6 C
İstanbul
Çarşamba, Aralık 12, 2018
Ana Sayfa Analiz Uygur Türklerine Çin Zulmü Bitmiyor

Uygur Türklerine Çin Zulmü Bitmiyor

0

ANKARA (QHA) – 9 Eylül 2018 -Doğu Türkistan’da yaşanan Kızıl Çin zulmü bitmek bilmiyor. Müslüman Uygur Türklerinin millî ve dini duygularını yok ederek asimile etmeye çalışan Pekin yönetiminin oluşturduğu toplama kamplarında bir milyona yakın soydaşımız işkence görüyor. Doğu Türkistan’da yaşanan bu gelişmeleri, bir Uygur Türkü olan film yönetmeni ve yazar Abdurrahman Uygur Öztürk ile yaptığımız röportajda ela aldık.

QHA: Merhabalar, Kırım Haber Ajansı’na mülakat vermeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Öncelikle sizi tanıyalım. Nerede doğdunuz? Doğu Türkistan’ı ne zaman terk etmek zorunda kaldınız? Nerede yaşıyorsunuz?

A. Uygur Öztürk: Ben Abdurahman Uygur Öztürk. 1981 yılında Doğu Türkistan’ın Aksu iline bağlı Kelpin ilçesinde doğdum. 2006 senesinde çevremde yaşanan olaylardan yorularak, ülkemi terkettim ve Hollanda’ya gittim. Dört sene Hollanda’da kaldıktan sonra 2010 senesinde Türkiye’ye gelip yerleştim. Film ve Belgesel yönetmeniyim. İlk uzun metrajlı filmin “Beyaz Balina” 2017 yılında sinemalarda gösterime girdi. Ayrıca “Ben Kallmannım” adındaki kitabım geçen yıl yayınlandı.

QHA: Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında sosyal medyada ve uluslararası basında çıkan bir çok haber var. Doğu Türkistan’da son yıllarda artan baskının sebebi nedir? Xi Jinping ve Chen Quanguo’nun bu baskılardaki rolü nedir?

U.Ö: Doğu Türkistan’da baskılar ben doğduğumda da vardı. Sadece Çin Halk Cumhuriyeti hep aynı yöntemi kullanıyor. Süreklı bir sert, bir yumuşak siyaseti kullanarak, zaman zaman baskıları arttırarak halkı korkutuyor. Ardından sanki -baskıyı yumuşatmak istiyormuş gibi- bahsettiğiniz Chen Quango gibi katilleri bölgeden Pekin’e geri çağırmıştır ve daha barışçıl gözüken başka politikacıları getirmiştir.

PEKİN HEDEF SAPTIRMAYA ÇALIŞIYOR

Örneğin 2009 senesinde sanki Ürümçi’de yaşanan katliamın müsebbibi Pekin hükûmeti değil de o zamanın sözde “Sincan” bölgesini yöneten Wang Le Quan imiş gibi göstererek olayları, o valinin yerine sözde daha yumuşak gözüken Jang Qun Xan’i getirmesi gibi. Bakın şimdi bahsettiğiniz Chen Quanguo’yu getirdikten sonra yeni bir katliam niteliğindekı zulümü başlattılar. Pekin hükûmeti kimi isterse onu gönderiyor Ürümçi’ye. Zaten Pekin’den habersiz Uygur bölgesindekı valiler hiçbir şey yapamazlar. Sadece birini iyi polis, diğerini kötü polis olarak halka lansetmek Çinlilerin eski tarihinden bu yana alıştığı bir şeydir.

QHA: Toplama kamplarından bize bahseder misiniz? Toplama kamplarına insanlar nası gönderiliyor?

U.Ö: Evet kulağa çok basit geliyor ama oradan bir şekilde kaçarak kurtulan bir kaç şahidin ropörtajlarını okudum ve o sözde toplama kampı olarak bilinen yerlerin aslında tamamen bir cezaevi olduğunu anladım. Hatta dahası oranın, insanların gururu ile vicdanıyla -psikolojik olarak- oynayarak kendilerinin de bahsetmekten pek çekinmediği bir beyin yıkama ve terbiye merkezi olduğunu da eklemek gerekir.

1 MİLYONDAN FAZLA İNSA TOPLAMA KAMPLARINDA!

Bu kamplar Doğu Türkistan’ın her il ve ilçesinde inşa edildi. Oraya ilk başlarda radikal dincilerin alındığı duyuldu. Daha sonra Çin Komünist Partisine üye olan memurların da içinde bulunduğu, sanatçısından sporcusuna, zengininden okumuş alimlerine kadar sadece şüphe ile -ÇKP’yi sevmiyor şüphesi- şu an Birleşmiş Milletler raporuna göre 1 milyondan fazla kişi bu kamplarda denilse de aslında bazı istatistikler 3 milyondan daha fazla kişinin bu kamplara kapatıldığını göstermektedir.

QHA: Doğu Türkistan’da günlük hayat sizce nasıl? Uygurlar günlük hayatta ne gibi zorluklar ile karşılaşıyor?

