Uluslararası Terörizm

0

 İkinci Dünya Savaşı‟nın atom bombasıyla sonuçlanması sonrasında devletler „nükleer gücü‟ seçip birbirleri karşısında üstünlük kurma politikalarını „masa altı mücadele‟ yöntemleriyle gerçekleştirdiler. „Gücü yeten yetene‟ kuralının işlediği bu sahada etkin unsurlar istihbarat örgütleri oldu. Bu politika çerçevesinde istihbarat teşkilatları sahada hem olacak hem de olmayacaklardı. Bu düzen kapsamında „pis işler‟i istihbarat örgütleri yapmayacak, herkes bu eylemlerin arkasında onların olduğunu bilecek, ancak bu da ispatlanamayacaktı. Bu da „terörizm‟ ile yürürlüğe kondu. Eylemi kimin yaptığının bilindiği fakat ispatlanamadığı, her yerde yürürlüğe konabilen, olayın gerçekleştiği devleti her açıdan etkisizleştirirken, planlayan devletin hakimiyet alanını genişleten bu faktöre “uluslararası terörizm” diyoruz. Oyunun kuralı şu: Dünyadaki bütün terör faaliyetleri direkt veya endirekt olarak büyük istihbarat örgütleriyle ilişkilidir.

Sistem Nasıl İşler ?

Peki, uluslararası terörizm sistemi nasıl işler? Rakip devleti, istihbarat örgütü hedef alır. Bu devletin; dini, siyasi, etnik ve duygu haritaları çıkarılır. Bu konular içinde en fazla problem taşıyan yerler veya büyük kitleleri etkileyen sorun merkeze alınır. O toplum içinden ön plana çıkan kullanılmaya müsait tiplerle istihbarat unsurları temasa geçerler. Mücadele başlatılır. Mücadele önce fikri platformda başlatılır, akabinde silahlı mecraya çekilir. Bu süreçte kitlelerin o devlet tarafından mağdur edilmesi için sokak olayları organize edilir. Ölümler olur. Bunlar da provoke edilerek olayın çarpan etkisi artırılır. Sonucunda mağdur toplulukta „silahlı mücadelenin kaçınılmaz olduğu‟ fikri oluşturulur. Sıra, nereden silah bulunacağı ve insan kaynağının nasıl temin edileceği sorusuna geldiğinde ise sistem şöyle işler: İlgili ülkenin istihbaratı devreye girer ve kontrolü altındaki uyuşturucu piyasasından para temin eder. Spot piyasadan silah gibi ekipmanlar sağlanır. Mağdur topluluktan ölmeye hazır militanlar temin edilip eylemlere başlanır. Eylemlerin şiddet ve etki dozajı, istihbarat örgütü tarafından kıskaca alınan ülkenin taleplerini kabul edip etmemesiyle doğrudan alakalıdır. Hedefteki ülke büyük oynadığında, ekonomik ve siyasi yapısı istikrar içinde gittiğinde istihbarat örgütü anında düğmeye basar, güvensizlik duygusu oluşturmayı hedefler. Bunun için de kontrol altındaki örgütün liderine „hedef‟ gösterilir. Örgüt üyeleri dini/ideolojik duyguları kullanılarak canlı bomba haline getirilir. Amaç, ülkede kaos ve korku şiddetini sarmala dönüştürmekse kademeli planlar devreye konulur. Hedef, rakip ülkenin istenilen çizgiye gelmesidir. Buna göre farklı yelpazede eylem türleri tercih edilir ve uygulanır. Bu süreçte mağdur olan ülke ve dünyadaki bütün istihbarat örgütleri eylemlerin kimin yaptığını, hangi tür silah bomba vs. kullanıldığını bilir. Çünkü
hangi ülkenin hangi silahı ürettiği, hangi örgütleri, hangi eylemleri kullandığı sahadaki istihbarat örgütleri tarafından bilinir. Amaç, hedef alınan ülkenin itaat etmesidir.

Kuralsız Savaş

Bu, yeni bir savaş türüdür. Hedef alınan bazen bir ülke değil; bir bölge ya da bir din olabilir. 11 Eylül sonrası dünyada „İslam‟ ve „terör‟ kelimesinin yan yana getirilmesinde benzer yöntemler kullanılmıştır. “USAme bin Ladin” örneğinden, “IŞİD” e  “FETÖ” ye kadar kullanılan mantık aynıdır. Şu da unutulmamalıdır: Terörizm bumerang etkisine sahiptir. Terör; üreten ülkelere, birgün geri döner. Onun için güç-rekabet çizgisinde ülkeler farklı sahaya geçmelidir. Bu enstrümanı terk etmelidir.Yoksa her şey için geç olabilir.