Modi,Yoga’nın Altında Neyi Gizliyor…

0

Yakın zamanda dünya, uluslararası yoga gününü kutladı. Hindistan, 2014 yılında mevcut Hindistan başbakanı Narendra Modi’nin inisiyatifiyle “yoga diplomasisi”ni başlatmış ve yine aynı yılın sonunda BM kararıyla 21 Haziran ‘Uluslararası Dünya Yoga Günü’ olarak kabul edilmiştir. Bunun akabinde Hindistan’da yogaya dair kurumsallaşma faaliyetleri hızlanmış, 1995 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulmuş olan alt birim, 2014 yılında AYUSH (Ayurveda, Yoga ve Natüroterapi, Unani, Siddha ve Homeopati) Bakanlığı adı altında yeni bir kurum oluşturulmuştur. Ayush Bakanlığı ise amaçlarının dünyaya kendilerine ait olanı kurmaya çalıştıklarını belirtmiştir.

Hindistan hükümeti, yoga diplomasisinde başarıyı yakalamak ve elde edeceği başarının tek kazananı olmak için TKDL (Traditional Knowledge Digital Library) adlı bir uygulama geliştirdi. 2001 yılında kurulan bu sistemde Hint kadim bilgilerine dair birçok kaynak bulunmakta ve 2010 yılında ise yüzü aşkın kitap İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Japoncaya çevrilmiştir. Uluslararası patent sistemine göre sınıflandırılan ve dökümante edilen kaynaklarla Hint’in kadim bilgileri korunması amaçlanırken, hükümetin TKDL sistemi (www.tkdl.res.in/) sayesinde yoganın kim, nasıl ve hangi amaçlarla kullanıldığı konusunda da daha büyük bir söz sahibi olmasını hedeflenmektedir.

Yoga Hindistan’ın Yumuşak Gücü

Hindistan’ın yoga diplomasisi ile amaçladığı ise dünyanın kültürel otorite koltuğunu elde etmektir. Zira yoga başta olmak üzere Hint kültürüne ait birçok unsura olan rağbet, Hint hükümetinin bu yönde hareket etmesini fazlasıyla kolaylaştırmaktadır. Bunun yanında “fakir ve açlık sınırındaki ülke” gibi Hint orta sınıfının kurtulmak istediği olumsuz imajların yenilenmesi için de büyük bir fırsat olarak kullanılmakta. Zira Hint orta sınıfı artık ülkelerinin başta ekonomik olmak üzere kültürel alanda da Hindistan’ı küresel bir güç olarak görmek istiyor. Bu çerçevede değerlendirildiğinde Hindistan için yoga “güç, disiplin, maskülenlik ve derin bilgi birikimi” gibi kavramlarla özdeşleşmekte.

Yoganın, başta Batı olmak üzere, dünyaya tanıtılma yolculuğu 1893’te Chicago’da düzenlenen Dünya Dinleri Parlamentosu’nda Swami Vivekananda’nın Hinduizm’e dair yaptığı konuşma ve yogayı tanıtımına kadar geriye gitmektedir. Hint dış politikasının bu ilkesinin felsefi kökeni ise Hinduizm’in kapsayıcı tektanrıcılık anlayışından beslenir. Bu dini felsefeye göre, tüm dinler temeldeki tek kozmik gerçeğin tezahürlerinden başka bir şey değildir. Bu anlayış temelinde yoganın globalleştirilmesi sağlanmaya çalışılsa da Hinduizm’in özü bundan başka bir gerçeğe odaklanır. Bu bağlamda yoganın Hinduizm’deki anlamına odaklanmak gerekiyor.