“HERKES ‘BENİ NE ZAMAN GÖTÜRECEKLER’ ENDİŞESİNDE”

U.Ö: Ben Doğu Türkistan’dan ayrılalı 12 sene oldu. Şu andaki günlük hayatın tam olarak ne şekilde olduğu hakkında duydugum haberler dışında net bir şey söyleyemiyorum ama şu an Doğu Türkistan halkının Çin hükûmetine nasıl öfkeli oldugunun farkındayım. Çünkü duyduğuma göre şu an orada “herkes acaba beni ne zaman götürecekler o terbiye merkezine” diye düşünerek büyük bir korku içinde. Hiç kimsede uzun vadeli planlar yapacak veya kültür sanatta bir şeyler düşünebilecek ruh hali olamayacağı açıkça ortada. Şu an orada insanlar aç kalmadan yaşamaya çalışıyor ve tabii ki o lanet olası toplama kamplarına girmemek için insanların her dakikasının endişe içinde olduğunu söyleyebilirim. Bu konuda çok fazla şahitler var.

QHA: Sizce Çin’in geleceği ve ekonomisi ne durumda? Kuşak ve Yol Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

U.Ö: Ben Çin’i  hep pamuktan yapılmış bir büyük binaya benzetirim. Çin, sözde Çin komünizmi veya bilimsel sosyalizm diye konuşuyor ama bildiğiniz gibi Çin kapitalizmin ta kendisi. Yani zenginler çok zengin. Ancak işin gerçeği ise sadece bizim Doğu Türkistan veya Tibet bölgesi değil, Çin’in iç bölgesindeki halk daha aç. Yani daha insanın kıymeti örneğin Türkiye’de sokakta yaşayan köpek ve kedilerden daha kıymetsizdir. İşine gelince komünizm… Kuşak ve Yol projesinin altından neler çıkacak bunu da göreceğiz ama ben şu olaya değinmek istiyorum: Çin’in önderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİO) neden kurulduğu hakkında dünyadaki insanlar anlayamasa da biz Doğu Türkistanlılar bu işin arkasındaki oyunun Doğu Türkistan’a komşu ülkelerden destek alınması gibi bır durumu önlemek olduğunu biliyoruz.

“BİZİ KORKU İLE BİTİRMEK PLANI TERS TEPECEK”

Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan gibi bizimle sınırı olan ülkelerin ekonomik yönden zayıflığından yararlanarak ve ayrıca Rusya ve İran’ın da dünyadakı kutuplaşmada Çin ile aynı tarafta olması gibi nedenlerle bunun oluştuğunu söyleyebilirim. Bir de şunu hatırlatmakta yarar var, Çin’in verdiği resmi rakamlarda olsun veya daha farklı tahminlerde olsun, Doğu Türkistan bölgesinden çıkartılan altın, petrol vb. zenginlikler Çin’in yükselmesi için olmazsa olmazdır. Bir de coğrafi olarak Doğu Türkistan bir tarafı Çin olmak üzere bir çok ülkeye sınır olan büyük bir topraktır ve Çin bu Kuşak ve Yol projesini gerçekleştirmek için de Doğu Türkistan’da hiçbir şekilde karışıklık olmamalı düşüncesinde. Bu nedenledir ki şu anda toplama kampları ve cezaevlerine tek suçu Uygur, Kazak, Kırgız olmak olan milyonlarca kişi var. Önüne geleni içeri alarak beyin yıkıyor. Sanırım bu projeler eninde sonunda patlayacaktır. Biz Çinlilerden korkmuyoruz. Vatanı işgal altında olan bir insan her ne kadar yumuşak yatakta uyusa da bir gün o uykudan kabus görüp uyanıyor. Çin’in baskısı arttıkça aslında bizi korku ile bitirmek planı ters teperek nefret intikam içinde uyanıyoruz. Zulüm devam ettikçe bu projesinin sonunun hüsran olacağını düşünüyorum.

QHA: Türkiye Çin ilişkilerine dair yorumlarınız nelerdir?

U.Ö: Düşmanımın düşmanı benim dostumdur şeklinde bir kafa yapısına sahip bir Türkiye var şu an gözüken manzarada. Yani Avrupa ile Amerika’ya kafa tutunca Çin ve Rusya’ya ve ŞİO’ya üye olan ülkelere yaklaştığını görüyoruz. Şimdi ben diyorum ki Doğu Türkistan bölgesinde Çin vahşeti yaşanıyor. Türkiye Çin’in yaptıklarına kulağını kapatarak, gözünü yumarak suskun bir halde. Yani bugüne kadar Türkiye büyüklerinden herhangi bir açıklama dahi yapıldığına rastlamadım. Daha bugün HDP Milletvekilinin Doğu Türkistan konusunu meclise taşıdığını öğrendim. İyi Parti de bir bildirge yayınlamış. Çok sevindim bu duruma. Ancak sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tıpkı 2009 yılında Çin’in Uygurlara yaptığının “adeta bir soykırım” olduğunu açıkça meydanlarda konuştugu gibi şu anda da o toplama kamplarındaki insanların bırakılması hakkında dünyaya çağrıda bulunmasını kalben diliyorum.

“ÇİN’İN İPEĞİNE ALDANMAYALIM”

Çinliler ve Türkler eski tarihten ta bugüne kadar pek anlaşabilen halklar değildi. Son zamanlarda siyasi manadaki dostluklar menfaatler üzerine kurulur diyorlar. Ancak bilmiyorum ki Çin acaba Türkiye’nin ekonomisini gerçekten kurtarabilecek bir ülke midir? Çin önce kendi halkını açlıktan kurtarsın da sonra işte o zaman Doğu Türkistan’a sınır olan ülkelere yol yapmak gibi iyilik yapsin derim. Bilge Kağan’ın da söylediği gibi bu Çinlilerin ipeğine aldanıp güzelim Türkiye, bir gün tamamıyla bataklıkarda kalır diye endişelenmiyor değilim.

kaynak,QHA