Yüce Ruh, İyiki Doğdun!

0

Bugün, Hindistan’ın bağımsızlık hareketinin lideri Mahatma Gandhi’nin 149. doğum günü. Asıl adı Mohandas Karamchand Gandhi’nin doğum tarihi 2 Ekim 1869. XX. yüzyılın peygamberi olarak anılan bu Yüce Ruh, insanlığın gerek zihinlerinde gerekse ruhlarında önemli bir yer edinmiştir. Ülkesinin bağımsızlık hareketinde benimsediği metodlar döneminin çok ötesindeydi ve birçokları için çılgıncaydı. Gandhi’nin kendini anlatması elbette ki kolay olmadı. Kendisini anlamaya dair yaptığımız çalışmalarda Gandhi’nin de büyük imtihanlardan geçtiğini, kendisiyle önemli savaşlar içine girdiği görülmekte. Bu nedenledir ki Mahatma Gandhi, sadece bağımsızlık hareketinin siyasi değil ruhani lideri olarak da anılır.

Bu Yüce Ruh’u anlamak ve anlatmak adına birçok biyografiler yazılmış, belgeseller çekilmiş, değerleri yaşatılmaya çalışılmış, filmler çekilmiştir. Mahatma Gandhi’nin 149. doğum gününün anısına, Ben Kingsley’in baş rolünü üstlendiği “Gandhi (1982)” filmini değerlendirmeye alıyoruz. Film, kazandığı 8 Oscar Akademi Ödülü’yle Mahatma Gandhi’ye dair biyografi filmleri listesinin en üst sırasına yerleşiyor. Ayrıca film, 300.000 kişilik dev cenaze sahnesiyle de sinema tarihine geçmiş bir baş yapıt. 3 saati aşan süre boyunca Gandhi’nin bağımsızlık mücadelesindeki önemli gelişmeler yansıtılmaya çalışılmış. Gandhi’yi, yarı Hint, üstelik Kenya doğumlu Gucarat kökenli bir babanın oğlu olan Krishna Bhanji’nin (Kingsley) canlandırması güzel bir tesadüf.

Imdb’den 8,1/10 alan bu başarılı yapıtın eleştirel yanları yok değil. En azından konuya vakıf olmayanların film karelerine gizlenmiş manaları anlayabilmeleri için daha dikkatli izlemeleri gerektiği kesin. Ya da Hindistan tarihini bilenler için fazla tatmin edici olmadığı söylenebilir. Ayrıca bazı detaylar gerçeklerden de uzak. Her ne kadar uzun metrajlı bir film olsa da bizce Gandhi’yi anlatma adına gerekli “ruh” yakalanamamış. Film ile ilgili belki de en önemli eleştirimiz İngilizce olması. Yazının devamında nedenine değinmekle beraber, bu kadar “özgün” bir liderin diyaloglarının İngilizce verilmesi büyük bir hayal kırıklığı, üstelik Gandhi’nin dil konusundaki politikalarını ve bugünkü Hindistan’a olan miraslarını bilirken. Oyuncuların performansına söylenecek söz yok, en azından bunu profesyonel mercilere sevk ediyoruz.

Mohandas Karamchan’ın Mahatma olma serüveni, Güney Afrika’ya avukatlık mesleğini icra etme hayaliyle tam bir İngiliz beyefendisi edasıyla seyahat eden Gandhi’nin sömürge milletlerine karşı İmparatorluk’un eşitsiz tutumuna bizzat şahit olmasıyla başlar. Bu şahitlik, genç Gandhi’nin yüreğine bir ideal tohumu serper. Gandhi ise bu ideali “yüce ve asil” yollardan gerçekleştirmeye kararlıdır.

