“Ümmetim, Ümmetim”

0

Pazartesi günü Peygamber efendimizin doğum günü kutladık. Âlemlere rahmet olarak gelen Resulullah Miraç’ta Yaradan’ın huzuruna çıktığında, hayatının her karesinde “ümmetim, ümmetim” diyecek kadar bizi seven, bizden “birimizin cehennem girmesine kalbi razı olamayan”, bu nebiler nebisinin ümmetinin şu anki durumunu bugün mercek altına alacağım. Bazı tespitlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Klasik sloganlarla çözümü olmayan boş laflarla kafanızı bozup, bundan gereksiz muhabbete çıkarmanın anlamı yok. Makalemin ana fikri şu; “böyle bir peygambere şu anki ümmet yakışıyor mu?” Bu ana fikirden bir adım daha ileri giderek “ümmetin hastalığını teşhis, edip tedavi yollarını” aramaya bir nebze katkı sunmak veya tedaviyi gündemimize yerleştirmektir.

Tarihi Nifaklar Ve Unutturulan İslam

Günümüze gelmeden önce Muaviye, Hz. Ali ve Hz. Hasan’la başlayan, Yezidi’n Hz. Hüseyin efendimizi şehit etmesiyle devam eden “nifak evresi” zamanla İslam ümmetinin sınavına dönüştü. Hangi çağda olursak olalım, ümmet hep münafıklardan çekti. Tarihi kırılmaları hepimiz biliyoruz. Esas mesele Paris konferansından itibaren dönemin (Batının) manifestosunu kaleme alan Arnold Toynbee “Medeniyetler Yargılanıyor” kitabında genelde Doğu özelde İslam dünyasını yani ümmetin bir daha kafasını kaldıramayacak şekilde stratejiler geliştirip adım adım hayata geçirmeleridir. Önce oryantalizmle sonra batılılaşmayla eğitimle din ve inançtan toplumu uzaklaştırdılar. Yakınşark’ın adı Ortadoğuya ‘izmler İslam’ın yerini aldı. Vahhabilikte, Baascılığa ,Faşizm’den, İslam sosyalizmi peşinden ümmeti koşturduk. Cihat’ı nefis mücadelesinden çıkarıp, silahlı mücadeleye oturduk. El kaide ve İşid’le dönüştürüldük.

Batı İslam’ı Terör Tuzağına Çekti

21.yy da girerken Ümmetin durumu, 20.yyda Toynbee tarafından çizilen” İslam ve şiddet” kelimeleri 21.yy ilk başlarında bu sefer “medeniyetler çatışmasında” ,silah ve terör kavramlarıyla aynı karede gösterildi. Önce entelektüel fantezi olan bu söylemler daha sonra 11 Eylülde ete kemiğe büründürüldü. Müslümanların Müslümanlara saldırdığı bir boyuta geçildi. Yine İslam, yine ümmet hedef tahtasına getirildi. Bu anlatılandan çıkan ilk sonuç 100 yıldır batı tarafından İslam ümmetine karşı yok etme o olmazsa kontrol edip, kendine ham madde ve pazar haline dönüştürme stratejileri başarı ile uygulandı. Sonuçlarından biri de tekelden İslam’a karşı top yekûn mücadelenin yapıldığı idi.

Peygamberimizin Metodu

Unutmayalım Ebu Cehille başlayan mücadelenin farklı bir varyasyonu karşımızda duruyor. Şimdi şu soruyu soralım. Peki, bu durumda peygamberimiz hangi metodu uygulardı. “Ben aslında onu yenecektim. Kâfirler hep beni yıkmak istiyor. O yüzden başarısız oldum “gibi safsatalarının arkasına sığınmazdı. Metodu sabırla, imanla, akılla, kararlıkla Halit bin Velidi, Hz.Ömer’i Müslüman yapacak dahi bir yöntemle  sorunlar tek tek bulup çözümlerini hayata geçirirdi.

Şu Anki Klasik Savunmamız Üst Akıl

Ümmetin genel tablosuna baktığımızda kendi beceriksizliğimizi “düşman, hain, üst akıl, yahudiler, masonlar” gibi kavramların altına gizliyoruz. Bu neslin beceriksizliği bir yana bırakırsak, bunların hiçbir zaman hayat gayesi, ümmet hedefi olmadı. Kimdi bunlar 20.yy soğuk savaş yöneticileri idi. Onları bir tarafa bırakalım esas sorunun merkezine gidelim.

Ümmetin Kendisinde Mi Problem Var?

