Şu Keşmir Meselesi Ne Zaman Bitecek?

0

14 Şubat 2019 tarihinde Keşmir’in Pulwama bölgesinde Ceyş-i Muhammed adlı terör örgütünün gerçekleştirdiği bombalı saldırının ardından Güney Asya’nın iki nükleer gücü arasındaki gerginlik gün geçtikçe tırmandı. Uluslararası medya olayı yakından takip etti. Gerginliğin gittikçe yükselip nükleer bir savaşa dönüşmemesi için her iki tarafa uyarılarda bulunulmakta. Özellikle Hindistan’ın Balakot’taki Ceyş-i Muhammed terör örgütünün merkezine yaptığı misilleme, barış zamanında yaptığı ilk atak olması nedeniyle Hindistan-Pakistan arasındaki savaşın boyutunun değiştiği söyleniyor. 14 Şubat’tan itibaren gelişen sürecin bilançolarına değinmenin bir manası yok, ya da 1947’den itibaren iki ülkenin Keşmir nedeniyle kaç kere karşı karşıya geldiğinin.. Son iki üç haftada tüm dünya bunu neredeyse ezberledi.

Gelelim olayın neden bu boyutlara geldiğine ve iki ülke arasındaki gerginliğin bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceğine? Öncelikle hemen belirtmek gerekir ki bu olayın sonu da nükleer bir savaşa gitmez. Hatta ikinci bir Kargil krizi olmama ihtimali bile yüksek. Peki savaş niyeti yoksa iki tarafın söylem ve eylemlerinin nedeni ne diye sorarsanız, 2016 yılından itibaren Keşmir’de gelişen olaylara bakmak gerekiyor. Açıkçası böylesi bir gerilimin olacağı çoktan kendini göstermişti. 2016 yılından beri Keşmir’de yaşanan terör olayları, Hint hükümetinin hemen her terör olayından sonra eyaletteki baskıyı artırma refleksi ve Keşmir halkının, özellikle Keşmir gençliğinin, radikalleşmesi bugün yaşanan sürecin artçısıydı. Benzer süreç, 1990 yılında Hizb-ul Mücahidin adlı terör örgütünün faaliyetleri sonrasında da yaşanmıştı. Ki o dönemki olayın bilançosu çok daha ağır bedel ve sonuçlara neden olmuştu Keşmir açısından. 2016’daki olaylar sonrası Hint hükümeti bölgede askeri gücünü artırırken, Keşmirliler BM’ye eyalette plebisit gerçekleştirilmesi için talepte bulunsa da Hindistan bu kararı yine görmezden gelmişti. Kısacası Keşmir’de tansiyon zaten yüksekti.

Tüm bunların yanında, medya Keşmir sorununu 1947 yılında Hint alt kıtasının bölünmesinin ardından yaşanan bir kriz olarak lanse etmekte. Hatta sadece medya değil, Keşmir adına yapılan birçok çalışma dahi bölgedeki sorunun bağımsızlıktan itibaren ortaya çıkan bir mesele olarak ele almakta. Evet 1947, Keşmir’in bir sorun olarak uluslararası arenaya çıkış tarihidir. Ancak kesinlikle sorunun doğduğu tarih değildir. Tarihi okumalar bize bu sorunun zaten çoktan planlanmış olduğunu ve bir paket halinde 1947’de dünya kamuoyuna sunulduğunu göstermektedir. 19. yy’ın ikinci yarısında, İngilizlerin bölgeyi ele geçirip Hindu Dogra hanedanlığına satması ve adı geçen hanedanlığın Keşmir vadisi çevresindeki bölgeleri de zaman içinde ele geçirmesiyle bugünkü Cammu ve Keşmir eyaletinin boyutlarına ulaşmasını sağladığı görülmektedir. Bu anlamda, bugünkü Keşmir suni bir yapıyı teşkil etmektedir. Artık bu suni yapıyla Keşmir vadisi adeta etrafı çevrilmiş gibiydi. O dönem izlenen İngiliz politikaları gereği, Keşmir’de Müslüman bir yönetici yerine Hindu bir idarecinin bulunması gerekiyordu. 1947’ye gelindiğinde ise İngilizler tarafından zaten çoktan belirlenmiş sınırlarla Keşmir’e biçilmiş olan rol, dönemin Keşmir yöneticisi Hindu kralın yaşadığı tereddüt ve Hindistan-Pakistan arasında bitmez tükenmez bir çekişmenin ardına gizlendi.

Bağımsızlıktan sonrasına dönersek, Keşmir’in kendine has dinamikleri değerlendirildiğinde maddi olan suni yapının uzun yıllar geçse de vadinin manevi yapısını etkileyememiş olmasıdır. Ancak 1990’lar sonrası bölgedeki terör örgütlerinin izlediği politikalar, Keşmir vadisinin yapısını büyük oranda bozmuştur. Hindistan ve Pakistan arasında cereyan eden bir konunun öznesi olmasının dışında Keşmir bünyesinde yaşanan değişimlerin de tarihsel perspektif çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira Pakistan’ın bölgede yürüttüğü faaliyetler, Hindistan’ın Keşmir’i kaybetme korkusuyla eyalette Hint ordusunun neredeyse “paralel bir hükümet” haline gelmesi ve Keşmir halkının gittikçe marjinalleşmesi konuyu daha da karmaşık hale getirmektedir.

Ancak tartışmaların dışında kalan bir konuya da değinmeden Keşmir’e dair mevcut konjonktürü anlamak mümkün olmayacaktır. Yukarıda belirttiğimiz üzere 2016 sonrası gelişen süreç, bölgede bir krizin nüksetme ihtimalini göstermişti. Ancak ABD’nin Afganistan’dan çekilme kararını açıklayarak bölgeden belli sayıda askerini çağırmasından kısa bir süre sonra Keşmir’de bir terör saldırısının gerçekleşmesi de düşündürücüdür. Zira ABD bölgeden çekilip, Afgan topraklarında barış sağlandığında bölgedeki silahlı marjinal grupların akıbeti ne olacak? Özellikle böylesi bir sürecin sağlanması durumunda, bu grupların Keşmir topraklarına nüfuz etmesi işten bile değildir. Zaten bölgede de mevcut durumdalar ve Keşmir’de faaliyet gösteren terör örgütlerinin bünyesinde Afgan kökenlilerin bulunduğu bilinmektedir. Görüldüğü üzere, Keşmir sorunu çok boyutlu bir yapıya dönüşmüş durumdadır. Bunun yanında, Güney Asya bağlamında sorunların çözülebilmesi için gerçek tarihi kanıt ve belgelere ulaşılması şarttır. Yine söz konusu Keşmir olunca, Hindistan ve Pakistan’ın mevcut söylem ve eylemlerinin kökeni iyi analiz edilmek zorundadır. Son olarak, Hint alt kıtasının bağımsızlığının ardından gelişen süreçler düşünüldüğünde, Keşmir sorununun çözümü diğer başka birçok meselenin de çözümünün vesilesi olacaktır.