Salgın Sonrası “Yeni Dünya”

0

Dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını beş aydır sürmektedir. Bu salgın bizlere gösterdi ki başta “büyük güç” olarak adlandırılan Amerika Birleşik Devletleri dâhil bütün ülkeler sınıfta kaldı.  Dünya kamuoyuna yansıyan İngiltere ve Amerika gibi önde gelen devletlerin siyasi liderleri salgını hafife aldı. Ancak ilerleyen zamanda bu salgını pandemi düzeyine çıkartarak önemlerini arttırdı.

Bu salgın hem toplumsal hem de siyasal alanda yeni düşünceleri de beraberinde getirdi. Yeniliklerin ortaya çıkmasının en önemli sebebi ülkelerin içinde bulunduğu güçsüzlüğün kamuoyuna yansımasıdır.

Bu güçsüzlükler yönetimsel anlamda hasarlar bıraktı. Toplumsal anlamda ise insanların yeniden kendini tanımlamasına yol açtı. Siyasal ve toplumsal değişimler,  günümüzde ilk olarak bilim insanlarının daha sonra da ülke yönetiminde söz sahibi olan kişilerin “yeni düzen” kavramını tartışmasıyla ortaya çıktı.

Virüsle Yaşa

İnsanlık, tarih boyunca birçok virüs ile karşı karşıya kaldı fakat hiçbir virüsü yenemedi. Onun yerine virüs ile yaşamayı öğrendi.  Bu yaşam koşulları bize değişimleri getirdi. Günümüz dünyasında tartışılan “yenidünya” kavramı ise yeni yaşam koşullarının getirdiği değişimlerdir. Mevcut öngörüler iki farklı bakış açısı ortaya koydu. Bir tarafta bilimsel verileri ve araştırmaların ön plana çıktığı objektif temenniler diğer tarafta ise bireyin kendi dünya ve düşüncelerine bağlı subjektif temenniler. Bu ayrımı iki farklı örnek ile açıklamaya çalışacağım.

Otoriter ve Totaliter rejimin yükselme eğilimini destekleyen verilerin olmasıyla oluşan objektif bakış açısı ile öte yandan bu salgının insanlara yaratıcı tarafından gönderilen bir mesaj niteliği taşıdığı için bütün dünyanın Müslüm olacağını benimseyen subjektif bakış açısıdır. Subjektif bakış açısı kişiden kişiye farklılık gösteriyor ancak objektif bakış açısı veri akışına bağlı olduğu için bu kavram üzerine durmak istiyorum.

 

Toplumsal Değişimler Kaçınılmaz.

Salgın sonrası şüphesiz değişim kaçınılmaz olacaktır. Değişimlerin getirdiği yenilikler ile yaşamı sürdüreceğiz ve yeni normalleşme yaşayacağız. Yukarıda bahsettiğim insanlık ile virüs arasındaki yaşam koşulları ön plana çıkacaktır. Bu koşullar şüphesiz en başta insanların sosyal mesafe, izolasyon ve maske kullanımının yaygınlaştığını hatta ülkelerin bu kavramlara zorunluluk getiren yasaları onaylayacağını göreceğiz.  Hükümetler her türlü salgına karşı acil durumları otomatize ederek hızlı önlemler alacaktır. Bu önlem ile belirsizliklerin dünyasına hazırlanılacaktır. Salgının bu derece etkili olması insan kullanımın azalmasını ve teknolojik ilerlemenin beklediğimizden daha radikal bir hız kazanılmasını sağlayacaktır. Bu hız derecesi robotların hayatımıza girip insanların yerini almasını sağlayacağı gibi en az bir yüzyılı öne çekecektir.

Ders Çıkaran Nesil.

İnsanoğlu bu tür büyük felaketler yaşadığında hayatı yeniden anlamlandırma çabası içine girerek geçmişi ve geleceği sorgulayarak bunlardan ders çıkartacaktır. İnançlı insanlar kendi kutsallığını sorgulayacak ve bu sorgulama ateizm, deizim ve nihilizme yöneliş artacaktır.

COVID-19 transhümanizm de artmasını sağladı. İkinci dünya savaşı sonrası oluşan “uzun yaşam” fikrini sarf eden insanlık günümüzde sade ve kaliteli bir yaşam sözlerini sarf etmeye başladı.

İdeolojiler Bitti Mi ? (2)

Siyasal Değişimlere Hazır Olalım.

Salgının ortaya koyduğu ülke yönetimlerinin ekonomik ve siyasal anlamda yetersizliği tartışma konusu haline geldi. Günümüzde yaşayan en popüler tarihçi İsrailli Noah Harari, geçtiğimiz günlerde Deutshe Welle’ye röportaj verdi. Enteresan tespitler sunan Harari gelecek yönetim şekillerinin çok farklı yerlere evrileceğinden bahsetti. Harari’ye göre “artık tek yönlü değil çok yönlü bir yola girdik”. İnsanlar daha özgürlükçü veya daha otoriter eğilimlere yönelecek. Bu eğilimler arasında otoriterlik öne çıkacak. Buna örnek olarak bir Avrupa Birliği üyesi olan İtalya’ya yardımın birlikten değil de Türkiye’den gelmesi faşist olan İtalyan halkının “demek ki daha sert olmamız gerekiyor” diye düşünmesine sebep oldu. Öte yandan Harari, salgın sonrası oluşacak küresel denge sistemini Çin ve Almanya’dan taraf gördü. Devletler küresel liderlik yapacak ülke aradı ancak ABD bunu yapmak dahi istemedi. Bunun en basit örneği olarak Dünya Sağlık Örgütü’ne yaptığı yardımları kesmesiydi. Peki Çin ile Almanya arasındaki liderlik kimden yana? Sorunun cevabı COVID-19 test kitlerinin yüzde seksen oranla elinde bulunduran ve bu sebeple DNA kodlarını paylaşılmasını sağlayan ibre Çin’den yana olacaktır.

Dünya bu küreselleşmenin devamıyla ekonomik veya ideolojik milliyetçilik arasında zorlanacaktır. Salgının özelliği itibariyle her ülkenin kendine yetebilmesi gerekliliğinin ön plana çıkmasıyla ibre ekonomik milliyetçilikten yana olacaktır. Keza 1980’li yıllarda yaşanan kriz sebebiyle “yerli malı” haftasının ortaya çıkması verilebilecek en güzel örnektir.

Öte yandan küreselleşme kendine yetmemesi üzerine kuruludur. Ancak salgın ise insanlara kendi kendine yetebilme ihtiyacını ortaya koymuştur. Evde maske üretimi buna bir örnek olarak verilebilir.  “Ekonomik milliyetçilik” beraberinde “ideolojik milliyetçiliği” de yanında getirecektir. Yani ben kendi domatesimi üretmeliyim diyen kişi kendi domatesine kızıl elma manası yükleyecektir.

Değişimin kırmızı çizgilerinin görünmediği bir dünya bizi bekliyor..