Doğu dinlerinin birçoğunda olduğu gibi Hindu dini ruhu kabul eder ve ona büyük önem atfeder. Ruh ve beden bir bütündür. Hinduizm’in karma doktrinini de esas alınırsa beden ruhun elbisesidir. Bu çerçevede, ruhun korunabilmesi için bedenin sağlıklı olması gerekir. Yoga ise ilk etapta bedeni, ileri safhada ruhu terbiye eder ve ruh Tanrı ile bir olur. Yoga, Hinduizm’in temel kutsal kitaplarından birini ihtiva eden ve tıp ilmine dair bilgileri kapsayan Ayurveda’nın en önemli alt bilimidir. Hinduizm, ruhu ve bedeni bir bütün olarak gördüğü için genel olarak beden sağlığına odaklanan bu dini kitapta ruha hitap eden yogaya dair bilgiler de mevcuttur. Bir süreç olarak yoga vücudun sinir sistemini düzenler, beden disiplinini sağlar, vücudun arınması, konsantrasyon, tefekkür, farkındalığın uyanışı ve mükemmel denge haline ulaşma şeklinde işler. En temel haliyle, Hinduizm’de yoga Nihai Varlık ile birleşme aktivitesidir. Ayurveda’nın yanı sıra Bhagavadgita ve Upanishadlar’da da yogaya dair bilgiler bulunmaktadır.

Yogadaki en büyük spekülasyon dini boyutudur. Yoganın spesifik bir Tanrıya bağlılık göstermeden, eski bir Hint geleneği olarak yorumlanmasını savunan seküler ve liberal bir görüş olsa da dini kitaplar ve yoganın dini içeriğini savunan görüşe göre pratik uygulaması yapılsa da yoganın başarılı olması için uygulama ve felsefesinin iç içe olması gerekiyor.  Ancak ülke içindeki dini azınlıkların, özellikle Müslümanların, itirazlarının yanında ülke dışından da muhalefet söz konusu. Tıpkı Hindistan’daki azınlıkların yogaya ilişkin endişeleri Batı’da da kendini göstermekte. 2012 yılında Birleşik Krallık’taki bir kilisede yoga sınıfının oluşturulması hoş karşılanmamış ve yasaklanmıştı. Zira rahip, yoganın Hindu dinine ait bir ibadet olduğunu savunmuştu. ABD’de ise bazı tanınmış papazlar yogayı “şeytani” bir aktivite olarak yorumlamışlardı. Bu nedenle yoga, Batı’da büyük bir kitleye ulaşmış olmasına rağmen “pagan” bir geleneğin uygulaması olarak görüldüğünden, bu sıfatın arka plana itilmesi için sekülerleştirilmiştir.

Yoga hakkında spekülasyona neden olan diğer bir konu ise Hinduizm’in bir din olarak görülme(me)si ve yoganın temeline dair farklı görüşlerdir. Belli bir kesim için yoga dini değil felsefi bir olgu. Zira yoganın başlangıcında yapılan Surya Namaskar yani “Güneş’i (Güneş Tanrısı) Selamlama”, eylemi İsa’ya bağlanmak isteyen inançlı bir Hristiyanı dinginleştirmek için esas yollardan biri olmaya çalışan felsefi bir yol olarak görülüyor.

modi lotusdan yükseliyor

Yoganın Hindistan’daki durumuna gelinirse Hint Yüksek Mahkemesi, yoganın dini bir faaliyet olduğuna dair karar verme sürecine girmiş ve sonuç olarak hükümetin, yoganın eğitim müfredatlarında yer alması için gerekli adımları atmasını istemiştir. Bunun yanında yoga, resmi olarak beden için kabul edilen bir tedavi aracı olarak ilaç veya bilimsel bir buluşla aynı yasal korumayı paylaşıyor, tıpkı Türkiye’de hacamat uygulamasının hastanelerde bir tedavi unsuru olarak kabul edilip uygulanması gibi yoga da benzer süreçten geçmiş durumda. Öz olarak bakıldığında Gurulardan öğrenilen, bireysel olarak uygulanan ve takip edilen yoganın dini yapısı dönüşüm geçirerek yeni ortaya çıkan klinik doğasının hoş görüldüğü, Modi tarafından dünyanın iklim değişikliği dahil tüm tehdit ve tehlikelerine çözüm olarak sunulan ulus-devletin kontrolü altındaki milliyetçi bir projeye evrilmiş durumda. Bu anlamda yoga politikleştirilerek bir dış politika aracı olarak kullanılırken, içte de Ravishankar ve Ramdev gibi önemli din adamlarının yardımlarıyla yoganın dini kökeni arka plana itilmiş ve bir Hint sanatı olarak kitlelere sunulmaya çalışılmaktadır. Yoganın dini özü ile sekülerleştirilen yeni hali arasındaki gerilim ve belirsizlik sürse de Hint hükümeti, Hindistan’ı “dünyanın gurusu” yapmaya kararlı görünüyor. Ancak bu sadece Hindistan’ın dış politikasının bir parçası değil, Modi’nin de belirttiği gibi Hint mirasını korumanın da bir parçası.

