Türkistan’a Ne Zaman Demokrasi Gelecek?

0

Bu hafta sonu Kazakistan’da yapılan seçimler ve sonrasında yaşanan olaylar bizim bu soruyu bir kez daha sormamızı sağladı. Yazılı olmayan anayasaya, yani töreye uyan, hakanın Tanrıya ve kurultaya karşı sorumluluğu olan, kurultaya danışmadan hiçbir iş yapmayan, halkın hizmetçisi yönetici anlayışını dünya literatürüne kazandıran bir milletin çocukları günümüzde  halkına güvenemiyor. Kendilerini eleştireni hain zannediyorlar. İktidarı halkı için değil, kendi ve çevresi için kullanıyorlar. Ülkenin beşeri, siyasi, ekonomik ve toprak sermayesini bir avuç ülke vatandaşı olmayan Ruslara asırlarca peşkeş çekiyorlar. Maalesef bu anlayış 1990’lardan beri Türk Cumhuriyetlerinin hepsinde var olan bir hastalık olarak iktidarlarına yapışmış duruyor.

Türkistan’da Demokrasi, Tek Adam Hanedanına Dönüştü.

Türk Cumhuriyetleri Sovyet sonrası kendi özgürlüklerine yelken açtılar. İlk on yılda artan refah seviyesine karşılık siyasal şuurda bir nebze olsun boy almadılar. Komünist parti genel sekreterleri sırayla %98 ve %99 oranında halk desteğiyle iktidar oldular. İktidarlar ölünceye kadar, bunların çoğu da öldükten sonra öz veya gayr-i meşru evlatlarına ülkelerini bırakma yoluyla tek adam hanedanlarını kurdular.

Ebu’l-fez Elçibey ile Muhammed Salih gibi halkların sesi Türkistan’da iktidar olmaya çalıştılarsa da ülkelerindeki Rus uzantıları hep kaos çıkardı.

Muhammed Salih

Kardeş kanı akmasın diye iktidarı bırakan Elçibey örneğinde olduğu gibi iktidar, daha sonra tek adam saltanatına evirildi.

Hazar Prensleri

Ülkelerdeki yer altı ve yer üstü kaynaklarının yeniden keşfedilip, Batı piyasalarına ulaşmasıyla Dubai prenslerine rakip Hazar prensleri sahalarda boy gösterdi. Batı medyasının ve New York borsasının yeni yıldızları hanedan üyeleri oldular.  Kazanılan paralar halklara yansıtılmak yerine yurtdışındaki bankalarda ailelerin serveti olmaya başladı.

Ülkelerin gelişmişliği, artan inşaat faaliyetleriyle gösterilmeye çalışıldı. Babaları adına devletin parasıyla yapılan orkestra binaları, +/- 40 derece sıcaklık nedeniyle yeniden kurulan devasa başkentler gelmişlik sinyali olarak halka lanse edildi. “Bakın herşeyi sizin için yapıyoruz” diyerek ihalelerde hürmet (Azerice rüşvet demek) havalarda uçuşmaya başladı. Milyar dolarlık binalar, ki hala içleri boş, alt yapısı olmayan taşraya tezatla ülkelerin genel fotoğrafları oldu. Altın yaldızlı havaalanlarıyla, Batı’ya “bakın sizin gibi çağdaş olduk” mesajları Bakü’den Astana’ya kadar verildi. Havaalanından çıkanlar yol boyunca seyreden yüksek duvarlarla şehirlerdeki lüks otellere taşınarak gözler boyandı.

Bakü Havaalanı

Duvarların arkasındaki sefillik, kişi başına düşen milli gelirdeki dengesizlik ise halkı zenginlik içinde yokluğa itti. Halk, alternatifi seçim sandıklarında bulmaya çalıştı ise de muhalefet ya yok edildi ya da etkisizleştirildi. Yönetimi eleştirene “hain” sıfatı verildi. Muhalif basının oluşmasına izin verilmedi. KGB’den gelen hastalıkla ülkelerin her yerinde halk takip edilip fişlendi. Açız diyen insanlar “Batı’nın ajanı” diye damgalandı. “Ben yoksam ülke yıkılır” diyen siyasi anlayış Türkmenistan’dan, İslam Kerimov’un Özbekistan’ına kadar yayılan bir siyasi düşünce oldu. Ölümün bu oyuncuları oyun dışına itmesine rağmen, maalesef mevcut zihniyet bir 10 yıl daha bölgede yaşayacak gibi duruyor.

Kazakistan Nazarbayev’i Arayacak mı ?

Gaspıralı’nın Demokrat Çocuklarından Bugünlere…

İsmail Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” diyerek büyüttüğü Cedit Hareketi çocuklarının kurduğu Türkistan’daki demokrasi ikliminin yerinde bugün yeller esiyor. Azerbaycan ve Kazakistan yanlış şeritte yola devam ediyorlar. Bütün bu negatifliklerine rağmen doğru şeride geçme ihtimalleri yüksektir. Özellikle Nur Sultan’ın iktidardan ayrılması buna bir işaret olarak görüldü. Maalesef o da sadece perde arkasına geçti. Pazar günü yapılan seçimlerde yaşanan komediler, demokrasi ve muhalefet kültürünün Türkistan coğrafyasına hâlâ uzak olduğunu bir kez daha bize gösterdi.

Unutmayalım “törenin bozulmaması için Kut’un korunması esastır. Kut da halksız olmaz.”