Tekinsizlik

0
Görsel, Stanley Kubrick’in Otomatik Portakal adlı filmine aittir.

Gözlerimi açtığımda karın içinde yatmaktaydım. Ne olduğunu hatırlayamıyordum. Buraya nasıl gelmiştim? Neden karın içinde uyuyordum? Uyumadan önce ne olmuştu? Zihnim bulanıktı. Aklımda bu sorular varken içimde garip bir his vardı, bir rahatlamayı ansıtan. Yürümeye başladım. Bilmediğim bir sokağın bilmediğim bir köşesinde bilmediğim bir bara girdim. İçeride tanıdık yüzler vardı. Ben mi hayal ediyordum yoksa gerçekten oradalar mı? Aynı masaya oturmuşlar. Bir sandalye çekip yanlarına iliştim.

Sevim Burak: “Yavaş yavaş yalnızlık geliyor(İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar).”

G’: O yalnızlık dediğiniz ben mi oluyorum yoksa dalga mı geçiyorsunuz Sevim Hanım?

Sevim Burak: “Diyelim ki ben dalga geçiyorum sen ne yapıyorsun(a.g.e.).”

G’: Karla kaplı bir sokakta yürüyordum. Vakit gece yarısına bir vardı. Hapishaneden yeni çıkmıştım ya da dünyayı kurtarmıştım. Tam hatırlamıyorum.

Nilgün Marmara: “Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor(Metinler).”

Ece Ayhan: “Geçer sokaktan bakışsız bir kedi kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış(Bütün Yort Savul’lar).”

G’: Sizi hiç kimse anlamayacak biliyorsunuz değil mi? Bundan korkmuyor musunuz?

Ah Muhsin Ünlü: “Ben gece korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyarım(Gidiyorum Bu).”

Ece Ayhan: “Arada sırada böyle kente inip uzun üzüldüğüm ve sarsıldığım olur(a.g.e.).”

Sevim Burak: “Onun hesabına akşamlara dek pencerenin önünde yalnızlığımı büyütüyordum… Hiçbir şeyden umudum yoktu. Denemiştim her şeyi kendi hesabıma(Yanık Saraylar).”

Nilgün Marmara: “Direniyorduk yine de sabrın cömertliğiyle, göz bağlayanları elekten süzebilmek için sonunda(a.g.e.).”

G’: Belki abarttığımı düşüneceksiniz, evet abartıyorum. Bunu siz nasıl tanımlarsınız bilmem.

Ece Ayhan: “Yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi(a.g.e.).”

Ah Muhsin Ünlü: “Bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar(a.g.e.).”

Sevim Burak: “Bedensel nitelikte ve ruhsal anlaşılabilirlikteki bütün umut ve tasavvurların ötesinde bir anlamın ve anlama benzetilenin, bir gölgenin peşinde giderek(Afrika Dansı).

Nilgün Marmara: “Böylece doldururuz biz her kaygının, her doyumun kucağını(Daktiloya Çekilmiş Şiirler).”

Zihnim ansıyamadığım şeylerle doluydu. Bir de ne dedikleri anlaşılmayan bir grup insanın arasında kalmak işleri daha da güçleştiriyordu. İçkimi bitirmeden kalktım masadan. Bu gece her ne sebepten yatağım olduğunu bilemediğim kar birikintisine gittim. Yeniden yattım. Zaman belki geriye doğru ilerler ve bu sefer hatırlayamadığım anın, o açıklayamadığım rahatlama hissinin yaşandığı vakte uyanırım. Dünyayı mı kurtardım, hapishaneden mi çıktım, bir kadına mı âşık oldum. Hem belki bu anlaşılmaz yazarların manalı ve kafa karıştırıcı sohbetlerini unuturum.