Dünya düzeni yeniden şekillenirken Asya ve Hint- Pasifik bölgesi bu yeni dünya düzeninde öne çıkıyor. Uluslararası düzen yeniden yapılanırken devletlerin dış politikaları da revize ediliyor. Bu günlerde değişen dış politikasıyla en dikkat çeken devletlerden birisi de elbette ki İngiltere’dir. Özellikle Brexit beraberinde birçok tartışmayı getirmekle beraber hala gelecek adına merakını koruyor.

İngiltere’nin neden Avrupa Birliği’nden ayrıldığına dair birçok görüş mevcut. Öte yandan, İngiltere bu kararı almadan önce dış politikasına vereceği yeni yönün sinyallerini vermişti: Commonwealthİngiliz Milletler Topluluğu. Commonwealth, uzun yıllar pasif kaldı. Ancak hiçbir zaman lağvedilmedi. Zamanı geldiğinde tekrar çıkarılmak üzere buzdolabına kaldırılmış bir konuydu. Şimdi ise İngiltere dış politikasına yeni bir yön verirken örgütü buzdolabından çıkarmaya hazırlanıyor. Yeni hükümetle birlikte örgüt, dış politikada yeniden keşfedilen bir taktik aracı olarak öne çıkarılıyor. İngiltere’nin yeni tavrı, Commonwealth’in İngiliz dış politikasının kalbine yeniden yerleştiği söylemlerini beraberinde getirdi. Nitekim Commonwealth, İngiltere’nin tarihinde ve milli eğilimlerinde özel bir konuma sahip. İngiltere, bu örgütü AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinin yanı sıra kendi dış politikasının köşe taşı olarak görüyor.

7-8 Kasım’da Prens Charles Hindistan’ı ziyaret etti ve Modi’yi Nisan 2018 Londra’da gerçekleşecek olan Commonwealth Zirvesi’ne davet etti. Bu ziyaretinden önce de Singapur, Brunei ve Malezya’da bulundu. Yapılacak olan zirve 52 ülkenin katılacağı bir zirve olacak. Prens Charles’ın Güney Asya turu ve özellikle de Hindistan’a olan daveti fazlasıyla önemli.

İlk olarak İngiltere, AB’den ayrılırken yeni dış politika taktiklerinden biri olarak Commonwealth önemli bir konuma geldi. Zira örgütün önemine 2011 yılından beri değiniliyor. Kraliyet ise başta Kraliçe Elizabeth olmak üzere Prens Charles da dâhil örgütün önemini fazlasıylakavramış durumdalar. Özellikle Brexit’in zamanlaması Commonwealth’in önemini daha da arttırıyor. Nitekim İngiltere örgüt sayesinde tarihi partnerleriyle yani eski sömürgeleriyle tekrardan bağlantıya geçmek için önemli bir adım atıyor. Zira İngiltere, II. Dünya Savaşı sonrası Hindistan ile bağını koruması gerektiğini biliyordu. Çünkü uluslararası arenada büyük güç olarak kalmak ve büyük roller oynamaya devam etmesi gerekiyorsa Hindistan ile bağlantısının kopmamasının gerektiğini biliyordu. Henüz örgütün amacına dair söylemler çağdaş dünya sorunlarını çözmek adına iklim değişikliği, şehirleşme ve istikrarlı gelişim konuları üzerine yoğunlaşsa da Commonwealth’in bundan çok daha fazlasını ifade edeceği kesin gibi görünüyor.

Örgüte üye olan ülkeler arasında ise en önemli olanı ve İngiltere’nin üzerinde en fazla durduğu ülke elbette ki Hindistan. Hindistan bağımsızlığından beri Commonwealth’e üye. Bağımsızlık döneminde bu örgüte üyeliğe karşı olanlar olsa da Nehru örgüte üye olmanın gerekli olduğunu savunmuştu. Kızı İndiraGandhi ve torunu RajivGandhi de Nehru’nun yolundan gittiler. Nitekim Soğuk Savaş döneminde bu üyelik Hindistan’a bir nebze kolaylık sağlayacaktı. Ayrıca Nehru her ne kadar istemese de Batı dünyasıyla olan siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi için bu üyelik bir köprü görevi görecekti.

Ancak son yıllarda Hindistan’ın örgüte olan tavrı görünür bir şekilde kayıtsızdı. Çünkü Hindistan’ın son yıllardaki çıkarları örgütün çıkarları ile paralel değildi. Hatta son yıllardaki Malta (2015), Kolombo ve Perth’deki (2011-2013) örgüt zirvelerine Hint siyasi liderleri katılmadı. 1990’lar itibariyle Hindistan, devlet manifestosu olan ‘süper güç’ olmak için ekonomik alanda ilerleme stratejisini izlemiş ve bunun için komşularıyla olan kötü ilişkilerini düzeltmek, büyük güçlerle olan ilişkilerini revize etmek ve ASEAN gibi bölgesel örgütlere dâhil olma taktiklerini izlemişti.

