Tutunamayanlar Ansiklopedisi “G Harfi”

0
Görsel, İsveç’te trafik yönünün değiştiği ilk güne aittir. 1967…

Girayhan Aydın Atasayan: Türk Sosyolog, yazar ve Tutunamayanı. K. şehrinin K. ilçesinde dünyaya geldi. Daha dünyaya gelmeden onun hakkında başkalarının yargıları başlamıştı. Annesi ona ilk hamile kaldığında kimseye söyleyememişti çünkü kimse bir çocuk daha istemiyordu. Fakir bir hayatları vardı ve zaten bir tane çocuğa sahiplerdi. Annesi ona hamile olduğunu söylediğinde birçok kişi bu duruma şiddetle karşı çıktı. Ancak yapılacak bir şey yoktu. Girayhan’a sorsalardı belki endişelerinde haklı olduklarını ve dünyaya gelmemesinin herkes için en iyisi olacağını söylerdi. Girayhan’ın dünyaya gelmesi fikrine olumlu bakmayanlar, onun ismini koyma konusunda pek hevesli idiler. Toplamda yedi kişinin katkısıyla ismi Girayhan Efe Ayedin Atasayan olmuştu ancak bu isim evrim geçirerek Girayhan Aydın Atasayan halini aldı. Çocukluğu boyunca farklı olanın dışlanması olgusu ile baş başa kaldı. Ablası, kuzenleri, teyzesi, halaları onu ana kuzusu olmakla suçlayarak dışladılar. Çevresindeki birçok kişi tarafından sevilmemenin ne olduğunu yaşı bir elin parmaklarını geçmeden öğrenmişti. Anasınıfına gitme şansını buldu. Ancak anasınıfında da kendini yabancı hissetti. Pek arkadaş edinemedi, edinmeye çalıştığında da diğer insanların ona karşı ördüğü duvara çarptı. Ana kuzusu diye alay etmeye anasınıfındaki arkadaşları da katıldı. Her sabah onu okula bırakan annesinin kucağında ağlar, o odaya girmek istemediğini söylerdi. Bir sandalyeye oturur, suratını asar ve saatlerin geçmesini beklerdi. Birinin yanına yanaşıp onunla oynamaya çalıştığında da birer tokat yerdi. Yediği her tokat onunla insanlar arasındaki duvarları sağlamlaştırdı. Yaz tatilinde bahçıvanlık yapan dedesiyle K. semtine gitti ve orada dedesine yardımcı oldu. Yardımcı olmak derken, pek iş yapmazdı. Pek iş yapmamasına rağmen dedesi onun çok iş yaptığını düşünür, onu ciddiye alırdı. Ciddiye alınmayı ilk defa dedesi ile ilişkisinde buldu. Dedesini her geçen gün daha çok sevdi.

İlkokula başladığında da durumunu değiştiremedi. Ailesinin genelinden hep çok fazla ilgi bekledi ancak hiçbir zaman beklediği ilginin karşılığını göremedi. Belki de asıl sorun çok fazla ilgi beklemesiydi. Belki de yeterince seveni vardı, yeterince arkadaş edinmişti anasınıfında… Ancak hep daha fazlasını istediğinden hiç memnun olmazdı. Bir kenarda sessiz sedasız oturduğu her misafirlikte onunla ilgilenilmesini istedi, ret ettiği her teklifin ısrarını bekledi ve bu gerçekleşmedi. Pek yakın olduğu arkadaşı olmadı. Sınıfındaki çocuklar zaman zaman onunla dalga geçtiler. Girayhan çoğu zaman sırasında oturdu, pencereden dışarıyı seyretti ve hayal kurdu. Hayalleri onun tek dayanağıydı. Sadece hayallerinde istediği gibi biri olabiliyordu. Kendini suçlardı çocukluk döneminde insanların ona davranışlarından ötürü. Bu yüzden hayalinde çevresindekilerin davranışlarını değil, kendi davranışlarını değiştirirdi. Derslerine ilgisi yoktu ve başarılı bir öğrenci de sayılmadı. Bu çocuk adam olmayacak dendi hep. Hep ara kategorilerde kaldı. Sessiz, çalışkan değil, yaramaz, uslu… Ne en iyiler arasındaydı ne en kötüler arasında. Arada kalmışlık hissini hayatı boyunca zihninde taşıdı. Evinde de işler değişmemişti. Ana kuzusu olmaya devam ediyor, ablasının alaylarına katlanmaya çalışıyor, diğer akrabalarının onu sevmemesini aklından çıkaramıyordu. Ortaokula geçtiğinde derslerini düzeltmesi gerektiğini düşündü. Bir Türkçe dersi sınavında kompozisyon sorusunda yazdıkları öğretmeninin dikkatini çekti ve yazma olayına dair yeteneği olduğunu ona söyledi. 14 yaşındaydı, dedesini kaybettiğinde. Dedesini kaybedince geriye pek bir şey kalmamıştı. Dedesinden sonrası her zaman bir bocalamaydı. Bu arada Girayhan futbolcu olmayı istiyordu ve kompozisyonlar yazıyordu. Evinde kapıları kale yapıp ufak topuyla maçlar yapardı. Takımlardan Galatasaray’ı tutardı ve kendisini hep Hagi olarak hayal ederdi. Futbol kurslarına gitti ancak hiçbir zaman futbol konusunda başarı elde edemedi. Meslek olarak futbolculuktan başka bir şey düşünemiyordu ama yeteneği de yoktu. Derslerinde çok başarılı bir yıl geçirdikten sonra geri kalan yıllarda yine pencereden dışarıyı seyretmeye koyuldu. Bu arada âşık olduğu kızlara, onlara âşık olduğunu söyleyememe alışkanlığını ilkokul yıllarından itibaren kazandı. İlk defa bir sevgilisi olduğunda sekizinci sınıfa gidiyordu. Hiçbir şey hissetmediği bir kızla sevgili oldu, o kızla iki defa parkta buluştu ve kendisini çok rahatsız hissetti. Bir daha da o kızla görüşmedi.

