara daydım...

 1988-1993 yılları arasında Üniversite tahsilim nedeniyle tam beş senem geçti bu şehirde. O zaman için girip çıkmadığım belli başlı hiçbir semti kalmamıştı diyebilirim. Abidin Paşa’dan Yahyalara; Çankaya Yıldız’dan Batıkent’te kadar bir çok evde misafir olmuş; herkesimden her düşünceden insanlarla sabahlara kadar ülkemin TÜRKİYE’min nabzını tutmuş; netice de geleceğin BÜYÜK TÜRKİYESİ’nin inşa ve inkişafı için kendimizi vakfetmeye kısmetse karar vermiştik.Derdimiz; milli ve manevi kimliği olan atinin neslini önce kendi bedenimizde ruh haline getirmek, sonra da bu ruhun ‘hal dili’ olarak hiç kimsenin özgür iradesine müdahale etmeden bir sinerji olarak diğer genç arkadaşlarımıza tezahür etmesiydi. Bu amaçla hareket eden çoook ‘ihtiyar gençler’ bilirim ...

 Her ne kadar şair Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü sevse de; benim yüreğimde ANKARA anlatımı mümkün olmayan fizik ötesi bir mekan özelliği de taşır.

 

 Yazının başında dedik ya geçen hafta Ankara’daydık diye... Sevgili AKP Adana Milletvekili Atilla Başoğlu’nun davetlisiydik. Sayın Başoğlu milli hassasiyete haiz onlarca meselede çalışma başlatılması için Meclis’e soru önergesi vermiş gayretli bir vekilimiz. Bu defa değerli danışmanları Noyan ve Abdullah Beylerin de tavsiyeleriyle istişarenin gücüne inanan biri olarak Petrol mevzusunda bizlerin de görüşlerini almayı uygun bulmuşlar. Yola çıkarken bir günlüğüne gidiyorum diye planlama yapmıştım ama bir haftaya yakın kalmak zorunda kaldım. Bunda hem Atilla Bey’in hem de değerli danışmanlarının dostlukları; hem de ummadığımız derece de farklı çevrelerden şahsımıza duyulan hüsnü zannın da etkisi oldu.

 Ankara’ya gittiğimde Atilla Bey’in üzerinde çalıştığı görüntü ve ses  teknikleriyle hem tüketicilerin hem de televizyon başında seyircilerin nasıl biliç altı  işlendiği  ‘Subliminal’ konuda görüşülüyordu. Hürriyet Gazetesi mevzuyu bir gün önce (ne hikmetse?) manşet yapmıştı. Bu konuyu gerek dostum Ömer Özkaya’nın da kitabında irdelediği CIA VE ZİHİN KONTROL OPERASYONLARI kitabından, gerekse HALK BİLİMİ kaynaklarında yer alan fizik ötesi varlıklarla temas konularına vakıf olmuş kaynak kişilerden biliyordum. Bir de bu konuda RUSYA, ABD gibi Enstitü bazında konuları inceleyen ülkelerin yanında  TİBET gibi ezotorik güçler ve teknikleriyle ilgili çalışmaları yakından takip eden dostlarla da takip ettiğimden benim için yeni ve ilginç değil ancak kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından önemli bir konuydu.  ....

O akşam yemekteki konu; bir gün önceki manşetimiz  yani Subliminal görüntü ve ses teknikleriyle daha farklı neler çalışıldığıydı. Mükellef sofrada sohbeti bu konuda 10 yıldan fazla bir süredir  çalışan dostumuz açtı. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat’te adeta ilmi destek kıtası gibi hareket ederek sanal gibi görünen sohbeti ressamın kurgusunu tuvale dökmesi gibi anlaşılır hale getirdi. Ayrıca Nükleer Enerji konusunda Türkiye’de uzun süredir çalışan Azeri bir profesör de yemeğin sonuna doğru yaptığı açıklamalarla konuya hiç de yabancı olmadığını ispatladı.

 Konuşmalar kavileştiği bir anda Sayın Sürat, Türkiye’de bu Subliminal görüntü ve ses üzerinde oynanan en büyük oyunun bir de müzik piyasası üzerinden yürütüldüğünü söylediki bence yemekte ki en önemli buydu. Kendisi AKUSTİK MATEMETİK konusunda uzman olmasının yanında baba tarafından YAHUDİ olduğunu da söyledi.  Haliyle YAHUDİ İLAHİLERİNİN DE NASIL BİR (İÇSELLİK) taşıdığını iyi biliyor.