Hint siyasi muhafazakârları, Commonwealth’i sömürge döneminin kötü bir kalıntısı olarak gördükleri için Prens Charles’ın sözlerini inandırıcı bulmayacaklardır. Ancak dünyanın en etkili think-thank kuruluşlarından Carnegie EndowmentForİnternationalPeace’in Hindistan’daki merkezinin kurucu müdürü veHindistan dış politikası konusunda önde gelen uzmanlardan biri olan C. RajaMohan, çok küçük de olsa cesur bir grubun Commonwealth ile işbirliği yapacağını belirtmektedir. Zira bu çok küçük ama ‘cesur’ grup, Hindistan-İngiltere arası ilişkilerin yenilenmesi için örgütün iyi bir fırsat olduğuna inanıyor.2011’de Mohan,Commonwealth bünyesinde Hint-İngiliz işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini yazdığında bu konu ilk defa yüzeye çıkmıştı. Çin Mohan’ın sözlerini bir kehanet olarak algılarken, yazı asıl taraflarınca umursanmamıştı. Bununla birlikte Mohan, Hindistan’ın örgütün liderliğini üstlenmek zorunda olduğunu her fırsatta vurguluyor.

Tüm bunların yanı sıra,Modi’nin de gelecek zirveye katılacağı umuluyor. Zira örgütün Kurumsal ve Yatırım Konseyinin yönetim kurulu üyelerinden olan Hint asıllı iş adamı ve danışman ManojLadwa’nınModi’nin yapılacak zirveye katılma kararında etkili olacağı düşünülüyor. Zira 2014 seçimlerinde Ladwa, Modi’nin en önemli destekçilerindendi ve onun başarısında önemli bir rol oynadı. Ayrıca Modi’nin 2016’daki Londra WembleyStadyumun’ndaki büyük mitingine de katılmıştı. Diğer yandan Ladwa, örgütün merkezinin Londra olarak kalamayacağını belirtmektedir. Ayrıca örgüte dâhil üye devletlerin toplam nüfusu 2.3 milyar. Bunun %55’ini Hindistan tek başına oluşturmakta. Bunun yanı sıra, örgüt içi ticaretin %20’sine sahip olan Hindistan, liderlik için Ladwa tarafından daha uygun ve doğru olarak nitelendiriliyor.

Commonwealthile olan üyelik Hindistan’a ne kazandırıp ne kaybettirebilir bunlara bakmak gerekirse, ilk olarak örgüt ile olan aktif ilişki yükselen Hindistan için çok büyük bir hareket alanı sağlayacaktır. Diğer ülkelerle olan ilişkilerini geliştirmek adına örgüt iyi bir zemin oluşturabilir. Öte yandan İngiltere’deki büyük Hint diasporası önemli bir faktör. İlk olarak Hint diasporası, İngiltere’de bulunan en büyük etnik azınlıklardan birisi. 2011 yılı nüfus kayıtlarına göre İngiltere’deki Hint diasporası 1.5 milyon ve bu tüm nüfusun % 1.8’ine tekabül etmekte. Ülkenin GSİH’sine katkıları ise %6 oranında. Birleşik Krallık’ta ikamet eden Hint vatandaşları yerel ve genel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip. Ayrıca Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de yardımcı olabilmekteler. Diğer yandan üyeliğin getirdiği bir ayrıcalık olarak, herhangi bir Hint vatandaşı kendi elçiliğinin olmadığı bir yere seyahat ettiğinde İngiltere elçiliğinden gerekli hizmetlere ulaşabilir. Her ne kadar 2015 yılındaki protestolar sonucu sonlansa da İngiltere’nin Hindistan’a önemli miktarda ekonomik yardımları bulunmaktaydı. Eğitim alanında ise, Birleşik Krallık Hint öğrencilere istedikleri üniversitede eğitim imkânı sağlamaktadır. Hint-İngiliz ilişkilerine bakıldığında ise her iki ülke de birbirleri için en büyük 3. yatırımcı konumunda. İki ülke arası ticaret hacmi 12.19 milyar dolar seviyesinde. Ayrıca Hindistan, İngiltere’deki en büyük ikinci uluslararası iş yaratıcısı.

Eğer, örgüt tekrar diriltilebilirse Hindistan’ın kazançları bunlarla sınırlı kalmayacak. Yükselen Çin tehdidi gittikçe büyüyor ve Çin’in OneBeltOne Road projesi büyük güçler tarafından endişeyle takip ediliyor. Özellikle Hindistan ve Japonya’nın son zamandaki tutumları endişenin ne kadar büyük olduğunu görme açısından kayda değer. Yakın zamanda Japonya ve Hindistan CarnegieEndowmentForİnternationalPeaceönderliğinde Bengal Körfezi’nde işbirliklerini arttırmak için toplandılar. Bunun öncesinde Japonya Başbakanı Hindistan’a bir ziyarette bulunmuştu. Ayrıca artan Çin tehdidine karşı Japonya Hindistan, ABD ve Avustralya ile birlikte dörtlü bir işbirliği kurulmasını önerdi. Bu dörtlüye Avrupa ülkelerinin de katılması gerektiğini belirtti. Özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya’nın bu konudaki desteği fazlasıyla önemli. Hint-Pasifik bölgesi hiçbir büyük gücün gözardı edemeyeceği kadar kritik bir bölge. Zira dünya ticaretinin %70’ı bu bölgede gerçekleşiyor. Bunun farkında olan Hindistan, Çin tehdidine karşılık İngiltere ile ilişkilerini güçlendirirken Fransa ile ilişkilerinde de son zamanlarda önemli gelişmeler kaydetti. Fransa ile ilişkilerin artması elzemdi, zira Fransa’nın Hint-Pasifik bölgesinde çok sayıda eski sömürgesi bulunmakta. Ayrıca örgüt etkinliğe ulaştığı takdirde bu Çin’in katılamayacağı ve ona karşı olabilecek bir karşı taktik olacaktır.

Hindistan’ın Commonwealth ile üyeliğinin devam etmesi durumda Hindistan’a kayıplar yaşatacağını savunanlar da var. Argümanları ise örgütün sömürge dönemden kalma bir yapı olması ve kolonyal mirasına devam ettiğine olan inanıştır. Nitekim İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin Hint alt kıtasına gelişinden bağımsızlığa kadar olan üç yüzyılı aşkın süre (1600-1947) acı hatıralarla doludur. İngiltere, Hindistan için hala önemli bir destekçi olsa da İngiliz monarşisi dünyada hala önemli bir role sahip olduğu düşünülüyor. Diğer bir konu ise, örgütün hemen her alanda yeterli bir etkinlik ve yetkinliğe ulaşmamış olmasıdır.

Ancak Commonwealth’i yeniden canlandırma çabaları, onun sınırlı etkinlik ve yetkinlik kazanamadığı argümanlarını ortadan kaldıracağa benziyor. İngiltere, örgütün küresel ekonomik konularda büyük bir potansiyele sahip olmasını amaçlıyor. Öte yandan, insan hakları ve demokrasiyi geliştirme çabalarının yanında üye ülkelerin kalkınma ve gelişmeyi sağlayarak, çatışmaların önlenmesi planlanıyor. Tüm bunlar gerçekleşirken İngiltere, Hindistan’ın Commonwealth’i tekrar canlandırma çabalarında kendisine destek olmasını, örgütte lider bir rol oynamasını istiyor.Burada bazı sorular karşımıza çıkıyor. Birincisi Hindistan bu liderliği kabul edecek mi?İkincisi bu liderliği üstlendiğinde gereği gibi görevini yerine getirebilecek mi? Güney Asya’daki komşularıyla ilişkilerine bakıldığında diplomatik ilişkileri yürütmede geçmişte gerekli ustalığı gösteremediği düşünülüyor. Ancak Hindistan’ın son yıllardaki tavrı umut verici. Yeni başlamış olsa da bölgede nüfuzunu artırma yolunda ilerliyor.Üçüncüsü ise diğer üye ülkeler Hindistan’ın liderliği konusunda nasıl bir tavır takınacaklar? Zira örgüt yetkinleştiğinde güvenlik ve iklim değişikliği gibi konularda sorumlulukları da artacak ve Hindistan’ın örgütteki liderliğine sıcak bakmayacaklarına dair görüşler de mevcut.

Sonuç olarak,Commonwealth üzerindeki şüpheler üye ülkeler tarafından devam edecek gibi görünüyor. Zira örgütün baş temsilcisi Kraliçe Elizabeth II. Ayrıca örgütün tekrar diriltmesi konusu ortaya çıkınca İngiliz sivil servisi Commonwealth’in ticari hırslarını imparatorluğun yeniden dirilmesi olarak yorumlaması da ilginçti. Ancak, İngiliz hükümeti örgüt üyelerinin endişelerini ortadan kaldırmak adına örgütün adındaki ‘British-İngiliz’ sıfatını kaldırmıştı. Ancak örgütten İngiliz sıfatının kaldırılması gerçekten İngiltere’nin piramidin tepesindeki konumunu ortadan kaldırıp diğer 51 üye ile aynı seviyeye gelmesini sağlayacak mı ya da piramidin zirvesine Hindistan yerleşebilecek mi? Belki biraz hayalperest bir soru olacak ama Hindistanörgütün liderliğine yerleşebilirse geçmişte kaybettiklerini telafi edebilecek mi? Biraz endişe verici bir soru olsa da yoksa tarih tekerrür mü edecek?İngiltere’nin dış politikasında değişiklik ve yeniliğe gittiği kesin. Ancak AB ile Commonwealth arasında bir seçim mi yapmak zorunda kaldı, zorunda kaldıysa bunun nedeni nedir? Ya da İngiltere ile AB’ye olan tavrı değerlendirildiğinde seçim yapmaktan ziyade Commonwealth’i dirilterek  uluslararası arenada ‘imparatorluğu’nu yeniden kurmaya mı çalışıyor? vb. soruları akıllara getiriyor. Şimdilik sorulara verilen cevap kehanet niteliğinde kalacak olsa da ilerleyen yıllarda, özellikle Nisan’daki zirve sonrası, bu sorulara cevap bulmak daha kolay olacaktır.