Lise yılları ise çocukluğunun ve okul yıllarının bir devamı niteliğindeydi. Ancak yeni bir sorun ortaya çıkmıştı; yüzünde çıkan sivilceleri. O kadar utanıyordu ki sivilcelerinden kimseyle konuşmayı, kimsenin yüzüne bakmasını istemiyordu. Arkadaşsız, yabancı ve alay edilen, sessiz, kimseyle konuşmaz ve derslerine çalışmaz bir kimliğe bürünmüştü. Her fırsatta, en ufak boşluğunda çevresindekiler onunla alay ediyorlardı. Güler gibi bir ifade takınıp bu lafları uzatmayı önlemeye çalışıyordu. Onlarla birlikte eğleniyor gibi görünüp onunla daha az konuşmalarını sağlıyordu. Onunla ne kadar az konuşurlarsa o kadar iyiydi. Hiç kimseyle benzer zevklere sahip olmamak, hepsinden nefret etmek, güzel kızlara âşık olup onlar yanına yanaştığında onlardan kaçmak, pencereden dışarıyı seyredip hayaller kurmak lise yıllarında çevresi ile ilişkisini özetleyen durumlardı. Hayallerinde ufak bir değişiklik vardı ancak. Artık bu durum için kendini değil, diğer tüm insanları suçluyordu. Bir yerlerde kendisi gibi insanların olduğunu hayal ediyordu ki haklıydı. Çevresindekileri değiştiriyordu hayallerinde ve tüm sorunlar halloluyordu. Yaşamak denen şeyi çözememiş olmanın hayreti içinde lise yıllarını da tüketti. Lise yılları boyunca basketbola merak sardı, basketbolcu olmayı kafasına koydu ve şiirler yazdı. Ancak basketbol konusunda da hiç yetenekli değildi.

Dershaneye gittiği yıl insanlarla ilk defa gerçekten iletişim kurmayı öğrendi. Onların yanında kendisi gibi olmazsa sorun kalmıyordu. Bir bukalemun gibi çevresindekilerin rengine büründü teker teker. Ancak içindeki seslere engel olamadığı için bir daha görmek istemedi o yıl tanıdığı arkadaşlarını. Üniversitede başkalarının yanında kendi gibi olmamayı çözdüğü için ilişki kurmakta sıkıntı duymadı. Yüksek lisansı da öyleydi. Sürekli satış temsilcisi olarak görev aldığı işleri de. İnsanların yanında ezberi konuşmalar yaptı, yaşadığı anıları biraz abartarak anlattı ve onlarla konuşmakta zorluk çekmedi. Ancak anıları bittiğinde susup kalıyor ve konuşacak bir şey bulamıyor, kendini bu durumdan ötürü suçlu hissediyordu. Tüm hayatı boyunca başka insanların onun yanında hep sıkıldığını hissetti, o yüzden sürekli konuşmaya çalıştı ve insanları güldürdü. Bu arada yapmaya devam ettiği tek iş yazmaktı. Ancak onda da pek yetenekli sayılmazdı. Hiçbir zaman yazma ile hayatını devam ettirecek kadar iyi yazılar yazamadı. Yalnızca bir tane okuyucusu vardı. Kendi başına debelenip durdu.

Dipnot: Bu yazı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı eserinin 672. sayfasında bahsedilen on iki fasikül bir ciltlik “Türk Tutunamayanları Ansiklopedisi” düşüne beceriksizce bir eklemedir. Kitaptaki karakterlerden Selim Işık, “benden sonra bu işi yapacak çıkmaz. Gençlik şimdi somut sorunlarla ilgili” diyor. Ansiklopediyi yazan çıkmaz diyor yani. Bu yazı beceriksizce de olsa bir selamdır. Fazlası değil, olamaz.