MODİ, YİNE LİDERLİK KOLTUĞUNU KAPAR MI? -I-

0

Hindistan’da son genel seçimler 2014’te yapılmış ve Narendra Modi Hindistan’ın yeni başbakanı olmuştu. Modi’nin beş yıllık görev süresinin sonu gelirken, Nisan-Mayıs 2019 tarihinde yapılacak genel seçimlere doğru Hindistan’ın durumu, siyasi lider ve partiler arasındaki yarışa göz atmak yaklaşık 8-9 ay sonra gerçekleşecek genel seçimlerin sonucunu öngörmek açısından işlevsel olabilir.

Modi’ye muhalefetten Telugu Desam Partisi iktidara geldiği dönem ve bu süre içerisinde verdiği sözleri yerine getirmediği gerekçesiyle bir gensoru önergesi verdi. Gensorunun nedenleri gençlere istihdam oluşturulamaması, çiftçilerin, işçilerin protestoları, Andhra Pradesh eyaletinin durumu, Keşmir’deki karışıklar, kitlesel linç etme olaylarının artışı gibi sorunlardı ve muhalefet, bu sorunlardan dolayı iktidarı sorumlu tutmuştu. Muhalefet sorunun iş, yol, hastane, okul, çiftçilerin protestoları değil, haklın iyi bir yönetim konusunda umutsuz olduğunu iddia etti. Ancak Modi’nin de dediği gibi bu açıkça muhalefetin gelecek seçimde birlikte hareket edebilme becerilerini sınama hareketiydi. Yani muhalefet, gensoru ile iktidarın gücünü sarsmak yerine kendi gücünü test ediyordu. Gensoru önergesini kazanması için 267 oya ihtiyacı olan muhalefetin amacı ise sayısal verilere bakıldığında daha net görülebilmekte. Zira BJP liderliğindeki NDA koalisyonu meclisteki 312 koltuğa ve bunun 273’üne ise BJP sahiptir.

Diğer yandan, ana muhalefet partisi olan Kongre’nin lideri Rahul Gandhi, Fransa ile imzalanan Rafael savaş uçakları antlaşması konusunda iktidarın yolsuzluk yaptığı iddialarında bulundu. Gandhi, hükümetin bu antlaşmaya dair konuları gizli tutmakla suçladı ve konuyu kamuoyuna açmasını istedi.

 

Hatta kendisinin kişisel olarak Fransa lideri ile görüştüğünü ve kendisine herhangi bir gizli antlaşmanın olmadığını söylediğini dile getirdi. Gandhi’nin bu açıklamasından sonra Fransa, antlaşmanın gizli olduğunu ve Hint hükümetinin antlaşma uyarınca bu gizliliği koruması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu. Rafael savaş uçak antlaşması ise Hindistan’a 15 milyar ABD dolarına mal olacak dünyanın en büyük askeri alımlarından biri. Muhalefetin bu açıklamasına karşılık ülkenin bilinen milyarderlerinden Anil Amabi, Raul Gandhi’ye bir mektup göndererek hükümetin Rafael Antlaşması konusunda iddia ettiği gibi bir rolünün olmadığını belirtti. Amabi, Kongre ile ailesinin uzun yıllardır süren önemli bağlarının olduğunu ve Rahul’un açıklamamalarının kendisini ve ailesini üzdüğünü açıkladı. Konuya dair tartışmalar ise hala devam ediyor.

Gensoru önergesine karşılık olarak Modi’nin muhalefetin birleştikçe lotusun (BJP’nin sembolü) daha çok çiçek açacağını söylemesi de dik duruşunun bir göstergesiydi. Bununla birlikte Modi, gensoru sırasında muhalefetin gösterdiği pasifliğe kızarak hazır değillerse neden güvensizlik soruşturması açtıklarını dile getirdi ve Gandhi’nin tüm iddialarını tek tek çürüttü. Ayrıca kendisinin liyakat, yolsuzluk ve nepotizmi yok etmek adına mücadeleleri nedeniyle tüm bunlara maruz kaldığını ifade etti. Bazı insanların hükümeti devirmek ve hazineye sahip olmak için acele ettiğini söyleyerek muhalefete kızgınlığını da belirtmiş oldu. Ayrıca Modi, güvensizlik soruşturmasının nedenini sorduğunda yeterli bir cevap almak yerine “istenmeyen bir sarılma” durumu ile karşılaştığını söyledi. Muhalefetin gensoru hareketine rağmen Modi büyük destek gördü: Oylamaya 451 meclis üyesi katılmış, 325’i Modi’nin lehine oy kullanmış ve hükümeti desteklemişti.

Gensoru önergesi bir yana ülkede cereyan eden olayların Modi’nin 2019 seçim zaferini nasıl etkileyeceğini anlamak adına Hindistan’ın genel durumunu değerlendirmek lazım. Ülkenin en büyük yarayan kanası azınlık hakları sorunu ve buna bağlı olarak yükselen şiddet olayları. Tecavüz vakaları ve kitlesel linçler bunların başını çekmekte. Muhalefete göre ise bunun sorumlusu mevcut hükümet ve onun desteklediği ideolojisi. Zira Kongre milletvekillerinden Shashi Tharoor BJP’yi Hindistan’ı Hindu Taliban ve Hindu Pakistan yapmaya çalıştığını dile getirdi ve bu söylemleri de BJP’yi kızdırdı. Bunun üzerine BJP, 1984 yılında Kongre’nin iktidar olduğu dönemde Sihlere karşı yapılan operasyon sonucu gerçekleşen olayları ima ederek bunun ülke tarihindeki en büyük linç olayı olduğunu söyledi. Ancak olaylar azımsanmayacak boyutta değil ve gün geçtikçe ciddi bir hal almakta. Ki bu azınlık sorunu sadece ülkenin en önemli azınlık kesimi olan sadece Müslümanları değil, kast sisteminin bir getirisi olarak eski Dokunulmaz ve kabile üyelerini (Hint anayasasına göre kast sistemi kaldırıldığından bahsi geçen kastlar sırasıyla Tarifeli Kastlar ve Tarifeli Kabileler olarak adlandırılmaktadır.) de etkilenmekte.

Tarifeli Kast ve Kabilelerin maruz kaldığı olgu ve olaylar ülkedeki huzursuzluk boyutunu yükseltiyor. Tarifeli Kast’a mensup kadınların %33’ü on beş yaşına geldiğinde fiziksel şiddete maruz kalmakta. Bu oran Tarifeli Kabilelerde ise % 26. Gucarat eyaletinde ise Dalitler, eyaletin güçlü kastlarından olan Patidarlar nedeniyle su kaynaklarına erişemiyor, berbere gidip saçlarını bile kestiremiyorlar. Genel anlamda toplumun bu kesimleri tapınak, okul, vb. temel hayat olanaklarından mahsunlar. Bugün dahi Dalit damatların ata binmesi yasak. Ancak bu topluluk arasında “kremsi tabaka” olarak adlandırılan eğitim ve iş olanaklarına daha kolay ulaşabilen ve eğitimli olanlar var ve Tarifeli Kast ve Kabileler bu duruma da karşılar. Bu kastların kamu istihdamında %22.5 (%15’i Tarifeli Kast, %7,5’i Tarifeli Kabile) oranında kota hakları var.

Ülkenin önemli bir bölümünü oluşturan bu kesimlere dair bir yasa Anayasa Mahkemesi tarafından değiştirilmiş, Nisan ayında büyük bir isyan çıkmıştı. 1989’da Rajiv Gandhi, bahsi geçen kastların yararına bir yasayı yürürlüğe koyarak onlara karşı suçları önleme ve ayrımcılığa karşı bir caydırıcılık sağlamayı amaçlamıştı. Ancak mahkeme bu yasaya müdahale edince, bahsi geçen kesim zaten kastları nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını ve yasa değişikliği ile birlikte devlet korumasından da mahrum kaldıklarını haykırmışlardı. Mahkemenin kararına göre bu kastların zulme maruz kalmaları durumunda sanıkların doğrudan tutuklanmasını durdurmuş ve kefalet hükmü getirmişti. Bu kastların şiddete maruz kalmaları durumunda yetkili makamın bir ön soruşturma yapması sonrası sanık hakkında işlem yapılabilecekti. Zira yüksek mahkeme, bu yasanın hükümet yetkililerine karşı kötüye kullanıldığını belirterek kaldırılmasını istemişti. Ancak yüksek mahkemenin bu kararı Bharat Bandh olarak bilinen geniş çaplı bir protestoya neden olmuştu. Zaten yaşanan olaylar birçokları için Hint anayasasına göre toplumun “zayıf bölümleri” olarak kabul edilen bu kast gruplarının gerekli şekilde korunamadığını ve anayasanın çöküşünü gösteriyordu. İsyanlar sonucu üst meclis olan Rajya Sabha, bahsi geçen kesime karşı şiddetin önlenmesi yasasını geçirdi. İktidardaki ittifak içinde bulunan Dalit liderlerin baskısıyla bu kesimlerin lehine olan yasa sunuldu ve 1989’daki orijinal hükümlere dönme kararı alındı.

Müslüman azınlıkların yaşadığı şiddet olaylarına gelirsek kitlesel linç etme olaylarının mağdurlarının başında bu kesim var. Ayrıca medya nedeniyle Müslümanlara karşı nefret gittikçe büyüyor. Kongre Partisi ise Müslüman azınlığın sesi olduğunu ve onları desteklediğini ve dolayısıyla onların desteğini istediğini göstermekte. Bu amaçla ülkedeki Müslüman azınlıkların medeni hukukuna devletin müdahale etme çabalarına karşı durmakta. Örneğin Kongre ,üç talak uygulamasının devlet tarafından yasaklanması yasasına ret oyu vermişti. Ayrıca her ne kadar belirsiz ve tartışmalı bir konu olsa da Rahul Gandhi, Kongre’nin Müslüman partisi olduğunu söylemesi de bunun bir diğer örneği. Ancak Kongre’nin Müslümanlarla ilgili geçmişine bakıldığında Gandhi’nin söylemleri samimi bir tablo oluşturmuyor.