Şimdi şu soruya cevap arayalım. İslam ümmetinde bir sorun var mı?  Cevap, net evet. Peki, sorumlu kim veya kimler. Cevap “ümmetin kendisidir. “Klasik olarak sorunu yönetenlere yüklemek “onlar şunu bunu yapamıyor.” demek işin basitliğinden kaçmaktır. Ümmetin her ferdi bizde mevcut durumdan sorumluyuz. Problemin kaynağını kendimizde görmeliyiz. Osmanlı devletinin bozulma döneminin aydını Kâtip Çelebi Mizanu’l hak fi ihtiyaru’l el hak kitabında diyor ki “hasta olan ne devlet, ne yönetici, hasta olan halkın kendisidir” . Bu teşhise “siz nasılsanız sizi yönetenler odur” düsturunu eklersek teşhisi doğru yaparız. Günlük siyasi meselelerin sıcaklığı bizim alıp götürüyor. Kendi hastalığımızı göremiyoruz. Hasta olan ümmetin kendisidir. İşin garibi hasta olduğu konusunda bile hem fikir değil.

Hastalığın Kaynağı Neresi

Hastalığın kaynağı hiç şüphesiz ferttir. Bir adım daha ileri gidelim. ”Ferdinde kalbi, kalbinde içinde olmayan kaybettiğimiz imanımızdır.” Evet, kendi kendimize soralım. Gerçekten iliklerimize kadar iman ediyor muyuz? Yoksa Allah’tan başka her şeye, güce, hocaya, hacıya, paraya vs.mi tapıyoruz. Bu soruya lütfen net cevap verelim. Ben cevabı vereyim “Allah’tan başka her şeye tapıyoruz.” Yapılması gereken tek şey kalbin Kâbe’sine Allah’ı koymamızdır. Uçağa bindiğimizde kemeri bağlayıp, pilota nasıl teslim olursak, Allah güvenip Müslüm yani teslim olmalıyız. Bundan sonra ise ibadetimizi bu eksende yapmalıyız. Birileri görsün diye değil. Birileri şunu desin diye değil, Unutmayalım Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yok. Bizim ona ihtiyacımız var. İbadetimizi melike haline getirmeliyiz. Akabinde ise Ahlak kavramının gerçek manasına ulaşmalıyız. Faizin haram olduğunu bilen bir İslam ümmeti “faiz artışı şöyle oldu. Böyle oldu.” Tartışması, günahın meşrulaştırdığını artık, günah olduğunun dahi toplumun farkında olmadığını  görüyoruz.

Ümmetin Dinamik Güçleri

İslam ümmetini oluşturan tarihi güçlere baktığımızda Araplar, Farslar ve Türkler sonraki süreçte Endonezya ve Malezya hattı ile Afrika coğrafyası geliyor. Lütfen şöyle geriye çekilip, haritaya bir bakalım. Sorunlar, kaoslar, ahlaksızlıklar, katliamlar vs. niye hepsi bu coğrafyada oluyor. Dış düşman maskesini bir tarafa bırakalım. Hacda bir araya gelen ümmet bembeyaz giyinip, yek vücut olarak Beytullah’ta haleye dönüştüğünde kalpleri, ağızları, eylemleri neden tek vücut olmuyor.

Sorun Bizde

Sorun bizde, çözümde bizdedir. Yukarıda basamaklarla çözüm yolunu kaba hataları ile çizdim. Bireyden topluma, toplumdan devlete, devletten ümmete doğru uzanan bir hayat gayesine yönelip, tedavi boyutuna başlamalıyız. Şimdiye kadar kurup, bir varlık gösteremeyen İslam Teşkilatı Örgütü gibi oluşumları sonuç alamamasının en önemli nedeni “kimsenin ümmet gibi bir derdinin olmamasıdır”. Usulen okutulan Kuran,  folklorik Müslüman davranışları, Filistin’den Afrika’nın içlerine kadar açıklık çeken Ümmetin  fertlerine ulaşılamayan boş projelerle  politik kafalarla ümmetin problemlerini çözemedik. İman, ibadet ve ahlakımızı düzeltmeden bu olmaz. Bunları düzelttikten sonra aramızda ne münafık, ne fasık, ne kafir kalabilir. Tam tersine onlardan Halit bin Velid örnekleri çıkarırız. Peygamberimizin metodunu uygularsak… Onları da cehennemden çekip, alıp cennet ehli yapabiliriz. Şikâyet etme dönemi bitti. 21.yy İslam’ın baskın olacağını Batı söylüyor ki realite de budur. O zaman fertten millete, milletten devlete, devletten ümmete derinliği ve sürekliliği olan bir stratejiyi hayata geçirmeliyiz. Bunun için geç kalmadık. Unutmayalım şu anı biz tasarlamadık ama geleceği biz tasarlayabiliriz.