Birçokları için Gandhi’nin izlediği yol fazlasıyla spiritüel olsa da Mahatma’nın metodları tam da milletinin karakterine özgüydü ve tabi ki dönemin şartlarına. Gandhi’nin metodları üzerine düşündüğümüzde, aslında İngilizler ne yaptıysa onların tam tersini yapmaya çalıştığını ve halkı da bu yöne sevk ettiğini görürüz. Öncelikle sömürge yönetiminin aksine Gandhi, hep açık davrandı. Hiçbir eylemini gizlemedi. Basın olmadan bir milletin birleştirilemeyeceğini bilen Mohandas, avukatlık mesleğinin de getirdiği büyük avantajlarla doğru hareket etmeyi bildi. Güney Afrika’daki tek derdi, İmparatorluk’un üyeleri olarak Avrupalılarla eşit haklara sahip olmaktı. Bu anlamda Güney Afrika’da Hint topluluğuna verdiği konuşmanın sonunda “God Save the Queen”i okuma sahnesi bunu vurgular niteliktedir. Ancak bu davadaki dik duruşu, O’nu Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesine taşıyacaktı.

Gandhi hiçbir zaman şiddet yanlısı olmadı. Zira Hindu çoğunluğun oluşturduğu halk ve Hinduizm’in temelleri düşünüldüğünde de tam tersi mümkün olamazdı. Öte yandan, İngilizlerin Hint’e uyguladığı baskı ve yaptırımlar da yüksekti. Gandhi bu durumu “bir Hint gibi yaşamaya çalışmak aptallık. Çünkü bir Hint’in nasıl yaşayacağına İngilizler karar verir” diyerek çok iyi bir şekilde ifade edecekti. Hint’e karşı İngilizler çok güçlüydüler ve Hint’in hiçbir hakkı yoktu, silah taşımaya bile. Bu anlamda, filmde işlenen Amritsar Katliamı ve Gandhi’nin İngiliz yönetimine karşı tavrını tamamen değiştiren bu sahne fazlasıyla önemlidir. Tüm bunlar düşünüldüğünde Gandhi’nin felsefelerinin bir “çılgının” anlaşılamayan nidalarından ibaret olmadığı açıkça görülür.

Gandhi şiddet kullanmadı, ancak birçoklarının yanlış ifade ettiği gibi pasif direniş de göstermedi. Aksine o etken bir savaşçıydı. İngiliz yasalarına karşı geldi, sömürge yönetimi kurumlarını boykot etti, İngiliz adalet sistemini sorguladı. Gerçekçi yöntemler izlemeye çalıştı. O’nun amacı belliydi: şiddetle cezalandırmak yerine düzeni değiştirmek. Zira cezalandırma yetkisi sadece Tanrı’ya aitti. Düzeni değiştirmek adına savunduğu direniş de aktif ve kışkırtıcıydı.

Hinduizm’in kutsal kitaplarından biri olan Bhagavadgita’nın yanısıra Kur’an ve İncil de okuyan Gandhi, Tanrı’nın yöntemlerini anlamaya, anlatmaya ve uygulamaya çalıştı. Takipçilerine de bunu öğütlemişti. Bu uygulamasında ise yetiştirilme tarzının önemli bir etkisi olduğu da filmde hissettirilmiş. Zaten din olgusuyla yoğrulan bir medeniyette, dini vurguları arka plana atan bir liderin çıkması beklenemezdi.

Gandhi, savunduğu değerlerin uygulanabilirliği olduğunu göstermek adına ashram adını verdiği “köy, dünya, toplum” anlamlarına gelen halk çiftlikleri kurmuş ve yaşamını buna göre idame ettirmişti. Gandhi, Güney Afrika’da başladığı serüveninde azınlıkta olduğunu biliyordu, hatta kalabalıklara kendini kanıtlayana kadar çok çaba göstermişti, ancak tüm bu olumsuzlar onu yolundan çevirmemişti. Dediği gibi “azınlıkta olmaları gerçekleri değiştirmiyordu.”

Mahatma olma yolunda sadece İngilizlerle değil, kendisiyle de çok fazla savaş verdiği görülmekte. Artık girdiği yol koca bir milletin sorumluluğuydu, onlar gibi olmalı, onları anlamaya çalışmalı ve “şeytanla” savaşmak istiyorsa ilk önce kendi içindeki şeytanı yok etmeyi başarmalıydı. Bu anlamda biyografilerinden de edindiğimiz bilgiler bize Gandhi’nin bazı dönemler depresyonla yüzleştiğini göstermekte. Gandhi’nin bu süreçleri filmde çok fazla vurgulanmasa da bazı sahnelerde bu öz mücadeleyi yakalamak mümkün. Üstelik, kimi zaman kendi halkıyla girdiği “mücadeleler” de Gandhi’yi zorlamaktaydı.

