Matchstick Men (Üçkağıtçılar) 2003 yılında vizyona girmiş, oyuncu kadrosunda Nicolas Cage, Sam Rockwell ve Alison Lohmann’ın yer aldığı bir filmdir. Filmde hem komediye hem hüzne yer verilmiştir. Film, olay kurgusu ve çekildiği mekanlar ile düşük bütçeli olmasına rağmen bir taraftan güldürürken diğer taraftan  düşündüren ve hayatın gerçeklerini yüzümüze çarpan senaryosu ile izleyiciye kendisini ispatlamıştır.

Filme kısaca baktığımızda Roy (Nicolas Cage)  obsesif kompulsif kişiliğe sahip bir dolandırıcıdır. Agorafobisi olan ve ilaçlarını düzenli almadığında temizlik hastalığı ve tikleri ağırlaşan Roy, işinde ise bu titizliği sayesinde son derece başarılı bir üçkağıtçıdır. Kişiliğinin tam zıttı olan ortağı Frank (Sam Rockwell) ile başarılı bir şekilde insanları kandırarak para kazanmaktadır. Bir gün, reçetesiz kullandığı ilaçlarını lavaboya düşüren Roy, zor durumda kalır ve hastalığı yeniden ağırlaşır. Ortağı Frank’ten numarasını aldığı bir psikiyatriste başvuran Roy, doktorun tavsiyesi üzerine doğduğundan beri yüzünü görmediği kızıyla tanışmaya karar verir. Her şey o dakikadan sonra başlar.

Filmin ilk kısmında sakin bir olay örgüsü işlenirken sonrasında olaylar biraz daha hareketlenmeye başlar. Ayrıca Roy yani Nicolas Cage’in de oyunculuğunun hakkını verdiğini görüyoruz. Evdeki düzeni, temizlik hastalığı ve titizliği hatta tikleri o kadar gerçekçi ki herhangi bir aksiyon yaşanmamasına rağmen yetenekli oyuncu izleyiciyi kendisine kaptırarak hissettiklerine ve yaşadıklarına ortak ediyor. Böylece bu durağanlıkta zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Aynı zamanda yönetmeninde ustalığı ön planda. Roy’un rahatsız olduğu, tedirgin ve endişeli hissettiği anlara odaklanarak seyircinin dikkatini çekmeyi başarıyor.

Filmin hareketlenmeye başladığı ikinci kısmında Roy’un kızı ile ilişkisi ön planda tutulmuş. Psikiyatristi Roy’a hastalığının sebebinin geçmişte yaşadıkları ve aile ilişkileriyle alakalı olduğunu anlatmaya çalışır ve bu konuda onu ikna etmeyi başarır. Çünkü Roy kızıyla vakit geçirdikçe titizliği ve tikleri her geçen güz azalmaya başlar. Fakat kızı hala işini bilmemekte babasını bir antikacı zannetmektedir. Bir gün gerçek işini öğrendiğinde bu ilk başlarda onu rahatsız etse de sonrasında sadece haksız kazanç sağlayanları dolandırdıklarını öğrenince  bu işi öğrenmeye karar verir. Roy’un kızı Angela oldukça sorumsuz ve şımarık bir rol sergileyerek seyirciye gerçekten bir babaya ihtiyacı olduğunu hissettiriyor. Ve böylece bir baba kız ilişkisinin saflığına şahit oluyoruz. Roy kızına dolandırıcılığın püf noktalarını anlatırken şöyle bir ifade kullanıyor. “ Başkasının, dolandırdığının kişinin kulağına fısıldamasına asla izin verme.” Bu cümle filmde ki kilit cümlelerden biri. Sıradan bir cümle gibi görünse de hatta belki herkesin önemini bilebileceği bir cümle gibi görünse de bazen en iyi bildiğimiz şey bizim dibe vurmamıza neden olabilir. Son söylediğimden de anlaşılacağı üzere Roy ortağı tarafından dolandırılır. Frank öyle bir plan yapmıştır ki doktoru da, kızı da her şey sahte ve kurmacadır. Fakat plan öyle zekice kurgulanmıştır ki, bu işin içinde bir şey var diye düşünürken her şey ortaya çıktığında bu kadar da olmaz dedirten cinsinden. Ama bu olay Roy’a bazı gerçekleri göstermiş ve hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Sıfırdan başladığı hayatında daha sağlıklı özgüveni yüksek bir Roy görüyoruz filmin sonunda.

Filmin senaryosu çok sade ama sürprizlerle dolu. Ve izleyiciyi sıkmadan akıcı bir anlatım sergilenmiş. Filmin belki de son 15 20 dakikasına kadar sadece usta oyunculuklarla sergilenmiş basit bir  hikaye izlerken film bittiğinde şaşkınlığınızı ve memnuniyetinizisaklayamayacaksınız. Ava giderken avlanma sözünün tüm çıplaklığıyla sergilendiğini görmüş olacaksınız.