Top Yuvarlak, Futbol 90 Dakika

0

Futbolun ne kadar güzel bir oyun olduğuna bu akşam Dolmabahçe’de bir kez daha şahit olduk. Belki de hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir 90 dakika, İstanbul’un iki güzide takımı arasında oynandı. Tahminlerin ötesinde bir ilk 45 dakika ve sonrasında tahmini daha da güç bir ikinci 45 dakika oynandı. Son dönemdeler ki Fenerbahçe – Beşiktaş maçlarında yaşanan kaos ortamından bu akşam eser yoktu ve umuyorum bu akşam oynanan derbi maçı, bundan sonra oynanacak olanlara örnek olur.  Hiç şüphesiz ki maçtan önce Ali Koç ve Fikret Orman’ın dostluk rüzgârları estirmesi bu duruma etken oldu.

Düdük çalındı ve Beşiktaş maça henüz ilk saniyelerden itibaren fırtına gibi bir başlangıç yaptı. Ev sahibi ekip yaptığı hücum presle adeta Fenerbahçe’yi afallattı. Siyah beyazlı takımın belki organize ataklarla maça başlamadı. Fakat ileride yaptığı muhteşem baskıyla, rakibinin topla çıkmasına izin vermiyor ve rakibine nefes alma fırsatı tanımıyordu. Akabinde Beşiktaş’ın bu hırsı ve azmi rakibi hataya zorladı ve 10. dakika da yaşanan karambolde Gökhan Gönül topu filelere yolladı. Eski takımına karşı attığı gol sonrası Gökhan’ın sevinmemesi de gözlerden kaçmadı. Beşiktaş bulduğu gol sonrasında ataklarına kaldığı yerden devam etti. Dakika 18’de Hasan Ali’nin, Gökhan’a yaptığı penaltı sonrası siyah – beyazlı ekip Burak Yılmaz’la 2. golü buldu. Sağ bek oyuncusu Gökhan ilk golü atan isim olurken, ikinci golde de penaltıyı yaptıran oyuncu olmasıyla Beşiktaş’ın rakip ceza sahasında ne kadar etkin olduğunu anlayabiliriz. Zaten ilk yarı da Beşiktaş rakip ceza sahasında topla 13 kez buluşabilmişken, Fenerbahçe’de bu rakam yalnızca 2’ydi.

Dakika henüz 18’ken, skor 2-0’dı, misafir takım adeta şok içindeydi. Beşiktaş’ın Japon yıldızı Shinji Kagawa özellikle ilk 30 dakika oynadığı klas futbolla, takımının liderliğini çok iyi şekilde üstlendi. Bulunan 2.  gol sonrasında, Beşiktaş maça yüksek tempoyla başlamanın verdiği yorgunlukla beraber, topu rakibine verdi ve temposunu düşürdü. Şüphesiz skorun verdiği rahatlıkta bu duruma etken oldu. Pas yapmaya başlayan Fenerbahçe bir nebze üstündeki ölü toprağı atmaya çalışıyordu. Tam Fenerbahçe sahada üstünlük kurmaya başlamışken, 47. dakika da yaşanan Tolgay – Sadık anlaşmazlığında topu kazanan Kagawa, savunma arkasına gönderdiği topu Burak Yılmaz’la buluşturdu ve golcü futbolcu klas bir vuruşla skoru 3-0’a getirdi.

Aslında ilk yarı sonucu topla oynama istatistiğine baktığımız zaman Fenerbahçe %63, Beşiktaş ise %37’ydi. Fakat Fenerbahçe yalnızca isabetsiz 2 şut çekmişken, Beşiktaş 4’ü isabetli 6 şut çekmişti. Bu noktada Fenerbahçe’nin topla daha fazla oynadığını fakat bu pas organizasyonunu 3. alana yansıtamadığını görebiliriz. Diğer taraftan da Beşiktaş’ın çok fazla organize futbol oynamadan ilk yarıda 3 gol bulmasını yüksek hırs ve motivasyona bağlayabiliriz.