Bu yazıdaki amaç filmin akışının üzerinde durmak yerine, Gandhi’yi anlama adına filmde işlenen genel ruhu aktarmak ise söylenmesi gereken en önemli şey, Mahatma’nın mücadelesinin ve başarısının arkasındaki anahtar kelimenin “öz değeri tekrar canlandırmak ve Hint halkına özgüvenini geri vermek” olduğudur. Gandhi’nin yaptığı her eylem, mücadelesindeki attığı her adım, kısacası benimsediği yöntemlerin tümü Hint’e özgüdür. Bu nedenledir ki filmin başında Güney Afrika’ya giden bir İngiliz centilmeni, bağımsızlık mücadelesine tam anlamıyla giriştiği zaman tam bir Hint yerliye dönüşür. Bunun için de ilk önce Gandhi, “gerçek Hindistan”ı tanıma sürecine girer. Ama Gandhi’nin Hint’e özgüvenini geri verme mücadelesi kolay değildir. Güney Afirka’dan döndükten sonra, Hint halkına yapılan bir halka açık konuşmada Avrupa tarzı kıyafetlerle konuşan Sardar Patel ve M. Ali Cinnah’ın ardından yerli kıyafetlerle kürsüye çıkan Gandhi’yi görenlerin salonu terk etmeye başlamaları bunun açık örneğidir. Ancak Gandhi’nin konuşmasında halkın yaralarına dokunması, onların gönüllerine yerleşmesini kolaylaştıracaktır. Filmin ilerleyen sahnelerinde Gandhi’nin “eğer onlarla beraber olmak istiyorsam onlar gibi yaşamalıyım” sözleri onun yönteminin kilit ifadesidir.

İngilizlerin, Hint ekonomisine yaptığı darbeler ve bunun halka çektirdiği acıların üstesinden gelme adına Gandhi’nin İngiliz malı kıyafetleri yaktırma eylemi ve tarihi tuz yürüyüşü İngilizlerle işbirliği yapmama, onları yıldırma ve yıpratma, sivil itaatsizlik gibi yöntemlerinin en başarılı örneklerini teşkil eder. Hint’i tanıyanlar için bu eylemlerin sembolik değerlerinin de ne kadar yüksek olduğu açıktır.

İngilizler her ne kadar O’nu ve yöntemlerini küçümsediklerini, yapılan görüşme sırasında önlerindeki kağıtlara karalamalar çizerek somutlaştırmış olsalar da Gandhi’yi durdurma adına birçok kez onu tutuklamış, yargılamış, kimi zaman da uzlaşma yoluna gitmeyi denemişlerdi. Sonunda ise Gandhi liderliğindeki Hint’in bağımsızlık isteklerine teslim olmuşlardı. Ancak bunun intikamını, filmde de görüldüğü üzere, Hindu-Müslüman farklılığına yaptıkları vurgularla Hint’i parçalama yolunu seçerek aldılar.

İngilizlerin fitnesine karşı Gandhi’nin, bir Müslüman küçük çocuğu öldürdüğünden cehenneme gideceğini söyleyen bir Hindu’ya, küçük bir Müslüman çocuk bulup onu iyi bir Müslüman olarak yetiştirmesini nasihat ettiği sahne film boyunca O’na duyduğunuz saygıyı perçinleyecek cinsten. Film üzerinden Gandhi ve felsefesini toparlarsak O’nun ulu mesajı; şeytanın sadece kendi kalplerimizde olduğudur. Belki geçmiş nesil tam olarak Gandhi’yi anlayamadı, umarız O’nun ulu mirası bugüne ve geleceğe merhem olur.

Mahatma Gandhi, iyiki doğdun!!!…..