ABD Devlet Paradigmasının Ruhu“Polis Devleti..”-3-

0

“Devlet” dediğimiz mekanizma cansız bir nesnedir. Ona hayat veren toplumun kendisidir. Toplumun karakteri devlete yansır. Devleti yönetenler, o cemiyetin içinde çıkarlar. Kuran’i söylemi ile ifade edersek “Siz nasılsınız, sizi yönetenlerde öyledir.” Dolayısıyla devleti temsil eden memurlar ve yöneticilerin davranış kodları toplumun içinde gizlidir. ABD toplumunu önceki makalelerde analiz etmiştik. Orada da ortaya çıkan sonuç, ABD, ergenlik problemleriyle yüzleşemeyen sorunları halının altına iten bir milletle karşılaşmıştık.

Bugün, ABD devletine yöneltilen suçlamaların merkezinde “Polis Teşkilatı” var. Sorun orada kendisini daha sık gösteriyor. Polisin,  ABD halkının bir yansıması olduğunu, Trump’ın da sözlerinin ve eylemlerinin de ABD toplumunun paradigmasının izlerini taşıdığını unutmamız gerekir. Olayları bu eksenden baktığımızda yaşanan hadiseleri analiz etmek daha kolaylaşır.

Analizde sorulması gereken sorulardan biri şu olmalıdır.

ABD Bir Polis Devleti Mi?

Cevap kısa ve net evettir. O zaman ikinci soruya cevap vermek lazımdır. “Neden kendini demokratik sınıfa koyan hatta bu konuda örnek ülke diye akademik çevrelerle pompalanan ABD rüyası niçin bir polis devletini ikame etmiştir?”

Öncelikle polis devletinin ortaya çıkışına bakalım. Fransız ihtilali bitmişti. Napolyon savaşları ile ihtilalin fikirleri Avrupa’da yayılmıştı. Halklar krallara karşı mücadeleye girişmiştiler. Krallıklar iktidarlarını nasıl devam ettirecekleri sorusuna cevap bulmak üzere 1815 de Viyana da bir araya gelmişlerdi. Toplantıda cevap aranan soru şu idi. “Krallık rejimine ve sisteme başkaldıran halkın üzerine ordu gönderilir mi?” Sorusuna cevap verilemiyordu. “Ordu düşman ülke üzerine ağır silahla saldıran birliklerdir. Halkın üzerine gönderilebilir mi? ,Halka ağır silahlar yönetilirse bunun adı katliam olur. Bir müddet sonra krallar yönetecek halkları bulamazlardı.” O zaman “düşmanı” yeniden tarif etmek lazım sonucuna ulaşıldı.

Halk Devletin Düşmanı Mıdır?

Düşman tarif edildi. Kurulu sistemi halk yıkmak istemektedir. Dolayısıyla statüko göre halk düşmandır. Halkı yok edilmezdi. Yoksa sistem anlamsızlaşırdı. Onun yerine Osmanlının tabiri ile halkı tediblendirmek yani “kulağını çekmek lazım” dı.  “Peki, bu nasıl yapılacaktı.” Sorunun cevabını Metternich verdi.  Polisle olacaktı. Çünkü şehir güvenliğinden sorumlu polislerdi. Onun elindeki silahlar halkı öldürmeyecek kadar hafif olmalıydı. Cop, düdük, su püskürtücüler vs. bunlardan öteye gidilmemeliydi.  Adına “Metternich sistemi denen Polis devleti” ortaya çıkar.

Polise Silah Verilmeli mi?

İşin acı tarafı bu modeli 20.yy son çeyreğinde dünyadaki sözde demokratik ülkelerde kullanılmaya başladı. Bu sistemin zayıf noktası polise öldürücü silah verilmeli mi? Sorusuydu. Genel cevap evet olunca o zaman polisin bunu ne zaman kullanacağı kanunun çerçevesinde tanımlanmalıydı. Amaç keyfi uygulamaların önüne geçmekti. Polis olaya silahla müdahale edecek safhaya gelirse kuralları kanunla belirlendi. Tüm dünyada “polis devleti” statüsünde olmayan ülkelerde polisin yetkileri kanunlarla sınırlandırıldı. Ama devlet paradigmanızı polis üzerine konuşlandırdığınızda durum değişiyordu. Devlet kendi halkını “düşman, hain, terörist” gibi sıfatlarla sınıflandırdığında polisin silah kullanması da meşrulaşıyordu.  Bu süreçte silah yetkisi kanunlarla olağanüstü durumlarla sınırlandırılarak vatandaşlar her hâlükârda korunmalıydı. Çünkü kural şudur. “Devletler halk içindir. Halklar devlet için değildir” prensibi demokratik devletlerin paradigmasını oluşturmaktaydı.

ABD de Halının Altına Süpürülen Sorun; “Siyahiler-1-“

Genetik Kod Davranışları Belirler.

Ama toplumsal genetik kodunuzdan  “ben ve öteki” algısı varsa sonuçta “öteki ye” yaşam hakkı verilmez. Eğer devlet bu paradigma üzerine inşa edilmiş ise “Öteki” ye ırkından, kanından zihniyetinden dolayı “hain, terörist” sınıfına sokulur. Polisin ötekisinin boyuna bastırıp öldürmesi suçu suç olmaktan çıkar! Polis görevini yapar.  Bugün ABD de olan ve Trump’ın davranışları bu paradigmanın sonucudur. Hele birde ABD gibi ülkede toplumun en alt katmanlarındaki beyazları polis yaparsanız en fazla 20 haftalık eğitimle veya ordudan ayrılan askerlerinin eline silah verip sokaklara gönderirseniz. Karşınıza bugün yaşananlar çıkar. O zaman Beyaz Saray Oval Ofisinde konuşulduğu gibi bu insanlar niye sokaklara döküldü, niye bağırıyorlar “diye kendi kendinize anlamsız sorular sorup cevap aramaya başlarsınız.

Göstericilerin üzerine şiddet uygulayan polisi göndermeye devam edip, onların yaşam haklarını hiçe saymaya devam ederseniz. Bir sorunu çözmek yerine daha fazla yeni sorunlar doğurmaya başlarsınız.

Siyah Hayat Önemlidir.

Sonuçta ABD daki Beyaz toplumunun siyasi uzantısı olan Cumhuriyetçiler ve bazı Demokratlar şu soruya cevap vermelidirler. “Siyahi hayat önemli midir?( Evet önemlidir.)” Yapılması gereken ise bunu engelleyen Polis devletini terk edip, demokratik devleti oluşturmaktır. Yoksa bu yapılmazsa polisin yetkilerini artırarak yola devam edilecek ise şu tarihi sonuca ABD hazır olmalıdırlar. Metternich polisi devleti kaybetti. Halkların iktidarda olduğu milli devletler Avrupa doğdu ve hala yaşıyorlar.