Sin Şın’a Girince

0

”Bütün yüzyıllar yetiştirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak” sözünün sahibini ve fikirleri ile çoğu insanın gönlünü kazanmış bir islam filozofunu sizlere tanıtmaya çalışacağım. Tam ismi Muhyiddin Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabi et-Tai el-Hatimi’dir ve Şeyhü’l Ekber ünvanı ile tanınır. Endülüs devletinin hüküm sürdüğü yıllarda müslüman ispanya topraklarında 1165 tarihinde Murcia şehrinde doğmuştu. Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu bu nedenle aile nüfuz sahibi ve itibarlı kimselerdi. Akrabaları içerisinde de tasavvufi bilgilere sahip kimseler vardı. İlmin merkezi anlamına gelen “Muhyiddin” ismi, yıllar sonra ilim meclislerinde yolu gözlenen bir şahsiyet haline gelmişti. Güneşin battığı topraklardan, doğduğu topraklara doğru yönelen Muhyiddin İbni Arabi; Sevilla,Fas, Şam, Bağdat, Mekke, Mağrib, Becaye, Medine, Musul, Sivas, Konya, Halep, Mısır şehirlerinde bulunduktan sonra Şam’da vefat etmiştir. Mısır’da bulunduğu süre içerisinde anlattıkları tam oalrak anlaşılamamış olmasından dolayı Mısır uleması tarafından hakkında idam fetvası verilince oradan ayrılmıştır. İbn-i Rüşd’ünBilginin akıl yoluyla elde edileceğini” söylediği o meşhur yıllarda (1182) kendisi ile görüşme fırsatı olan Muhyiddin İbn-i Arabi ise; “Gerçek bilginin sadece akıldan gelmediğini böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşif yoluyla elde edilebileceği” inancını ortaya koymuştu. Fikirleri ile bir anda dikkatleri üzerine çektiği yıllarda henüz 17 yaşındaydı…

Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el yazısı (Konya Yusuf Ağa Kütübhanesi)

1239’da Şam’da öldüğünde (öldürüldüğünde) dikili bir mezar taşı dahi yoktu. Neredeyse ölümünün üzerinden 300 yıla yakın bir süre geçiyor ve 1516 yılında I.Selim tarafından kabrinin olduğu yere camii türbe imaret inşa ediliyor. Türbenin kubbesinde; ”Bütün yüzyıllar yetiştirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak” mealinde beyiti fikirlerinin etkisini günümüze kadar yansıtıyor. Peki nasıl oluyor da ömrünü hakikat yolunda harcamış bir alim; hakikat kurallarına dayandırılarak ulema tarafından verilen fetvalar ile idama mahkum ediliyor!

Muhyiddin ibni Arabi, Şam’da halk tarafından bir çok kez iftiraya mağruz kalıyor, yanlış anlaşılmasından dolayı canına kast edilmek isteniyor. Dönemin şartlarında yaşayan insanlar mal, mülk ve paraya çok düşkünler. En son Muhyiddin ibni Arabi dayanamıyor ve o topluma karşı haykırarak, “Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altında” diyor ve 3 kere yere ayağını vuruyor. Halk yanlış anlıyor, Allah’ı ayaklar altına aldığını düşünüp idamına karar veriyorlar. Oysa olayın detaylarını bakarsak; zamanında İbni Arabi, Şam halkının maddi şeylere düşkünlüklerinden yakınarak onlara nasihat etmiş, sonunda da ses tonunu yükseltip ayağını yere vura vura “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır!’” diye haykırmış. Halk, bu söz ile kendi inançlarına hakaret edildiğini, kendilerinin Allah’a taptıklarını, Arabi’nin bu sözüyle küfre girdiğini iddia ederek kadılara şikayet etmişler. Kadılar ise Arabi’nin cezalandırılmasına karar vermişler. Arabi’nin haksız yere üzülmesine cefa çekmesine gönlü razı olmayan dostlarından biri Muhyiddin İbni Arabi’ye gelip “Neden sözünden dönmüyorsun, neden sır gibi davranıyorsun?” diye sorunca da o ,”Sin Şın’a girince mim’in kabri bulunur!” manasına  gelen sözü söylüyor. Ardından halk Arabi’yi idam edip kabrini saklıyor, üstünü de çöp ile kaplıyorlar.

