Ortadoğu’nun Değişen Konjonktürü Bağlamında Prens Salman’ın Hindistan Ziyareti

0
NEW DELHI, INDIA - FEBRUARY 20: Prime Minister Narendra Modi shake hands with Crown Prince Of Saudi Arabia Mohammed Bin Salman Bin Abdulaziz Al-Saud prior to a meeting, at Hyderabad House, on February 20, 2019 in New Delhi, India. (Photo by Raj K Raj/Hindustan Times via Getty Images)

Suudi Arabistan Prensi Muhammed Bin Salman’ın Asya turunun önemli bir ayağı da Hindistan’dı. Her ne kadar Suudi Arabistan’ın Pakistan’a yaptığı 20 milyar dolarlık yatırım rahatsız edici olsa da Pakistan ziyareti sonrası Riyad’a uçup, tekrar Hindistan’a gelmesi ise Hindistan ziyaretine verdiği önemi göstermiş oldu. Keşmir’de gerçekleşen Pulwama saldırısının oluşturduğu sıkı gündemin ortasında gerçekleşen ziyaret, gerçek mahiyetini gösteremese de çok verimli bir ziyaret olarak değerlendirilmektedir.

Suudi Arabistan, Hindistan’ın Batı Asya olarak isimlendirdiği Ortadoğu’ya yönelik politikasının önemli bir parçasıdır. Hindistan, uzun yıllar boyunca Batı Asya politikasını denge politikası çerçevesince yürütmeye çalıştı. Suudi Arabistan, İran ve İsrail gibi bölgenin önemli güçleri arasında denge gözetmek hiç kolay olmasa da Hindistan bu konuda belirgin bir başarı elde etmeyi başarmıştır. Batı Asya Hindistan’a en yakın hidrokarbon kaynağı olması açısından fazlasıyla kritik bir bölge iken, ülkenin enerji arzının %63’ünün Ortadoğu’dan tesisi, bahsi geçen bölgeyi Hindistan açısından stratejik bir bölge haline getirmektedir. Ayrıca 7 milyon civarındaki Hint diasporası sayesinde bölge ile insani bağlar sağlanırken; onlardan gelen 40 milyar dolarlık gelir ile bölge, Hint ekonomisine önemli bir katkı merkezi olmaktadır. Mevcut konjonktür nedeniyle, İran başta olmak üzere, bölgede değişen dengeler ise Batı Asya’yı Hindistan açısından sadece güvenlik ve ekonomi alanındaki değerini başka alanlara doğru genişletmesi gerektiğine dair sinyaller vermektedir.

Hindistan’ın Batı Asya’daki en büyük petrol ve doğalgaz tedarikçisi İran’ın içinde bulunduğu mevcut durum (gerek iç gerekse dış politikası açısından), ülkenin bölgeye yönelik politikasında Suudi Arabistan ve İsrail ile ilişkilerini daha ön plana çıkarmasına neden olmaktadır. Her ne kadar ABD, Hindistan’ın İran ile ticari ilişkilerini yürütmesine sıcak bakmasa da herşeye rağmen Hindistan, İran ile ilişkilerindeki istikrarı sürdürmekte kararlı olduğunu göstermişti. Chabahar limanına yaptığı yatırımlar İran’ı, Hindistan’ın Kuzey-Güney Koridoru projesinde stratejik bir konuma getirirken, İran Hindistan’ın Orta Asya ve Afganistan’a açılan kapı görevini de üstlenmektedir. Ancak ABD’nin İran’a karşı yaptırımları Hindistan’ı farklı partnerler bulma konusunda zorlamaktadır. Yine İran’a karşı kurulan MESA da (ABD destekli Ortadoğu Güvenlik Birliği) Hindistan’ın Batı Asya politikasındaki esas amacı olan bölge ülkeleri ile istikrarı koruma amacını zedeleyecek gibi gözükmektedir.

Bu bağlamda Hindistan’ın Batı Asya politikasında öne çıkan ülkelerden biri olan Suudi Arabistan’dır ve bu ziyaret ile Suudiler, Hindistan’ın Maharashtra eyaletinin Ratnagiri bölgesinde kurulacak olan 44 milyar dolarlık dünyanın en büyük petrol rafinerisine %50 oranında pay almayı kabul ederek, ülke ile petro-dolar bağlamındaki ilişki temelini aşıp daha geniş bir perspektiften mevcut ilişkileri daha üst seviyelere taşıma arzusunu göstermiştir. Bunun yanında Hindistan’ın petrol ihtiyacının %20’ni karşılayan Suudi Arabistan, Hindistan’ı bölgede enerji merkezi yapmayı hedeflemekte ve ülkenin enerji politikasının ikinci önemli maddesi olan doğalgaz sektörü konusunda da yatırım yapma isteklerini açıklamışlardır.

Diğer yandan Suudi Prens Salman’ın Hindistan’a yaptığı gezi, Suudi Arabistan bünyesinde gerçekleşen değişikliklerin de bir işaretçisi olmuştur. Büyük bir iş adamı delegelesiyle gelen Prens Salman geleneksel muhafazakâr çizgisinden çıkıp, daha kapitalist ve ılımlı bir devlet olarak yaklaşımını ortaya koymuştur. Saf petrol dışında yatırımlarını genişletmek isteyen Suudi Arabistan, Hindistan’ı hızla büyüyen bir ekonomi olarak gelecek adına önemli bir partner olarak görmektedir. Bu çerçevede Suudi Arabistan, 2030 yılı vizyonu için Hindistan’ın sekiz stratejik partnerden biri olduğunu açıklamış, son iki yılda ikili ticaret hacminin iki katına çıkarak 28 milyar dolara ulaşmıştır. Yapılacak yatırımlarla da iki yıl içinde Hindistan’a olan yatırımın 100 milyar dolara ulaşması hedeflenmektedir.

Bunun yanında Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası Batı’da imajı sarsılan ve Batı’dan büyük eleştiriler alan Prens Salman, Doğu’ya yönelmiştir. Ülke içinde gerçekleşen reformlar ile pan-İslamcılığı küçümseyen duruşu, Riyad’ın Yeni Delhi’ye yaklaşmasını da kolaylaştırmaktadır. Özellikle Ortadoğu’daki etnik ve dini hareketler nedeniyle yeniden ulusal kimlik inşa etme sürecinde, önemli Hint dış politikası uzmanlarından C. Raja Mohan’ın belirttiği gibi, Arabistan’da milliyetçilikten Arap milliyetçiliğine geçiş gündemi de ikili ilişkilerin gelişmesi adına önemli fırsatlar sunmaktadır. Açıkçası Kral Abdullah ile Arap milliyetçiliğine kayan sürecin, Hindistan-Suudi Arabistan ilişkilerinin de canlandığı döneme tekabül etmesi bu durumu doğrulamaktadır. Sonuç olarak bir dizi antlaşma ile ikili ilişkilerini güçlendirme yolunda ilerleyen Hindistan ve Suudi Arabistan ilişkilerinin mahiyetini ve geleceğini Ortadoğu’nun değişen dengesi belirleyecektir.