Bununla birlikte, Hindistan’ın zengin kültürel mirasının keşfi aracılığıyla öz farkındalığının artması modern milliyetçiliğin şekillenmesinde önemli bir rol üstlendiği söylemlerini beraberinde getirmiştir. Ancak bu sürecin benzerini Hint tarihinde görmek mümkündür. Hint’i sömüren İngilizlerin kendilerinden çok farklı olan bu insanları anlama adına ve daha iyi yönetme (!) adına Hint’in tarih, din, dil, kültürünü keşfetmeye dair çıktıkları yol, Hint alt kıtasında milliyetçi duyguları uyandırmıştı. Benzer sürecin, yoga ve alternatif tıbbın öne çıkarılması ve bununla birlikte gelişen diğer kültürel öz keşif yolculuğunda yaşanması doğaldır.

Hind Diplomasinin Gücü Yoga

Hindistan’ın gerek iç gerek dış politikasını meşgul eden yoganın ders müfredatlarına girmesi, okul ve akademik enstitülerde zorunlu kılınması ve Gurulara devlet desteğinin verilmesi ülke içindeki azınlık-çoğunluk gerilimini tetikliyor. Eğitim yoluyla ulusal bir kültür oluşturulmaya çalışılması azınlıklar için rahatsız edici. Yogaya karşı tepkilerin büyümesine yanıt olarak Modi, BM’de Müslüman ülkelerden de uluslararası Yoga Günü için gereken desteği aldığını belirtmiştir. Ayrıca yoganın bir Hindu geleneği olarak görülmesinden ziyade “eski Hint geleneğinin dünyaya paha biçilemez bir hediyesi” olarak görülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sosyal medyadan Modi’nin yoga faaliyetlerinin animasyon olarak yoğun şekilde propagandasının yapılması da tüm bunları destekler nitelikte.

Abddeki yoga etkinliği

İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, Rusya, Çin gibi ülkelerin kültürel diplomasi aracı olarak kullandıkları dil enstitülerine alternatif olarak Hindistan yoga ve Ayurveda temelli alternatif tıp merkezleri kurmakta. Bunu da 1950 yılında kurdukları Indian Council for Cultural Relations (ICCR) yoluyla gerçekleştiriyor. Bununla birlikte ABD’deki Chopra Enstitüsü bu anlamda kurulan önemli bir merkez. Ayrıca dış politika unsuru olarak incelendiğinde kültürel diplomasi kavramı Hindistan için farklılık gösterir ve adı geçen kavram yerine “uluslararası kültürel ilişkiler” kavramı tercih edilir. Hint’e ait bir olgu olan yoganın uluslararasılaştırılması konusu da Hindistan’ın dış politikasını yönlendiren “Dünya bir ailedir” prensibinin önemli bir parçasıdır. Seküler yoga aracılığıyla Batı’nın gönlünü fetheden Hindistan’ın en önemli avantajı ise Çin ile içinde bulunduğu yarışta yoga diplomasisi vasıtasıyla Güneydoğu Asya ülkeleriyle tarihi kültürel bağlarından da faydalanarak bölge ile karşılıklı ilişkilerini derinleştirebilmektir. Sonuç olarak Hindistan’ın yoga diplomasisinde başarıyı yakalayabilmesi için var olan spekülasyon ve şüpheleri yok etmesi gerekmektedir.