Padmavati: Hindu-Müslüman İlişkilerinde Tarihsel Hafıza

0

Bu yılın en tartışmalı Bollywood filmlerinden biri Padmavati adlı tarihi bir filmdi. 25 Ocak 2018 tarihinde Padmaavat olarak yayına girebilen film, ciddi protestolara neden oldu. Hatta filmin yönetmeni olan Bollywood’un başarılı isimlerinden Sanjay Leela Bhansali ve Padmavati’yi canlandıran Deepika Padukone ölüm tehditlerine maruz kaldı. Nedeni ise filmin konusu ve Padmavati’nin teşkil ettiği kutsallıktı. Çünkü Hindistan’ın Rajput etnik grubuna göre Padmavati, Rajput onur ve değerini korumuştu ve Rajputların kutsal simgelerindendi.

Filmin konusu dönemin Müslüman-Türk hakimiyeti olan Delhi Sultanlığı’nın önemli liderlerinden Aladdin Khilji’nin, Chittor Krallığı’na Kraliçe Padmavati’yi elde etmek adına düzenlediği saldırılara karşı, başta Padmavati olmak üzere Pajputların gösterdiği kahramanlıktır. Kraliçe Padmavati çok güzel olduğu kadar çok da zekidir. Hatta filme, ülkenin baş dini lideri ile olan diyaloğu fazlasıyla ilgi çekicidir:

– Yeni Kraliçemize göre hangisi daha önemlidir: Güzellik mi yoksa yetenek mi? Dikkatli ol kraliçem, test ediliyorsun.

– Yetenek.

– Peki ya güzellik?

– Güzellik bakanın gözlerindedir. Kimi her nesnede Tanrıyı görür, kimisi de her nesneyi Tanrı olarak görür.

– Hayatı 3 kelime ile açıklayın.

– Maneviyat, aşk ve fedakârlık.

– Aşk nedir?

– Tanrının gözünden düşen sevinç gözyaşıdır.

– Gözyaşı nedir?

– Üzüntü ve mutluluk arasındaki ince bir çizgidir.

– Mutluluk nedir?

– Bir yanılsama.

– Savaş sanatında iyi olduğunuzu öğrendim.

– Evet.

– Savaş meydanındaki en büyük silah nedir?

– Cesaret.

– Hayattaki en zor an nedir?

– Sınavdan sonra sonucu beklemek.

– Ya en büyük hediye?

– Dua!..

Padmavati ile bu diyaloğundan sonra din adamı, onun güzelliği ve zekasından fazlasıyla etkilenmiştir. Saraya onu gizlice tekrar görmeye gelen din adamı yakalanınca sürgüne gönderilir ve Khilji onu sarayına alır. Hindu din adamlarının önemli bir astrolog olduğunu önceki yazımızda belirtmiştik. Khilji’yi gören din adamı, onun Padmavati’yi elde ederse tüm dünyayı ele geçirebileceğini ve II. İskender olabileceğini öngörür. Ayrıca Padmavati’nin eşsiz güzelliğini anlatarak Aladdin Khilji’yi etkiler. Artık Khilji’nin tek gayesi Padmavati olmuştur. Bu anlamda Rajastan seferlerine başlayan Khilji, 1296-1316 yılları boyunca Hint alt kıtasının büyük bir bölümünü ele geçirir.

Khilji’nin Rajastan topraklarında ilerlerken Rajput yerel şeflerinin otoritesini yıkması, Rajputlar üzerinde kötü bir etki bırakmıştır. Ancak Chittor Krallığı’nın eşsiz güzellikteki Kraliçe Padmavati’nin Rajput onur ve gururunu korumak adına, savaş alanında eşi Kral Ratansen ve erlerin ölümüyle krallığın tüm kadınları, yaktıkları ateşe namuslarını korumak için kendilerini feda ederler. Bu nedenle her yıl Şubat-Mart ayında Hindistan’ın Rajastan eyaletindeki Chittorgarh’da Kraliçe Padmavati’nin Jauhar (kendi kendini yakma) eylemi kutlanır. Bölgenin Rajputları için Padmavati, yarı-tanrıça gibidir.