Şam’da Kasyun Dağı eteklerindeki Salihiye’de Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin türbesi

İbni Arabinin ölümü üzerinden tam 277 yıl geçiyor ve Yavuz Sultan Selim dünyaya geliyor ve ordunun balına geçiyor. Rüyasında, Muhyiddin ibni Arabinin onu çağırdığını görüyor, hocasından fetvayı alıyor ve Sivas’tan ordusunu alıp Sina çölünü aşıyor. Rüyasında Muhyiddin ibni Arabi’nin ona çöl hakkında bilgiler verdiği rivayet edilir. Yavuz Sultan Selim Han hazırlığını yapıp Sina Çölü’ne varınca; Yıllardır yağmayan yağmur ona denk geliyor, tüm işler yolunda gidiyor? Zamanın imkanları ile aşılmaz denilen çöller de aşılıveriyor. Oradaki seferlerin hepsi galibiyetle neticeleniyor. Yavuz Sultan Selim Şam’ı da fethediyor. Ardından Muhyiddin ibni Arabi’nin kabrini aramaya başlıyor. Araştırmalar neticesinde kimse net birşeyler söyleyemiyor ta ki bir çoban gelip; “Padişahım yerini bende bilmiyorum fakat koyunlarımı bu bölgede otlatırım lakin şu bölgeye asla basmıyorlar etrafında hep daireler çiziyorlar” der. Duydukları üzere heyecana kapılan Yavuz Sultan Selim, merakla çobanın gösterdiği bölgenin kazılmasını emreder. Askerler gösterilen bölgeyi kazmaya başlarlar ve bir insan bedenine rastlarlar. Etrafını temizleyince Muhyiddin İbni Arabi’nin taptaze bedeni ile karşılaşırlar. Heyecanını gizleyemeyen Yavuz Sultan Selim Han, oraya muazzam bir türbe yaptırarak defnini yaptırır.

Satranc-ı Urefa (Ariflerin SAtrancı)

Beden defnedilmiş lakin Yavuz Sultan Selim bir konuyu oldukça merak etmektedir. Soruyor soruşturuyor, neden hakkında idam hükmü verildi? Yaşanan üzücü hadiseyi halktan dinleyince; Arabi’nin halkı galyana getiren sözleri nerede söylediğini tespit etmeye çalışır ve nitekim aradan üç yüzyıla yakın süre geçmiş olmasına rağmen birkaç kişi sayesinde tahminen yer bulunur. Tespit edilen yer yüksekçe bir tepedir ve sultan, bu tepenin de kazılması emrini verir. İbni Arabi’nin ses tonunu yükseltip ayağını yere vura vura “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır!’” diye haykırdığı tepe kazılmaktadır… Kısa bir sürenin ardından kazılan yerden bir küp altın çıkar. Sultan etrafındakilere dönerek; “Peygamberimiz, zamanın küfür meclislerine binaen ‘Dininiz paranız, kıbleniz kadınlarınız.’ buyurmadı mı? Muhyiddin-i Arabi de buna dayanarak, taptığınız ayağımın altında demekle, benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama o zaman bunu kimse anlayamamış ve Şeyh-i Ekber’i haksız yere idam etmişler” der.

 

Muhyiddin İbni Arabi kabrinin Yavuz Sultan Selim tarafından bulunmasından yaklaşık üç yüzyıl öncesinde söylediği “Sin(selim) Şına(şama) girince Mim’in(muhyiddin) kabri bulunur” sözünün hikmeti ortaya çıkmış sır açıklık kazanmıştır. Günümüzde İstanbul Fatih’te Çarşambada bulunan kutsal emanetler bölümündeki taş üzerinde; “İza dehalessinu veşşin. Zehere kabru Muhiddin” yazmaktadır..