 

Peki bu Müziği sormakta gecikmedik..

 

Cevap da gecikmedi; ARABESK dedi.

 

Sayın Sürat devam etti. Siz yıllardır özellikle MÜSLÜM GÜRSES, İBRAHİM TATLISES ve KİBARİYE’nin ARABESK adı altında ne söylediğini sanıyorsunuz ki dedi. Sayın Prof. Kibariye’nin bu konuda her ne kadar okumamış olsa da YAHUDİ İLAHİLERİNİ ARABESKLİ SOKUŞTURMALARINDAN DOLAYI dolayı doktoralı olduğunu bile söyledi. AYRICAAAA     İbrahim Tatlıses’in bir çok şarkısının yanısıra MAVİ MAVİ MASMAVİ şarkısının İSRAİL BAYRAĞI’ndaki NİL ve FIRAT nehirlerini simgeleyen o iki mavi gizemli bant için döktürüldüğünü de söyledi. MÜSLÜM GÜRSES’in ise 50’den fazla şarkısı ise bu meyandaymış. Hatta sohbetin tam burasında bir de espiri yapıldı. Şimdi bu zata siz MÜSLÜM BABA MI DERSİNİZ MÜSLÜM KOHEN Mİ?...

 

ANLAYACAĞINIZ, Sayın Sürat’in açıklamalarıyla bu güzide sanatçılarımazın yanısıra bir çok sözde sanatçını emek verdiği bu müzik türü ARABESK adı altıda aslında YAHUDİ İLAHİLERİ olarak yıllarca SEVGİLİ NESLİMİZE hizmet vermiş.

 

Oysa sizler daha düne kadar YUNUS EMRE  gibi yüce TÜRK milleti’nin ve TÜRÇEMİZİN milli ve manevi dinamiklerine ilim nurunu ve kelam kudretini akıtmış ulularının dörtlüklerini, ilahi tarzı musikiye uyarlanmış diye dinleyemezdiniz... Müsbet veya menfi ses ve görüntünün insan üzerindeki tesirlerini bilmem anlatmaya gerek var mı? İnsan ruhu ve bedeni üzerindeki bırakın tesirlerini bitkilere dahi tesirleri hususunda yüzlerce ilmi eser var. O yüzden ARABESK dinleyenlerin sosyo-kültürel yapısı hakkında Halk Bilimci belleğimizle teşhis ve tespit de bulunmaya gerek duymuyorum. Ancak şunu da söylemeden edemeyeceğim. Bir müzik veya musiki türünü dinleyen insanların yaşantılarına dikkat edin; RUHLARININ ŞEYTANA MI YA DA RAHMANİ VARLIKLARA MI DOST OLDUĞUNU RAHATLIKLA GÖRECEKSİNİZ.

 

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’

 

Allah aşkına beraber bakalım aynaya düşen görüntüye:

 Mekan: Bar, Pavyon, Taverna, şehirde olup şehir kültüründen uzek evler

 Dinleyici kesimdeki baskın Tipler: Fuhuş, Gasp, Melankoli, Argo, Bitirim Pozları, Sigara-Uyuşturucu, Fondip üstüne fondip...

 Kullanılan enstrümanlar : JİLET-DÖNER BIÇAĞI, ŞİŞ

 Bir de bu sözde müziği icra edenlerin karnesini çıkarın.

 İşin özeti; ‘TENCERE DİBİN KARA, BENİMKİ SENDEN KARA’ !!!

 Her alanda olduğu gibi müzikte de ‘MEDENİLERE’ iş düşüyor. Bu tarz seslerle insanın bedeninde hangi soyut varlıkların hakim duruma getirilmeye çalışıldığını biliyorsunuz. Eskilerin habis-i ervaha dediği habis ruhlarla kuşatılmış bir toplum hayvandan daha sefil dürtüler için yaşayacaktır elbet.

HER SES SAHİBİNİN DAVETÇİSİDİR!

 

Ezan Sesi, Şofar sesi, Çan sesi....

 

Ya Sur’a üflenen?..



Yazarın Diğer Makaleleri


 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2007 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi