NATO Zirvesi sonrası S-400 -IV-

0
152

Türkiye’nin Durumu, NATO’nun Kafasını Karıştırıyor.

Türkiye 1952 de NATO’ya girdiği andan itibaren, SSCB karşı cephe ülkesi olarak tanımlandı. Türkiye, NATO’nun şemsiyesi altına alındı.  Gelen ABD silah ve mali yardımlarla iç siyasi yapısı da NATO eliyle batıyla bütünleştirildi. Türkiye devleti soğuk savaşta kendini NATO ile eşleştirdi. Türkiye’nin yapının dışına karşı her çıkışı askeri darbelerle engellendi. Siyasal ve sosyal yapıda Komünistlerle mücadele dernekleri vb. faaliyetlerle Soğuk savaşın düşman ülkesi SSCB karşı en fazla nefret Türkiye de oluşturuldu. Bu süreçte Türkiye’deki yönetimler, SSCB tehdidini üzerinden NATO ve ABD’den mali destekler almaya başladılar. Karşılığında da siyasi ve ekonomik bağımlılıklarını artırdılar.1989 de SSCB tarih sahnesinde çıkmasından en çok Türkiye’yi etkiledi. Türk dünyasındaki açılımlarını bir tarafa bırakırsak, düşmanın ortadan kalkması  “Türkiye’nin ön cephe cazibesini yitirmesine”, gelmeyen silahlar, azalan mali destekler, politikada artan NATO karşıtlığı, askeri darbelerin NATO ilişkilendirilmesi (ki doğrudur.) nihayet 2003 itibaren AK partinin iktidara gelmesiyle Türkiye, NATO ABD ve AB denklemi yeniden şekillenmeye başladı. 11 Eylül 2001 den itibaren meşhur NATO’nun beşinci maddesi ABD için çalıştırılıp, yıllardır PKK terörü ile mücadele eden Türkiye’ye uygulanmaması, NATO’nun iki yüzlüğünün bir kez daha ortaya çıkmasına sebep oldu. NATO’nun gerek Afganistan’daki faaliyetleri gerekse, İslam’ı alenen düşman olarak deklare etmesi, Türkiye’de NATO ya karşı olan güveni giderek zedeledi.  Türkiye’nin Ak parti hükümetleriyle birlikte izlediği aktif dış politika, beraberinde yeni düşmanları ve dostları da getirmeye başladı. Geçen yazılarda da gündeme getirdiğimiz gibi Ermenistan Rusya, İran, Rusya nihayetinde Suriye’de Türkiye’ye karşı konuşlanmış füze sistemleri Türkiye’yi yeni arayışlara itti. Özellikle Suriye’den atılan füzelere karşısında savunmasız kalan Türkiye,  ilk etapta, NATO dan destek istedi.  NATO’nun hemen  Almanya ve İspanya’dan Patriotları Türkiye’ye kaydırması geçici çözüm olsa da kısa süre sonra füzelerin çekilmesi, NATO’nun İslam’a olan düşmanlığının hafızalardan silinmemesi, Türkiye’nin NATO yönetimde daha aktif olma hamleleri ,hepsi üst üste binince Türkiye NATO dan ayrılmakta dahil  yeni arayışlar içine girdi. Bu süreçte, Rusya’ya yaklaşan Türkiye’nin adımlarına karşılık Rus uçağının Suriye sınırda düşürülmesiyle Türkiye tekrar batı çizgisine çekildi. Nihayetinde 15 Temmuzdaki hain FETÖ darbe teşebbüsüyle Türkiye tam tersine NATO ve ABD den uzaklaşıp, Rusya’ya yaklaştı. Aynı tarihlerde Füze tartışmalarının alevlenmesiyle, S-400 olayı bu çerçevenin içinde anlamlı bir yere oturmaya başladı. Türkiye gerek, NATO gerekse, Çin ve gerekse Rusya ile yaptığı füze alım görüşmelerinde ısrarlı bir şekilde ortak üretimi vurgulaması yerinde bir hamleydi. Tabii bu da NATO’nun Türkiye’nin bağımsız silah üretme faaliyetinin ilk adımı olarak görmesine ve bu konu da daha yavaş adım atmasına sebep oldu.