Hakemin düdüğüyle bambaşka bir 2.devreye başladık. İlk yarıdaki 3-0’lık skor sonrası çoğu insan skorun artabileceğini düşünüyordu, fakat oyunu okuyabilen bir insan Beşiktaş’ın golleri çok üstün futbolla bulmadığını ve Fenerbahçe’nin oyuna ağırlığını koymaya başladığını fark edebilirdi. Ben maçtaki geri dönüşün temelinde Şenol Hoca’nın skora kanmasına ve oyunu okuyamamasına bağlıyorum. Diğer taraftan Ersun Hoca maçı oldukça doğru okudu, Fenerbahçe etkisiz kalan İsla ve Moses’i çıkarıp yerine Valbuena ve Ayew’i dâhil etti. Yaptığı değişiklik hamleleri riskliydi fakat Ersun Hoca cesur davranarak bunun karşılığını aldı. Fenerbahçe ilk yarıda topa hâkim taraftı fakat 3.bölgeye bu oyunu yansıtamamıştı. Özellikle Valbuena’nın girmesiyle Fenerbahçe bunu başardı ve ikinci yarı oyuna hükmetti. İsla’nın yerine Dirar geçti, önünde oynayan Valbuena daha çok merkeze doğru kayıyor, Dirar için sağ tarafta koridor oluşuyordu. Valbuena’nın merkeze kaymasıyla Fenerbahçe 3.bölgede oldukça etkin olmaya başladı. Dirar yaptığı hücum bindirmeleri ve defans kademeleriyle 2.yarının yıldızıydı. Zaten 55.dakika da yine Dirar’ın hücum bindirmesinde yaptığı ortayı Zajc golle tamamladı ve skor 3-1’e geldi. Hemen peşine 61.dakika Valbuena’nın duran topta yaptığı ortayı, Sadık güzel bir kafa vuruşuyla topu filelere gönderdi ve skor 3-2’ye geldi. Bu sefer şaşkın olan Beşiktaş cephesiydi, Fenerbahçe böylesine kötü ilk yarıdan sonra bulmuş olduğu 2 golle adeta kendisini kamçıladı ve maçta daha fazla inanan taraf oldu. Fenerbahçe rakip kaledeki baskısı devam ediyordu. 67.dakika da Hasan Ali 28 metreden çektiği sert şutla muhteşem bir gol attı ve skoru 3-3’e getirdi. Maç adeta tersine dönmüştü, daha çok ısıran bir Fenerbahçe ve moral olarak çöküşe geçen bir Beşiktaş vardı. Maçın devamında iki takım da gol yemenin vereceği üzüntüyü düşünerek daha kontrollü oynamaya başladı ama maçın genel hâkimi Fenerbahçe’ydi. Dakika 80’de Burak direğe takılırken, 87.dakikada da Beşiktaş kalesinde yaşanan karambolde Fenerbahçe direğe takıldı.

Sarı – lacivertli ekibin ikinci yarıdaki üstün oyununu rakamlara dökmek istersem, ilk yarıda çekmiş olduğu 2 şut varken maç sonunda bu rakam 16’ydı. Fenerbahçe merkezden kaleye çok fazla yaklaşamamasıyla daha çok kanatlardan ilerledi ve maçta yapmış olduğu 29 orta da bunun göstergesi, diğer taraftan ev sahibi ekip 16 orta yaptı. Beşiktaş açısından maçın bu hale gelmesinde iki önemli etkenin olduğunu düşünüyorum. Birincisi Şenol Hocanın oyunu doğru okuyamaması, ikincisi ise takımın isabetli pas yüzdesinin ilk yarı ve maç sonucu %65 gibi oldukça düşük bir değer olması. Özellikle Dorukhan’ın orta sahada %59’luk pas yüzdesiyle oynaması kabul edilemez. Şenol hoca belki de 2.yarı da topu tutmak adına top tekniği yüksek olan Oğuzhan’ı tercih edebilirdi. Fenerbahçe’nin kazanımı olarak da son zamanlarda yaptığı oyuncu değişiklikleriyle eleştirilen Ersun Hoca bu maç oyunu çok iyi okudu ve maça oldukça yerinde hamleler yaptı, böylelikle de tarihi geri dönüşün mimarı oldu.