Türkiye Üçün(Abd, Rusya,Çin) Birini Tercih Etmek Zorunda mı ?

0

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten 1939 kadar bağımsız dış politikayı ve uluslararası denklemde krizinden sonuç çıkarma yöntemini başarıyla uyguladı. Krizinde sonuç çıkarmanın en güzel örneği Hatay Meselesidir.  Türkiye, gerek TBMM evresinde, gerekse 1923-1939 arasında bağımsız ve bağlantısızlığını korumayı başardı.1939-1945 arasında zaman zaman Almanya, İngiltere ve SSCB arasında gidip gelerek, savaşa girmemeyi dış politik söylemi haline getirdi. Bunu savaşın sonuna kadar başarıyla uyguladı.

1945 sonra Değişen sistemle, Değişen Türkiye

1945 sonrası Türk Dış politikası seviye kaybına uğramaya başladı. Bu süreçte Yunanlılar Türkiye düşmanı idi. Türk Dışişleri Kıbrıs sorunu aşamadı. Realite ise Postdam ve Yalta da çizilen sınırlarında paylaşılan Türkiye Batıya düşmüştü. Türkiye bu tarihten itibaren Batı blokunda olmayı devlet politikasına dönüştürdü. Hatta bir adım daha ileri giderek Milli Şef şapkasını çıkarıp, muhalefet lideri pozisyonuna soyunan İsmet paşa tarafından Türkiye, iç ve dış politikasının kırmızı çizgilerini belirledi. İsmet paşanın kurallarıyla Türkiye dış ve iç politikası “c” hatta “d” seviyesindeki ülkeler klasına sokuldu. Sadece verilen rolü oynayan bir Ülke karşımıza çıktı.  Türkiye cumhuriyetinin kırmızı çizgisi diye lanse edilen, NATO üyeliği ve AET sonra AB üye olma sürecine tüm hükümetler sıkıştırıldı. Bu çizgilerin dışına çıkılması durumunda ordu darbelerle hükümetleri baskıladı. (1960,72,80 bunlara en bariz örnektedir.) İşin ilginç yanı her darbeden sonra Türkiye’nin NATO ya olan bağımlığı teyit edilmesi tesadüf değildir. Hatta bu durum reflekse dönüştü.  Hain 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsün bildirisinde NATO bağlılığın geçmesi de sizce tesadüf müdür.

Tarafsız olamamak veya hayır diyememek

Kamuran İnan, Soğuk savaş dönemi Türk dış politikasını anlattığı kitabının adı bu dönemi en iyi şekilde anlatan başlık sanırım “hayır diyemeyen Türkiye”. Türkiye, NATO’ya üye olduktan sonra “miğfer, cephe, ön cephe”  gibi kavramlarla kendini hep batının “ileri karakolu” olarak kabul edip, “bana yardım edin, etmezseniz batı cephesi düşer” söylemlerine sığındı. Bunun karşılığında hibe askeri yardımlar alan, IMF benzeri kurumlara ekonomik bağımlığı kat kat artıran Türkiye karşımıza çıktı. Soğuk savaşta evresinde siyasetçisine, bürokratına, askerine kadar batıdan yardım isteyen, onlara elini, beyini açan, yönetici tipi oluştu.  “NATO’nun ikinci büyük ordusu diye övünmemiz”, batı değerlerini koruduğumuz için batı basınında övülünce çocuk gibi sevinen,  üçüncü sınıf ülke görüntüsü çizen bir potre karşımızda duruyordu. Bu süreçte ABD baskısı olursa, “SSCB le (Menderes’in 1958-59 hamleleri),F. Almanya’ya veyahut Çin’e giderim ha” diyen, bir söylem geliştirilmeye çalışılmışsa da bunlar, hep NATO ve ABD karşı hep pazarlık unsuru olmaktan öteye gidemedi. Bu dönemde yöneticilerin kafası hep “o olmazsa mutlak öbürü olur” mantığıyla çalışıyordu.  Ben buna “Soğuk savaş kafası” diyorum. Bu kafa “mutlaka kendini bir yere bağlamak zorunda hisseder.” Bu kafa da “Bağımsız, milli hareket etme duygu ve düşüncesi yoktu.” Bu evrede tüm laflar sonunda hep batı da ve NATO bağlılık bitirdi. Bunun farkında olan başta ABD ve Batı Türkiye’den taviz üstüne taviz aldı.

Hatta cumhurbaşkanlarını, başbakanlarını halk diliyle söylersek fırçaladı. “Johnson mektubu örneğinde İnönü’nün durumu veya Demirel ve Ecevit ABD gezilerine bakılabilir. Maalesef, soğuk savaş zihniyeti, Türk siyasal hayatının ve dış politikasının temel şiara oldu.

Yerli Söylemler, Amatör eylemler Evresi

Türkiye 1989 da SSCB yıkılmasıyla yeni dış politik yollar ve yöntemler arayışına girdi. Kendine öz güveni gelmesiyle yöneticilerin kafasında “bizde kendi başımıza bir şeyler yapabiliriz” fikri oluşmaya başladı. Zihniyeti amatörde olsa rotanın dışında hamlelere girişildi. Özal dönemi Orta Asya ve Ortadoğu’daki bazı hamlelerle, Erbakan’ın D-8 buna örnek gösterilebilir. Bu adımlar 28 Şubat örneğiyle Türkiye,  batı ve NATO çizgisinde yoluna devam ettirildi. İşin garibi bu dönemde Türkiye’nin her hamlesi söylem boyutunda yüksek olsa da, eylem boyutunda etkisiz kaldı. Sonuçta ise Batı ve NATO üyeliği teyit edilerek, İsmet Paşanın çizdiği çizginin dışına çıkamayan Dış politika anlayışı ile Türkiye yoluna devam etti. Soğuk savaş bitmiş olmasına rağmen, Soğuk savaş zihniyetinden hala kurtulamayan bir Türkiye vardı.

Devam Edeceğiz.