Son NATO Toplantısıyla Değişen Denklem

NATO 15 Temmuz ve sonrası Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeleri geç okudu. Yerinde tepki gösteremedi. Yapılan darbenin NATO ile anılması, darbe sonunda Rusya’nın net ve yerinde hamleleri, ister istemez Türkiye’yi Rusya’ya doğru çekti.  Bu süreçte ilginç bir şekilde Rusya’nın Ankara’daki büyükelçisi öldürüldü. Rusya’nın bu olaya tepkisi düşük seviyede kaldı. Türkiye Rusya ilişkilerinde zedelenme yaşanmadı. Bu Batı ve NATO’yu şaşırtan bir başka gelişme idi. Nihayetinde tüm gelişmeler gelip S-400 olayında düğümlendi.

“Türkiye’nin Batı ve NATO blokundan ayrılması mı, Rusya İran veya Çin hattına kayması mı tartışması” bu zaman zarfında alevlendi. Unutmayalım ne Moskova’da, ne Brüksel’de, ne Washington’da konuşulan; S-400 değil, esas tartışma Türkiye’nin Batı blokundan ayrılıp ayrılması üzerinde sürüyor. Bunun farkında olan Türkiye’de son Brüksel zirvesinden Rusya ve S-400 kartıyla masaya oturdu. Bunun üzerine Brüksel’de gerek Trump, gerekse NATO genel sekreterinin Sayın Cumhurbaşkanımıza gösterdikleri alaka NATO sonuç bildirisine de yansıdı.

Nitekim bildiri de terörle mücadele önemsendi. Bildirinin Türkiye’ye bakan tarafında ise “Türkiye’ye yönelik tehditlere karşı önlemlerin artırılacağı vurgusu yapıldı.” Özellikle de Suriye’den atılan füzelere karşı çare bulunacağı, dolaylı vurgulanırken de  Rusya, İran ve Kuzey Kore tehdit olarak tanımlandı.

Türkiye’nin NATO Üyeliği Ve Batı Blokunda Kalmasının Altı Çizildi.

Son NATO zirvesinden  önce  NATO üyesi Fransa ve İtalya’nın  Türkiye ile başlattığı Eurasam Füze antlaşması zirve sonunda, ABD ve NATO dan gelen Patriot gönderebiliriz açıklamaları hatta ABD nin patriot üretimi konusunda yeşil ışık yakmasına karşılık, Türkiye’nin de benzer tutuma girmesiyle önümüzdeki yıllarda Türkiye Batı ve Rusya denkleminde yeni gelişmeler görebiliriz. Muhtemel bu gelişmeler;

  • Türkiye S-400 pazarlık kartına karşılık şimdilik patriot hamlesi somut hale geldi.
  •  2019 deki S-400 teslimi arifesinde ABD  patriotları birlikte üretmek için somut adımlar yavaş yavaş atabilir.
  • Türkiye’nin batı blokuna bağlılığı bir kez daha teyit edildi. Türkiye de bunu kabul etti.
  • Türkiye 2019 parasını verdiği s-400 alabilecek mi ? Rusya ile ortak üretime geçecek mi ? bunu ilerleyen yıllarda göreceğiz.
  • Şimdiden şu sanırım söylenebilir Türkiye batı blokunda yola devam edecek,
  • Türkiye’nin Rusya ile batı ile arasındaki denge politikası batı lehine değişmeye başladı.
  • Türkiye önümüzdeki yıllarda AB, ABD ve NATO daha yakın durabilir. Bu süreçte her iki taraftan “tarihsel müttefik” laflarını daha sık duyacağız.
  • Türk kamuoyunda artan NATO ve ABD karşıtlığı kademeli olarak azalıp, Rus karşıtlığına artabilir.
  • Bu süreçteki net adımlara bakarsak; Türkiye’nin İHA ve SİHAlar vb . hamleleri, kendi hava savunma gücündeki millilik oranını giderek artırarak sürecektir.

Şimdilerde Türkiye’nin Rusya’yı ABD ve NATO’ya karşı ABD ve NATO da Rusya’ya karşı kullanma politikası bir yere kadar başarılı oldu. Ama unutmayalım Helsinki’deki fotoğrafta ABD ve Rusya Trump deyimiyle “ABD Rusya rakiptir ama   düşman değil” ifadesine de gözden kaçırmayalım. NATO’nun şimdilerde perdelediği düşmanı her zaman İslam’dır. Müslüman olan tek NATO ülkesi de Türkiye’dir. Bu gözlük ekseninde gelişmeleri bir kere daha okumanızı tavsiye ederim.