Sizce Hangisi Gerçekçi; “AB Üyesi Türkiye Mi ?, AB ile Stratejik Ortak Türkiye Mi”. ?

0

Fransız Başkan Macron’un son haftalarda Türkiye’ye yönelik açıklamalarında haklı olduğu taraflar var mı diye düşündüğümde “gerçek olabilir” sonucuna ulaştığımı söyleyebilirim. Aslında herkesin bilip de gerçeği söylemediği şey vardır ya o sıra küçük çocuk söyler. Herkes  rahat bir nefes alır. İşte Türkiye’nin 1960 lar dan  beri süren “AB macerası” aslında böyledir. 1960larda İsmet paşanın sırf Yunanlılar başvurdu diye üyelik işlemini başlattığımız Avrupa birliği hikayesi sonu zamanla sonu olmayan bir yola dönüştü. Türkiye’nin AB sürecinde baştan düğme yanlış iliklendiği için bir türlü gömleği düzeltemiyoruz.

Acı Gerçekler

Bazı gerçekler; Türkiye Avrupa’nın doğuşundan itibaren hep vardı. Daha Avrupa ülkeler ana rahmine düşerken Türk atlıları Almanya’da Ak Hunlar adıyla geziyorlardı. Atilla’dan Fatih’e kadar hangi Avrupa’nın tarihi incelerseniz, bir Türk karakteri veya devletiyle karşılaşırsınız. Bu gerçekten hareket ettiğimizde Avrupa’nın tarihindeki kötü adam “barbar adıyla hep Türklerdir”. Bugün Almanya’daki Neonazilerde, Avrupa parlamentosundaki milletvekillerin zaman zaman sergiledikleri yakışıksız tutumların hep arkasında bu tarihi refleks vardır. Geçen asra kadar saldıran Türkler savunan Avrupalılar iken, 1914’den sonra saldıran Avrupalılar, savunmada olan Türkler tipi ortaya çıktı. 1945 den itibaren Türk devleti yeniden “batılı olarak” İsmet paşa tarafından dizayn edilirken, “NATO üyesi olan, AB ye üye olmak” yolunda ömrünü tüketen üçüncü sınıf bir Türkiye imajı soğuk savaş politikacıların ev ödevi olmuştu. Politikacılar, ne zaman bu ev ödevinin dışına çıksalar hep darbelerle karşılaşmışlardı.

Türkiye Başkanlık rejimine geçtikten sonra artık yeni bir vücudu evirildi. Bu yapıya uygun yeni bir manifestonun 21.yy Türkiye’sinde inşa edilmesi gerekiyor. Türkiye, “Ulus devlet reflekslerinden sıyrılıp”, küresel zihniyete uygun hamleleri yapmalıdır. Türkiye’nin büyük gayelere yönelik söylemleri bırakıp, “eyleme geçme zamanı” gelmiştir. Bununda ilk icraatını Türkiye, AB ilişkiler sürecinde göstermesi gerekir.

Şunu unutmamız lazımdır “Türkiye AB üyesi olamayacaktır.” Kendi kendimiz kandırmayalım. Bunu politik söylem olarak da kullanmayı bırakalım. Lider ülkelerin bir çatının altına girmesi değil, kendisinin bir çatı kurması tarihin emridir. Bu cümleden hareket Türkiye’deki politikacıların ilk yapacağı ise AB tercihini halkın önüne getirip, AB üye olalım mı ? diye sormanın zamanı gelmiştir. Yarım asırdan bu yana “girelim mi , onlar ne der,” safsatalarını bırakmamız gerekiyor. 1990ların sonunda koskoca Türkiye devletinin stratejik vizyon belgesinde  bir paragrafla “2013 Türkiye AB üyesi olacak” diye yazıyordu.2018 ler deyiz. Hala aynı lafları geveliyoruz. Biz daha 21.yy girmedik. Fiziksel olarak takvimler 2018’leri gösterse de zihniyetimiz, hala 20.yy refleksleri ile hareket ediyor. Artık karar verme zamanı geldi. Belki Macron’un sözleri bize gerçekleri görmemizi sağlar.

İstenmediğimiz Yerde Duracağımıza Komşu Olalım.

Bir kere düşünelim. AB ye şunu söylesek “biz AB üye olma sürecinde ayrıldık”. “Bundan sonra sizle Rusya ve İngiltere ile yaptığımız gibi stratejik ortaklık” evresine geçmek istiyoruz demeliyiz.  Ekonomiden siyasete kadar kendi kurallarımızla ilişkilerimiz olmalıdır. Düşünün bir kere Türkiye gibi bir Ülke kendini bir Polonya, bir Hırvatistan, bir Letonya ile eş görebilir mi?.  AB ülkelerinin tarihlerinden, dinlerinden, kültürlerinden gelen bir birliktelik zaten var. Bizimle yok. Nitekim, dünya denkleminde tek başlarına bir hiç oldukları  1945’de anladıklarında dönemin, ABD Dış işleri bakanı Marshall, Avrupa Birliği fikrini ortaya attı. Tek başınıza hiç şey olamayacaksınız bari birleşin dedi hikaye böyle başladı. Bu mücadele zaten Türkler hiç bir zaman yoktu. Artık istenmediğimiz bu eve girmek için değil komşu olarak münasebetlerimizi sürdürmemiz gerekir.

AB Geleceğinde Türkiye Yok, Türkiye’nin Geleceğinde de…

AB nin gelecek senaryolarına baktığımızda, AB’nin Almanya Birleşik devletlerine döneceği, bir AB ye   doğru gidiyoruz. Şu anki AB ülkeleri 20 yıl içinde Almanya’nın ekonomik ve siyasi çekimden kaybolmuş olacaklardır. Nitekim bunun farkında olan İngiltere, bu yüzden AB ayrılmış. Fransa da Macron’la son çırpınışlarını yapıyor.  Realite orta iken artık karar verme zamanı gelmişte geçmektedir.  AB uyum yasaları, tarama süreci vs lafları bir tarafa bırakıp, AB stratejik ortaklık evresi tartışmamız gerekir. Soğuk savaş kafasını bunu yapabilir mi hele bir konuşmaya başlayalım onlarda yavaş yavaş geleceklerdir.