Uluslararası İlişkilerde “Psikolojik Üstünlük”

0

“Üstünlük”, güçlü olanın güçsüz olana kendi gücünü kabul ettirme sanattır. Sanattır, çünkü gücünüz yoksa bile varmış gibi davranmak da üstünlük psikolojisinin bir başka boyutudur. Uluslararası arenada ise devletlerin birbirlerine hâkimiyetlerini kabul ettirmeleri psikolojik üstünlükle başlar ve devam eder.

Devletlerin güçlerini gösterecekleri alanlar ise savaş, ticaret, siyaset vb. sahalardır. Bulunduğu çağa göre kendini hazırlayan devlet, yeni güç olarak sahnedeki yerini alır.  I. Dünya Savaşı’na zorunlu olarak ve Almanlara güvenerek giren Osmanlı Devleti sonunda yok oldu.  Almanlar da güçleri hazır olmadan, iç dinamiklerine güvenip üstünlük sağlayabileceklerini düşünerek savaşı tetiklediler. Onlar sadece psikolojik üstünlüklerine güvendiler ama sahaya hâkim olamadılar ve kaybettiler. Aynı Almanlar, İngiltere’ye sahayı kaptırdıktan sonra tekrar hazır olup, 1936’dan itibaren sistemin güç sınırlarını zorlamasıyla II. Dünya Savaşı’nı kaçınılmaz kılmıştı.

Ana Güç Meydan Okumaya İzin Verirse..

Güçlünün gücünün sınanmasına, potansiyel rakibin her manada hazır olduğu durumlarda başlanır. Rakip “horoz taktiği”yle güçlünün kurduğu sistemi her yönüyle eleştirmeye başlar. Öncelikle onun psikolojik üstünlüğünü kırmaya çalışır. Yani rakibin “Sen hala buranın patronu musun, artık değilsin! Ben geliyorum” söylemi ağzına ve vücut diline geçer. Ana gücün bu meydan okumaya izin vermemesi lazımdır. Eğer izin verilirse, hele o güç sistem kuran bir güç ise ve bundan rahatsız olanlar da varsa, zincirleme reaksiyon başlamış olur. Ana oyuncunun sonu gelir. Onun için iş bilen ülkeler, gelişmelerin kendilerine meydan okunmasına izin vermezler. Meydan okuyanın hemen üstüne gidilir ve yok edilir, edilemezse onun etrafı çevrilir ve kimseye bulaşmaması sağlanır. 1979 sonrası İran’ın başına gelenler budur.

Savaşı Kazanan Sistemini Kurar.

Savaşı kazanan kendini sistemini kurar. Yıllar geçse de hala savaş yıllarındaki üstünlüğünün devam ettiğini zanneden ana güç, kendine karşı çıkanlara fiske vurarak baskı tekniğini kullanır. Eğer bir yerde tekler ise, yani psikolojik üstünlüğünü kaybederse, herkes onun üstüne çullanır. Buna en iyi örnek Napolyon’un Moskova seferi sonrası yaşadıklarıdır. Baskın gücün yenilmez olduğu esprisi de güçlünün önemli bir psikolojik silahıdır. Kendinin sorgulanmasına güç sahibi izin vermez. Hafif eleştiriler gelirse basit ve gücünü sorgulamayacak bir rakip göze kestirilir. O herkesin önünde dövülerek “ha bakın ben güçlüyüm” denilir. ABD’nin Körfez Savaşları’nda Saddam’a yaptığı tam olarak budur.

Günümüzde II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin kurduğu sistemde kurucular, hala kendilerini savaş sırasındaki ana güçler olarak zannediyorlar. Örneğin, Fransa artık bir dünya gücü değildir. Basit bir iç sorununu dahi çözemiyor. Böyle bir devlet küresel güç olamaz. Bunun farkında olan Merkel, BM’deki beşinci koltuğun sahibi Fransa’dan alenen AB haklarını korumasını istemektedir.

Ruslar Kaybettikleri Üstünlüğün Peşinde

Bir başka örnek ise 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla herkesin çekindiği SSCB’nin içinin kof olduğunun herkes tarafından anlaşılmasıydı. O andan itibaren Rusya, uluslararası arenada kaybettiği psikolojik üstünlüğünü geri elde etme derdindedir. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, Rusya’nın Ukrayna’da düştüğü rezil durum, psikolojik üstünlüğünü yitiren ve savaşı kaybeden bir komutan edasındaki Putin’in Ukrayna’yla ilgili yaptığı açıklamalardan okunabiliyor. Bunun farkında olan Putin’in Suriye’ye girmesinin nedeni, orada elde ettiği psikolojik üstünlüğü dünyaya yayma derdidir.

ABD Psikolojik Üstünlüğünü Kaybediyor!

ABD, 1945’te elde ettiği üstünlüğü 1989 sonrası SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte tüm dünyaya yaymayı başarmıştı. Ama bu gücü, küresel güç sınıfına hiçbir başkan taşıyamadı. Baba Bush’u bir tarafa bırakırsak, IQ’su düşük başkanlar ABD’nin kaderi haline geldi. Elde edilen üstünlükler kendi elleriyle rakiplerine verilmeye başlandı. Çin, ekonomide psikolojik üstünlüğü elde etti. Şimdi ise Çin’in derdi bu üstünlüğü siyasi ve askeri üstünlüğe dönüştürmektir. Buna karşılık ABD, Trump’ın kabadayılıklarıyla ve “bak ha gelirsem” söylemleriyle üstünlüğünü devam ettirmek derdinde, ama onu da takan yok. Bu gelişmeler sırasında, güçlü olanı sorgulayan devlet bir müddet sonra, hazır olduğunda, oyun kurucuyu meydan savaşına çağırır ve orada ona meydan dayağı atabilir. Bu durumun Çin ve Almanya tarafından ilerleyen yıllarda ABD’ye karşı gerçekleştirileceği ortadadır. Benzer üstünlük NATO ve AB gibi ulus-üstü örgütler için de söz konusudur. Onların da üstünlükleri sorgulanmaya başlandı. Bu sorgulamada ya kendilerini güncelleyecekler ya da yerlerini terk edecekler. Bu işin tabiatı böyledir.

Değişim Yılları Başladı.

Son olarak güçlülerin üstünlüğünün sorgulandıkları yıllar, yüzyılların 80’li yıllarına yani 1880, 1980 gibi tarihlere denk gelir. Bu dönemlerin ortalarında sorgulamalar, önce küçük sonra büyük savaşları tetikler.  Süreç 40 yıl sürer ki 1920, 2020 tarihleri böyle tarihlerdir. O tarihten sonra psikolojik üstünlük el değiştirirken, fiili üstünlük de el değiştirmiş olur. Bunun sonuçlarını ise herkes yaşayarak görür.