Filmde ise Padmavati’nin dans ettirilmesi, özellikle bedeninin belli kısımlarının gözükmesi, hikâyenin halkın zihnindekiyle uyuşmaması ve kendi kutsiyetlerine değer verilmediğini düşünmeleri, filme karşı şiddeti yükseltmişti. Protesto olayları yükselince film gösterime girememiş ve mahkeme sürecine maruz kalmıştı. Daha sonra ise film ancak Kraliçe Padmavati’nin dans ettiği bölümde bedeninin görünen yerlerinin kamufle edilmesi ve filmin isminin değiştirilmesiyle yayınlanabilmişti.

Filmin neden olduğu tartışmalar sebebiyle Padmavati’nin tarihsel gerçekliği de gündeme geldi. Hintli tarihçiler, böyle bir karakterin tarihte yer almadığını ve bazı halk efsanelerinin tarihsel gerçeklikle ayırt edilemeyecek hale geldiği açıklandı. 16. yüzyılda yazılan Padmaavat şiiri, Delhi Sultanlarından Aladdin Khilji’nin Rajastan topraklarında hüküm süren Chittor Krallığı’na yaptığı saldırıdan 200 yıl sonra yazılmıştı. Yazılma sebebi ise dönemin Sufi pirlerinin, tabi oldukları yönetici elitleri tarafından kendilerine verilen himaye karşılığında dini bir meşruiyet sağlama amacıydı ve bu, fazlasıyla yaygın bir uygulamaydı. Dönemin Rajput seçkinleri, Müslüman yöneticilerin artan etkisinden dolayı büyük endişe duymaktaydı ve böylesi bir şiir, Rajput gururunu koruma ve yüceltme adına fazlasıyla önem kazanmıştı. Bu anlamda, filmde işlenen konu, tarihçiler için “hayali” bir ürün olarak kalırken, 16. yüzyılda yaşanan bazı tarihi olayların, daha önceki anlatılarla karıştırılarak oluşturulmuş bir miti olarak gözükmektedir.

Tüm bunlar bir yana filmde en dikkat çeken konu dönemin Hindu-Müslüman ilişkileri ve Hinduların gözünde Müslüman-Türklerin imajıdır. Aladdin Khilji karakteri incelendiğinde tam bir barbar, ahlaksız, vicdansız vb. tüm kötü hasletleri üzerinde barındıran bir canavar karakteri çizilmiş. Hatta Khilji’yi canlandıran Ranveer Singh’in uzun süre karakterin etkisinden çıkamadığı ve Khilji gibi sert bir karaktere büründüğü söylentileri çıkmıştı. Aladdin Khilji’nin Hint halkına uyguladığı politikaları anlatan tarihsel belgeler, onun sert karakterini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, filmdeki Aladdin Khilji ile gerçeğinin ne kadar özdeşleştiği konusunu ise tarihçilere bırakıyoruz. Burada değinilmesi gereken konu, Hinduların gözünde Müslüman-Türklerin Hint alt kıtasında yayılırken bıraktığı korku ve nefrettir. Zira Hint alt kıtasındaki Müslüman yönetimlere dair tarih bilgisi, bu korku ve nefretin sadece Aladdin Khilji’nin eseri olmadığını göstermektedir. Bu film vesilesiyle, Hinduların zihnindeki bu korku ve nefretin daha iyi anlaşılması gerektiği ortadadır. Zira Hindistan-Pakistan ilişkileri başta olmak üzere, Hindistan’ın şu anki mevcut iç siyaseti de Hindu-Müslüman ilişkilerinin mahiyetinin tekrar masaya yatırılması gerektiğinin vurgusunu artırmaktadır.